7 Aralık 2012 Cuma

İzmir Tiyatro Festivali 2012

ULUSLARARSI  İZMİR  TİYATRO FESTİVALİ  2012

Gaziemir Belediye Kültür Merkezi
İsmet İnönü Sanat Merkezi
Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi
Konak Melek Ökte Sahnesi
Konak Sahnesi
Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi
Konak Belediyesi Selahattin Akçiçek Salonu
07 Aralık 2012 Cuma




Kurtuluş(Soğuk Heykel Gösterisi) 19:30


08 Aralık 2012 Cumartesi




Bir Çeşit Masal - Epik 20:30


09 Aralık 2012 Pazar




Elma Hırsızları -Dram 15:00    .     .                      Her Şartta Kadın Var -Dram 20:30
Basit Bir Ev Kazası 20:30

10 Aralık 2012 Pazartesi


Şu Çılgın Türkler    20:30
Sınır (Kara Mizah) 20:30
Ada- Dram    20:30
Ferhangi Şeyler  20:30

11 Aralık 2012 Salı

Hamlet -Kürtçe   20:30
Duvar -Dram         20:30

Kıyıya Oturmanın Böylesi 20:30
Ben Bertolt Brecht 20:30

12 Aralık 2012 Çarşamba


Albay Kuş           20:30
Çirkin -Dram     20:30
İmparatorluk Kuranlar (Kara Komedi) 20:30
Kerem Gibi     20:30

13 Aralık 2012 Perşembe
Meddah 2012 -Stand up 20:30



İntifada(Maskeliler (Dram) 20:30
Marx'ın Dönüşü   20:30

14 Aralık 2012 Cuma
Ben Anadolu       20:30



Bu Mutlu Günümüzde (Komedi) 20:30

Bir Arkadaş Aranıyor-Çocuk Oyunu 11:00
15 Aralık 2012 Cumartesi




Karanlıkta Komedi (Komedi) 20:30
Aşk Her Yerde (Komedi) 20:30

16 Aralık 2012 Pazar




Gılgamış Destanı (Müzikal) 15:00Matina ve  20:30


17 Aralık 2012 Pazartesi


Kulaktan Kulağa (Komedi) 20:30
Çocuklara Vurmayın 20:30
Çöplük (Dram)  20:30




Festival le ilgili ayrıntılar kendi sitesinde mevcut,  http://izmirtiyatrofestivali.org/?page_id=137

Biletler de mybilet ten alınabilir, http://www.mybilet.com/chart/izmir-tiyatro-fest/


Biz "Kıyıya Oturmanın Böylesi" ve "Karanlıkta Komedi"  ye bilet aldık, "Ben Bertolt Brecht" e gitmek isterdim ama onu daha geç gördüm (bu kadar toparlanmış değildi takvim, uğraşıp siz de zorlanma diye takvim haline getirdim :) Rica ederim :P ) büyük ihtimalle "Marx'ın Dönüşü" ne de giderim.

Sevgiyle ve tiyatroyla kalın.
N.

Huzur Çıkmazı - İzmir Devlet Tiyatroları


"Usta oyun yazarı Haldun Taner’in 1962 yılında kaleme aldığı oyunda bir lise öğretmeni olan Memnun Bey, ikinci eşi Zennube’ye karşı yoğun bir sevgi beslemekte ve eşiyle çok ilgilenmektedir. Memnun Bey, bu sevginin kadını bunalttığını, hatta kendisinden uzaklaştırdığını fark edememektedir. Gittikçe sinirleri bozulan genç ve güzel kadın, tedavi olmak için başvurduğu doktora yakınlık duymaya başlar, doktor ile Zennube’nin ilişkileri gelişir.  Memnun Bey’in hiçbir şeyin farkına varmaması, Zennube’yi daha da rahatsız eder ve onu öldürmeye karar verir; ancak bardağına koyduğu zehri yanlışlıkla kendisi içince hastaneye kaldırılır. Oyunda mutlak iyiliğin kötülüklere yol açabileceği anlatılmaktadır."

Oyun hakkındaki tek bilgim bu çünkü oyunculardan biri rahatsız olmuş ve oyun iptal edilmiş. Duyunca üzüldüm biraz, merak ediyordum çünkü :(

Neyse başka zaman seyrederiz.
Acil şifalar.


3 Aralık 2012 Pazartesi

Kendini Tanıma Kılavuzu

Biçok yerde yazdığı gibi,
-Daha başarılı bir hayat için
-Daha huzurlu bir hayat için
-Daha mutlu bir hayat için
-Zevkle geçecek bir iş hayatı için
-Aşk, tutku ve hayata bağlılığın sönmediği bir hayat için
daha pek çok
vs
vs
vs için yapmamız gereken tek şey kendimizi tanımak.

İnsanın kendini tanıması bana kalırsa oldukça zor bir olay, bi kendini tanıma klavuzu buldum,

http://www.psikoloji.web.tr/kendinitanimakilavuz.htm


uzun süren bi işlem ama en azından kendiniz hakkında düşünmüş olursunuz.



30 Kasım 2012 Cuma

Kendini tanıma testi (bilinçaltı testi)

Kendini tanıma testine başlamadan önce lütfen cevaplarınızı bir kenara not ediniz.

01-1- Çok nadir bir taşı bulmak için dağa tırmanmak üzere yola çıkıyorsunuz. Dağ hakkında neler düşünüyorsunuz?

01-2- Sonunda aradığınız taşı buldunuz. Ne tür bir taş ? Boyunu, ağırlığını ve değerini tanımlayın. 

02-1- Bir safari parkındasınız, yolu takip ederek otlakta ilerliyorsunuz ve bir dişi ile bir erkek aslanın büyük parçalar halinde çiğ etleri koparıp yediklerini görüyorsunuz. Ne düşünüyorsunuz?

03-1- Yıllardır kimsenin ayak basmadığı eski bir binadasınız ve yerin altına doğru inen bir merdiven keşfettiniz aşağıya doğru kaç basamak indiniz? 

03-2- Derken karanlığın içinden birinin sesini duydunuz. Bu kişi yavaşça ağlıyor mu? İnliyor mu ? yoksa sizinle konuşuyor mu? 

04-1- Külkedisi masalındaki yakışıklı prens camdan ayakkabınızı çirkin üvey kız kardeşinizin ayağında denerken siz de oradasınız ve ayakkabı üvey kız kardeşinize uyuyor. Bu kötü sürprize nasıl tepki verirsiniz?

05-1- Bir çilek bahçesine girdiniz. Çilekleri yemeye başladınız. Kaç tane yediniz? 

05-2- Çileklerini çalmakta olduğunuz çiftçi ortaya çıktı ve bağırmaya başladı. Kendinizi savunmak için ne dediniz? 

05-3- Tüm olanı biteni bir kenara bırakıp söyleyin, çileklerin tadı nasıldı?


Cevaplar;

http://hayattan-muaf.blogspot.com/2012/11/cevaplar.html



Aklımın iplerini tuttum

1- Yürüyüş yapıp kalça ve bacaklarını sıkılaştırmak için dün akşam easytone larımı alan çok sevgili kardeşim, bu deli gibi yağan yağmur sana gelsin.

2- En son şişmanların düğün fotoğraflarını çekerken istediğiniz şemsiyemi kimse geri getirmedi, haberin olsun zü ve ben bugün bu yağmurda şemsiyesiz kaldım.

3- Senin siyah trençkotunun sağ cebinde bi delik oluşmuş sevgili kardeşim, farkında mısın bilmem. Geçen gün deli gibi aradığın nütürcina dudak kremin de tam o delikten içeri kaçmış, deli dana gibi ben yürüdükçe trençkotun için sağa sola oynuyo. Otururken farkettim, bişey var bişey var; ce eee dudak kremin.

4- Akşama optimus praym a gidip, yapmayı planladığım kapkekler için kalıp malıp alcaktım ama hem tek başımayım hem de yağmur yağıyor. Gelen olmaz şimdi benimle.

Cevaplar

Önce cevaplar sonra benim cevaplarım,

01-1-Dağ hakkındaki düşünceniz babanızın gözünüzde nasıl biri olduğunu gösterir

(Etekleri biraz geniş, ilerledikçe yükseliyor ve çok dik değil. Etrafındaki dağların en yükseği; bazı yerleri kayalık bazı yerleri açıyor, bu dağda yürümek zor ve eğlenceli; manzarası da çok güzel.)


01-2-Taşı tanımlayan sözleriniz değeriniz hakkında hissettiklerinizdir.

(Kıpkırmızı, içinden çıkan ışıklar çevresine aydınlık veriyor; iki elimi açtığımda bile avuçlarıma ancak sığıyor; çok pahalı ve eşsiz bir taş.)

02-1- Senaryoya verdiğiniz tepki hayatınızda ilk defa cinsel içerikli film gördüğünüzde verdiğiniz tepkiye eşittir.

(Vaaaav harika, böyle bir ortamda onlarla içiçe olmak gerçekten mükemmel, önlerindekine o kadar odaklanmışlar ki beni görseler bile arar vermezler bana. Kesin dişi yakaladı avı, geyik mi o? )

03-1- Terk edilmiş binalar ve yer altı odaları gömülmüş anıları ve eski psikolojik yaraları sembolize eder. Az sayıda basamak inenler geçmişten daha az etkilenen insanlardır. Çok fazla inenler içlerinde derin yaralar. Taşırlar.

(Sonuna kadar indim)


03-2- Kendisiyle konuşan bir ses duyduğunu söyleyenler eski acılarını bir madalya gibi göğüslerinde taşırlar inleme sesi duyduğunu söyleyenler zor zamanlarını yalnız geçirmiş kişilerdir.

(Konuşuyo, allahım ölü mü o? :O  )

04-1- Bu durumda vereceğiniz tepki gerçek hayatta eşinizi çalmaya kalkışan bir rakibe vereceğiniz tepkiye eşittir. Sabırlı olmak bilgelik belirtisidir. Ama zaman zaman insan kendisine ait olanı elinde tutmak için savaşmalıdır.

(Konuştuğumuzda ona söylediğim bir cümleyi söylerim; ama külkedisinin ben olduğumu kesinlikle söylemem)


05-1- Çaldığınız çilek sayısı aşık olduğunuza inandığınız kişi sayısını gösterir. Bir tane yedikten sonra durduğunuzu söylediyseniz aşk hayatında sadık birisiniz. İki haneli sayılarla cevap verenleriniz ise libidolarını frenlemeyi düşünmeliler.

(3-4)

05-2- Bu sözler yasak ilişki sırasında yakalanırsanız söyleyeceklerinize eştir!

(Güzel görünüyorlardı, sadece tattım; canım gerçekten çok çekmişti. Szi etrafta görebilseydim izin isterdim, üzgünüm. Bu arada gerçekten çok lezzetlilerdi.)


05-3- Çileklerin tadı hakkında söyledikleriniz geçmiş ilişkiniz hakkında düşündüklerinize eşdeğer.

(Katıksız, mükemmel kokuyorlardı ve çok lezzetlilerdi.)

28 Kasım 2012 Çarşamba

Hissettiğin gibi yaşamak

Dün kötü bir gün geçirdim. Ölümün insanları nasıl çaresizleştirdiğini; insanların, sevdiklerinin ölmesine karşın hala hayatta oldukları için suçluluk duyabileceklerini ve hiçbir şey olmamış gibi normal yaşamlarına dönecekleri için kendilerini nasıl kötü hissettiklerini yeniden hatırladım. Ölüm maalesef bizim bir parçamız, bunu kabul etmek zorundayız. Ölüm bir kişiye hayatı boyunca bir defa geldiğinden yani alışılması zor olduğundan korkutucu görünür.

Genel olarak yıpratıcı bir günün ardından gözlerimi açtığımda devasa bir alışveriş merkezindeydim, yapayalnızdım. Bulunduğum noktanın sağında yine devasa yağlı boya tablolar, tuvaller ve fırçalar varDI. 1,63 üm ve boyum kadar taboları çevirip çevirip inceledim, hepsi harika ve bir o kadar yapılabilir göründü. Onların hemen arkasındaki büyüüük sepetlere yerleştirilmiş fırçaların yanına gittim tabloları bırakıp; biraz uğraştıktan sonra işime yarayan 3-4 fırçayı aldım, burası mükemmel gerçekten. Belki bi bölümü falan vardır buranın oturup tablolarını yapabileceğin, rahatlatıcı.. Kendimi şu sürekli gittiğim canlı mankenler ve tamamen arzu ettiğim kıyafetlerle dolu dükkanda gibi hissettim.

Öperim.
N.

27 Kasım 2012 Salı

Ekrem Habipoğlu'na

"Babam vefat etti."

Seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun Ekrem Abi. Bişeyler yazabilmek isterdim ama kelimeleri toparladıkça daha fazla dağılıyorlar.

Her zaman yanındayım.

N.

26 Kasım 2012 Pazartesi

Mutlaka okuyun



Beni sevin,
Benim gerçekten sandığınızdan daha fazla sevilmeye ve önemsenmeye ihtiyacım var.

Ne olduğumu söyleyin bana, hayatımın şu noktasına kadar sizin tespitinizle en iyi yaptığım şeyi ve en yapamadığım şeyleri sıralayın; huylarımı da, en iyisi ya da iyilerini ve en kötü ya da kötülerini yazın bi kağıda verin bana. Ben kendimi tanıyamıyorum.

Resmen gelişine yaşıyorum ve bu durumdan çok rahatsızım. Bir şeyleri başarabileceğime inanmak istiyorum, destek olun bana.

Bir işe yaradığıma inanmak istiyorum çünkü son zamanlarda hissettiğim en ağır duygu bu ve hiçbir konuda başarılı olamadığım hissi de tuz biber.


Kardeşlerim! Bana yardım edin.

Yukarıda istediklerimi yazın bi kağıda verin bana, ya da çakralarımı açın; bişey yapın, kurtarın beni.

Sizi seviyorum.
N.

22 Kasım 2012 Perşembe

Kardeşime!

Sadece bikaç kelimelik bir kararla hayatımızın akşını değiştirebiliyoruz. Alışıyoruz yeni hayatımıza ya da zorluk çekiyoruz alışmakta.

Yenilikler hep iyidir, geliştirir ve değiştirir bizi. Yeter ki cesaret edebilelim.


Sevgili küçük kardeşim! Kucaklıyorum seni cesaretinden ötürü. Şimdi belki biraz zorluk çekeceksin, bıkacak; sinirleneceksin ara sıra ama inan ki en doğrusunu yaptın.

Seni seviyorum.

16 Kasım 2012 Cuma

N.S.İ.


Tüm eylemleriniz, kendinize bir öz inşa etme hedefi taşıyor. Sizi var edenin etrafınızı çevreleyen koşullar değil, kararlarınız ve tercihleriniz olduğunu düşünüyorsunuz. Jean-Paul Sartre, varoluşçuluğu bir tür sorumluluk ve eylemlilik felsefesi olarak görüyordu. Bu yüzden de hayatı boyunca bir kez bile karamsarlığa kapılmadı. İnsanın eğer isterse başka bir dünyayı mümkün kılabileceği fikrine kapılmamızı sağlayan filozoflardan biriydi. Hiçbir zaman “böyle gelmiş, böyle gider” demedi. Ona göre insan “özgür olmak” için vardı. Geçmişe ve şimdiye baktığınızda hiç de iyi şeyler görmüyorsunuz, ama karamsarlığa kapılmıyorsunuz. Çünkü bu kötü şeyler dünyayı değiştirme isteğinizi kamçılıyor. Pek iyi bir öğretmen sayılmazsınız, kimseyi kendiniz gibi düşünmeye zorlamıyorsunuz. Ama ne zaman konuşmaya başlasanız, şimdiye kadar düşünülmemiş ihtimaller beliriyor ufukta. Karanlık bir geçmiş ya da şimdiden, insanın kendi özüyle inşa edebileceği ve sorumluluğunu bütün hücreleriyle üstleneceği bir geleceğe köprü kuruyorsunuz.

N.s.i.


Sizi tanımlayan kelime şeffaflık. İçiniz dışınız bir. Duygularınızı hissettiğiniz anda bir şekilde ifade ediyorsunuz. Bu yüzden de kendinizi kontrol altında tutamadığınız düşünülüyor. Kimi insanlar sizi kontrol etme ihtiyacı duyarken, kimileri de ne zaman ne yapacağınız belli olmadığından sizden çekiniyorlar. Aşk hayatınızda o kadar belirleyici bir yere sahip ki bu uğurda değil arkadaşlarınızdan ve ailenizden, kendinizden bile rahatlıkla vazgeçebilirsiniz. Öte yandan partnerinizin kıskançlık ya da sahiplenme gösterilerine de pabuç bırakmıyorsunuz.
Aşkın yerini iktidar ilişkileri aldığında, ayrılığın sizi öldüreceğini bilseniz gene özgürlüğünüze koşuyorsunuz.

İyi düşünün, pişman olacağınız kararlar vermeyin.

Geçen her dakikayla birlikte içime kapandığımı hissediyorum. Kimseyi görmek istemiyorum, kimseyle konuşmak istemiyorum; beynimde tamamen bana ait bi dünya kurdum, orda sessiz ve mutlu bir hayatım var; ikilemlerden uzak, güvensizlikten uzak.

Özgürüm ve tek başımayım orda.

Yavaş yavaş delirmek bunun gibi birşey sanırım.

Haykıramıyorusunuz istediklerinizi, istediklerinizi yapamıyorsunuz. Hapsetmişler sizi bi eve, kimse sizinle konuşmuyorlar, size güvenmiyorlar.

Keşke hep yalnız kalsaydım da kafamı bunca gereksiz şeyle doldurmasaydım, eskiden olduğu gibi sakin ve huzurlu bir beyne sahip olsaydım.


Bu da hayatım boyunca keşke dediğim 3. şey; bari daha fazla olmasalar.

Kararlarınızı doğru verin lütfen, hiç kimse ve hiçbir şey etkilemesin sizi, ne aileniz ne arkadaşlarınız ne kızgınlıklarınız; çünkü, kendi hayatınızı kendiniz yaşayacaksınız ve malesef bildiğim kadarıyla dünyaya bir defa geliniyor.

Beni dinleyin.
N.

12 Kasım 2012 Pazartesi

10.11.12 Ankara 1

İlerliyoruz, cart bakanlığı; ilerliyoruz curt bakanlığı; ilerliyoruz tart bakanlığı, hart bakanlığı kaldırımda ufacık mavi bir büfe devam ediyoruz hurt bakanlığı, zart bakanlığı, zurt bakanlığı; allahına kadar bakanlık dolu cadde, halka zerre yararı dokunmayan bakanlıklar. Sola dönüyoruz, kırmızı plaka 0034 ardından gözleri fıldır fıldır içi koruma dolu bi araba sonra yine kırmızı bir plaka sonra yine korumalı araç yine kırmızı plaka sürüp gidiyor derken aradan bi Hummer; öyle arabalarla alakalı müthiş heveslerim yoktur sadece iki araç istiyorum biri Cadillac Rod Hot 33-34;



 Bo Zolland - Cadillac Rod Hot 33-34
diğeri de Rolls Royce Phantom

RR Phantom
şimdi bunlara Hummer de eklendi, modeli konusunda düşünmedim pek ama hayal ediyorum da kapıyı açıp indiğimi, ooohh bebeğim cennetten mi düştün sen? Alcam birinizi, görceksiniz. Doldurcam içine kızları RR'nin; gelsin şaraplar, gelsin şampanyalar; istediğiniz erkeği atabilirsiniz arabaya sonsuz izin veriyorum yeeeeh huuu..

Çok hızlı ve anlaşılmaz bi Ankara gezisiydi bu, Ankara'ya ilk defa gelen biri burayı bakanlıktan ibaret zanneder, (örnekleri mevcut) yol komple; iki saate bir, bir saat çiş molası vermekle geçti zaten, e oraya gidince de kim senin lafını dinler sakalın mı var evladım, orta yaşlılar ve hafif yaşlanmışlar toplanır; biz gelmiyoruz oraya otobüsü buraya getirin derler sen de dımdızlak kalırsın. Programsız davranışlar minicik çocukları ne kelime koca koca insanlı bile toparlamana izin vermez. İnsanlar konuşa konuşa bebeğim, nerden anlayalım ne yapılacağını, söylemen lazım.



Her şeye rağmen harika bir seyahatti, beni kendime getirdiniz.
Öperim.
N.






                      

4 Kasım 2012 Pazar

Vakit


-Geç di mi?

-Geç...  O kadar geç ki..

Adet öncesi ruh hali

Şu adet öncesi dönemlerimden nefret ediyorum. Böyle garip, anlaşılmaz bir ruh haline bürünüyorum, hani Mazhar Alanson'un "Öyle haller içinde ki halim, türkçeye çevirmeye yok mecalim." cümlesindeki hali alıyor halim.

"Allahım o nasıl bir bunalımdır, nasıl bir dünyadan kopuş, nasıl bir kendini her şeyden soyutlayıştır? Bütün dünya bana karşı, tek bir sevenim yok, tek bir önemseyenim yok, ölsem kimsenin umurunda bile olmam; zaten ben neden doğdum ki, bi haltı başaramıyorum, hiç birşey mutlu edemiyor beni; şu süte bi fare zehiri koyayım en iyisi. Of ne biçim gözyaşım varmış ya bi türlü kurumadı.

Canım hiç birşey yapmak istemiyor, yanımda hiç kimseyi istemiyorum; zaten herkes öküz, kimse durumumun farkında olup arkadaşçığımın yanında olayım, ona destek vereyim demiyor. Her saniye yanımda olan insanlar neden şu zamanda hep uzağımdalar ki. Ben dedim işte, kimsenin beni umursadığı yok. Ben niye bu kadar yalnızım ki?"


Tırnak içinde okuduklarınızı kesinlikle düşünüyorum hem de her adet öncesi dönemimde. Hani dizilerde filmlerde falan dipnot geçiyo ya, yer kişiler falan tamamen hayal ürünüdür diye; bu düşünceler de aynen öyle hiçbir gerçekliği yok ama maalesef düşünüyorum işte :)

Kan hücrelerime sesleniyorum;
"Hadi bebeğim, gelin de bitsin bu ruh hali işkencesi, hadi! Razıyım belimin ağrısına, yeter ki gelin."
Sizi seviyorum.
Şimdi uyuyorum uyandığımda gelmiş olun.
Öperim.
N.

1 Kasım 2012 Perşembe

Goran Bregovic - Jeremija



Dk 1:05 :) Harikasın sen Goran.

Öpücükler.
N.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Dean R. Koontz - Kurbanlar

Bu kitabı nerdeyse bi 6-7 yıl önce okudum belki de daha fazla. Genel olarak bu tarz kitapları okumazdım Stephan King'in " O" romanına başladığımı hatırlıyorum hani şu üstünde koca iğrenç bi palyaço resmi olan kitap, büyük ihtimalle bikaç sayfasını okuyup bırakmışımdır ama hiçbir şekilde kitapla ilgili hiç bir şeyi hatırlamıyorum yani hala Dean R. Koontz'un Kurbanlar'ı bu dalda okuduğum ilk ve tek kitap.

Küçük bir kasabada ortaya çıkan garip bir yaratığın öldürdüğü yüzlerce insan.. Kitabın her kelimesinde ölesiye bir korku hissettiriyor Koontz insana.

Sıcaktan bunalmış bir yaz günün akşamını düşünün, etrafta koşan miniklerin cıvıl cıvıl sesleri, oynadıkları oyunların onlara ne denli haz verdiğini anlatan kahkahaları; orta yaşlıların grup grup oturup seslerinden mükemmel olduğu belli sohbetleri, henüz hava serinlememiş olduğu için evin açık olan nerdeyse tüm kapı ve pencerelerinin arasında yatak odasında cenin pozisyonunda oturan ben. Sebep? Çünkü korkudan altıma etmek üzereyim.

Her an pencerenin önünde belirebilir, elimi dahi kımıldatsam anında onu yakalayıp kesebilir, diğerlerine yaptığı gibi. Sürekli gözlerimin bakmadığı yönde olduğuna o kadar eminim ki. Tuvaletim geliyor ama korkudan ayağımı yataktan aşağıya indiremiyorum çünkü o kesinlikle yatağın altında, zaten okumaya başlamadan önce evin nerdeye tüm ışıklarını yakmıştım, kapıdan gelecek olursa onu göreceğim, kendimi savunmam için yetmez belki ama en azından beni öldüren iğrenç yaratığın neye benzediğini bilirim. Tuvalete de gitmem gerek, of kılımı bile kımıldatamıyorum korkudan ne tuvaletine gideceğim, en iyisi olduğum yerde oturmak. Biraz okumasam mı? Ama o zaman daha çok korkuyorum ve zaten çok da merak ediyorum neden okumayayım ki? Hem onu yakalayıp öldürebilirlerse belki ben de rahat ederim, en iyisi okumak.

Çıkırt! Anahtar sesi mi o? Hassiktir geldi, napçam ben şimdi, kımıldamamlıyım hatta nefesimi de tutsam iyi olur. Tak! Kapandı kapı. Allah kahretmesin ya neden dışarı çıkıp orda okumadım ki, farketmeme olasılığı var mı acaba beni? Ölmek istemiyorum, işkenceyle ölmek hiç istemiyorum. Ayak sesleri! Bu tarafa doğru geliyor, geldi. Baba yaaa. Neden bu kadar sessiz giriyosun ki içeri, ödüm patladı; bak zangır zangır titriyorum.

Ben hayatımda böyle bir kitap okumadım, ger saniyesi gerilim, her saniyesi korku. Delirtir bu kitap insanı.

Arkadaşım arkadaşından almış, ben de ondan alıp bi günde geri verdim yani malesef kitabın aslı bende değildi. Bikaç yıl hep aradım, girdiğim tüm kitapçılara sordum hiçbirinin haberi yok öyle bi kitaptan, en son 2008'de İstanbul Kadıköy'de bi kitapçıda buldum, sevinçten nasıl havalara havalara zıpladığımı anlatamam, sonuçta kesinlikle kitaplığımda olması gereken bi kitaptı. Ama onu bidaha asla okumaya cesaret edemedim.

Sevgiyle kal Dean.
Öperim
N.

12 Ekim 2012 Cuma

Sevişmek!

Su vücudumuzun 4/3'dür ve bizim için yaşamsal değerdedir. Kısa vadede su olmadan yaşayamayız, uzun vadede düşünürsek de yiyecek olmadan, di mi?

Kişisel olarak düşünürsek su ve yemeksiz bir hayat olmaz fakat bu, işin bencil tarafı. Arkadaşım, biz sevişmezsek su ve yiyeceğe ihtiyaç duyacak nesiller oluşamayacak o halde şu sonuç çıkar; su ve yemek şahsi olarak herkesin ana ihtiyacı; sevişmek ise dünyanın devamlılığının ihtiyacı su ve yiyeceklerden önce.

Sevişmekten güzel ne var diye düşünüyorum..
düşünüyorum...
hala düşünüyorum..
şunlara değişilir mi acaba;
Çok sıkıştınız altınıza işemek üzeresiniz, saatlerdir tutuyorsunuz ve ne işeyecek bir tuvalet ne de en az onun kadar uygun bir yer buldunuz derken.. aman tanrım işte işenecek bir yer ve işiyorsunuz, mükemmel derecede rahatlatıcı.
Yine çok sıkıştınız bu sefer büyük tualetiniz! Offf.. Patlayacaksınız, bu kadar berbat bir duygu olabilir mi, tutmakta nasıl zorlanıyorsunuz anlatamam... ve işte boşaltım sisteminizi rahatlatacak bir yer. Bu da eşsiz derecede rahatlatıcı.
Bu sefer fotoğraf çekiyorsunuz, modelinizi mükemmel bir pozda yakaladınız, içiniz titret. Bu zevki dünyada hiçbir şeye değişemeyeceğinizi düşünürsünüz ve tüyleriniz diken diken olmuştur.

Değişilir mi sevişmek, mithiş derecede rahatlatıcı yahut içinizi olabildiği kadar titreten şeylere?
Hayır. Çünkü sevişmek herşeyi içine alıyor.  Duygusallığı hissediyorsunuz, içiniz ürperiyor dokunuşlarda, zevkin ne manaya geldiğini her seferinde çok net hatırlatıyor size, üstün olma becerinizi ortaya çıkarıyorsunuz bu da sizi daha kendine güvenli bir insan yapıyor, dünya sorunlarıyla hiçbir bağlantınız kalmıyor, yenileniyorsunuz, tutkuyla hedeflerinize nasıl da rahat ulaşabileceğinizi yeniden ve yeniden kanıtlıyor size, aşkın mucizevi derecede herşeyi altüst edebileceğini söylüyor size her seferinde, doruklara ulaşmak için çabanın gerekli olduğunu ve asla vazgeçmemeniz gerektiğini anlatıyor, şefkati; önemsenmeyi; duyguların karşılıklı olduğunda nasıl da mükemmel bir yaşama sürüklediğini hatırlatıyor, arzunun önemini kavrıyorsunuz, gerektiğinde nasıl sert olabileceğinizi, ya da yumuşacık bir insana nasıl dönüşebileceğinizi öğretiyor. Dünya üzerindeki hangi eylemde var bunca kendini öğrenme ve uygulama? Hiçbirşeyde.

Sevişin gençler sevişin, zevkine payidarı yoktur bu işin. "Neyzen Tevfik"
Öperim.
N.

5 Ekim 2012 Cuma

Goran Bregoviç'e

Üzgünüm Goran Bregoviç, gelemedim seni dinlemeye. Sağlığım yerinde olsaydı da param olmasaydı keşke, içmezdim bi bira ama seni yalnız da bırakmazdım, eşlik eder müziklerine bağıra çağıra söylerdim şarkılarını, hoplayıp zıplar verdiğin coşuyu sonuna kadar hissederdim iliklerimde.

Bir daha ki sefere söz veriyorum, kesinlikle geleceğim.
Seni seviyorum,
Öperim
N.

22 Eylül 2012 Cumartesi

2050 de Robotlarla Sevişeceğiz

Dün onca şehit haberleri, balyoz davasının sonuçlanması vs arasında bi haber vardır.

2050'de robotlarla sevişecek mişiz. Acaba bu eşimizi aldatmak olur muymuş falan filan.

1- Hükumet işi böyle götürürse 2050 yi görebilecek miyiz?

2- Bu robotlar her eve dağıtılacak mı yoksa genelev gibi bi yerde mi toplancak?

3- Duyguları olmıcak di mi? Biz kadınlar duygusalız bize diğer erkeklerden daha nazik davrandı; kadın olduğumu hissettirdi diye aşık olabiliriz.

4- Bizi dinleyebilcek mi? Tamam cinsel temas da önemli bizim için ama malesef konuşma ihtiyacımız da var ve bunu gidermek zorundayız, bizi dinlese iyi olur.

5- Her istediğimizi yapabilcekler mi?

6- Madem bişey yapıosunuz hakkını verin. Robotlara nasıl yükleyebilirsiniz bilmiyorum ama hassas noktalarımızı öğretin ama önsevişmeyi uzun tutan robotlar yapın, parmaklarını bedenimizin neresinde gezdirmeleri gerektiğini kendiliğinden bilsinler ve allah aşkına sevişirken konuşamasınlar yoksa normallerinden hiç bi farkları olmaz. Kahır çekmek istemiyoruz biz sevişelim bitsin gitsin, ne biz arkamıza bakalım ne de o.

Birleştirilmiş bi metal yığını, çamaşır makinesi gibi bişey, fakat sizinle konuşabiliyor, sizi anlayabiliyor, sizi öpebiliyor, size dokunabiliyor. İnsan nasıl hisseder ki kendini acaba? Aşık olmaz mı ona? Hayatın boyunca beklediğin, istediğin herşey bu erkekte var, robot olması birşey değiştirir mi? (yaş ilerledikçe performans düşüklüğü olmaz işte fena mı )

Haberi okuduktan sonra 62 yaşıma kesinlikle gelmeye ve bu deneyimi yaşamadan kesinlikle ölmemeye karar verdim. :D

17 Eylül 2012 Pazartesi

Lütenitsa Nasıl Yapılır - Görsel açıklaması ile birlikte

 Evde canım sıkılıyo, kitap okumak istemiyorum, fotoğraf çeksem kompozisyon yaratmak lazım; o kadar düşünemicem, sohbet etsek; zü bursada kardeşimin de beli ağrıyo e uyumak da istemiyorum bari lütenitsa yapayım dedim.

İki lütenitsa tarifi varmış, birinde domates fazla (yani bu tarif) diğerinde de biber fazla oluyormuş, ikisinin de lezzeti farklı.

Malzemeleri,
6 kg domates
2 kg kırmızı etli biber
1 kg
patlıcan
Yarım kg havuç
4 çay bardağı sirke (Benimki biraz ekşi oldu iki bardak koysanız daha iyi olur sanırım)
2 baş sarımsak
2 yemek kaşığı tuz
4 yemek kaşığı sıvı yağ
2 tatlı kaşığı toz şeker

Yapılışı,

Önce her şeyi tek tek yıkıyorsunuz. Biber ve patlıcanları közlemeniz gerekiyor, aslında ateşte közlense çok daha lezzetli olacak da imkanınız varsa. En azından patlıcanların ateşte közlenmesi taraftarı ve bu konularda yetenekli bir anne veya kayınvalideye sahipseniz işiniz çok daha kolay, gönderiyorsunuz ona, o közlüyor size.
Közlendikten sonra bir kabın içine aldığınız patlıcanları streçle sıkıca kapatıyorsunuz ki kolay soyulsun; benim patlıcanlar pek kolay soyulmadı da neyse :)
Yıkadığınız biberlerin başlarını ve çekirdeklerini çıkarıyorsunuz, iyice kuruluyorsunuz; fırın tepsinine folyoyu güzelce yerleştirip biberleri diziyorsunuz, folyo koymazsanız fırın tepsiniz mahvolur. 200 derecede 40 dakika pişiriyorsunuz biberleri, ilk yirmi dk sonra yerlerini değiştirirseniz çift taraflı közlenir benim gibi çıkarmaya beş dk kala çevirmek aklınıza gelmezse iyi edersiniz :D fırından çıkarınca onları da folyoyla bir güzel sarıyorsunuz. İsterseniz 10 dk beklesin isterseniz yarım saat hiç fark etmez ama daha fazla beklerse daha iyi soyulur diye düşünüyorum. Benim bazı biberler, çok aşık olduğunu yada çok sevişmek istediğiniz bir erkeği ne hızla soyduğunuzu farkında olamamanız gibi hızlı soyuldu, bazılarıyla ise iki saat uğraştım.
Havuçları yumuşayana kadar kaynatmanız gerekiyor, dk veremiyorum çünkü ben annemden hazır kaynamış şekilde arakladım yarım kg :P
Domatesleri yıkayıp kabuklarını soyuyoruz, ben biraz bu tarz şeyler konusunda kör cahil olduğum için aldığım domatesler resmen soyulmuyodu iki saatte zor soydum. Nerdeyse bir buçuk kilo vardı domateslerden attığım çöp, yarısı gitti domateslerin yani :D
Sarımsakları soyuyoruz.

Domatesi, patlıcanı, biberleri, havuçları ve sarımsakları hallettikten sonra geçiyoruz rondolamaya. Hepsini rondodan geçiriyoruz. Ben annemden aldığım 19 kglık tencereye koydum malzemeleri, domatesi döktüm ardından patlıcan biber ve havuçları. En büyük tipte kısık ateşte bir saat kaynattım, ara sıra karıştırarak ama yüksek ateşte sürekli karıştırarak da yapabilirsiniz. Bir saat sonra karışım balon balon kaynamaya başladığında sirke, sarımsak, tuz, sıvı yağ ve toz şekeri ekliyoruz. Ortanca tüpe alıyoruz ve yüksek ateşte bir buçuk saat sık sık karıştırıyoruz. Karışımın seviyesinin tencereye koyduğunuz noktadan daha aşağı inmesi gerekiyor 3-4 parmak kadar falan, yani suyunun iyice çekilmesi gerekiyor.

290 glık 14 kavanoza denk geliyor hemen hemen.
Kavanozları iyice yıkayıp kurutuyoruz, küflenmiş kapakları hiçbir şekilde kullanmıyoruz.

Lütenitsayı 1,5 -2 saat soğuttuktan sonra kavanozlara döküyoruz. sıkıca kapatıyoruz kapaklarını ve hepsini alacak büyüklükte bir tencereye önceden kaynama seviyesine kadar ısıttığımız suyun içine diziyoruz hepsini, suyun tüm şişelerin üstünü örtecek seviyede olmasına dikkat ediyoruz ve kaynatmaya başlıyoruz. Sudan kabarcıklar çıkmaya başladığından itibaren 20 dk kaynasın. Sonra altını kapatın ve istediğiniz zaman çıkarın.

Lezzetli oluyor.
Ben nasıl yapmışım kısaca seyredebilirsiniz :D












Sevgiyle kalın.
Öperim.
N.


16 Eylül 2012 Pazar

Kardeşime

Abla sen bana metali sevdirdin ben de sana Maaruul fayfı.

Seni seviyorum kardeşim.
Ablan.
N.

Kim karrrdişiiim :D

15 Eylül 2012 Cumartesi

Çanakkale Türküsü'nde Oyun mu oynanır lan? :@

Anladık Çanakkale'lisiniz ama Kurtuluşumuz için savaştığımız, binlerce şehidimizin kanlarıyla sulanmış, ardından binlerce ananın oğullarını, eşlerini, babalarını kaybettikleri için gözyaşları dökülmüş fakat vatanları kurtulduğu için rahat uyuyabildiği topraklarımızın en mühim zamanları için yazılmış bir türküyle -hatta bi yerde ağıt da sayılır- nasıl kalkıp da bir düğünün ortasında halay malay ne boksa çekebilirsiniz?

Aklınızla zorunuz mu var sizin? Siktirin
gidin, Çanakkale'den gelen misafirler için şu şarkıyı çaldırıyoruz buyursunlar döksünler kurtlarını deyin. Ne demektir böyle bir savaş için yazılmış mükemmel bir türküde oynamak? İçinde bulunduğumuz durumdan haberiniz yok mu sizin? Her gün hiçbir şey yokken onlarca şehit veriyoruz, hiçbirinizin mi oğlu yok? Böyle giderse siz de elinizde silahlarla savaşmak zorunda kalabilirsiniz vatan bütünlüğümüz için, hiç mi aklınız ermiyor? Bu kadar mı kuş beyinlisiniz?

Ben tayyipe laf ediyorum, çok üzgünüm gerçekten. Bu vatanın evlatları böyleyse, bu adamın daha beterlerini yapması gerek. Hak ediyor bu insanlar. Bi de ayırıyorum, şu şehirlerdeki, bu şehirlerdeki insanlar daha bilinçlidir, daha fazla önem verirler vatan bütünlüğüne vs diye; ne safım.

Sinirden tir tir titriyorum aklıma geldikçe. Günah lan, bizim götümüzü yaya yaya yaşamamız için şehit olmuş 15 inden 80 ine binlerce vatan evladına hiç mi saygınız yok. Belki dedeniz var o şehitlerin arasında, kemiklerini sızlatmak hoşunuza mı gidiyor?

Ah bi de bunar gider şehitliğe -gidiyorlarsa tabi- dua ederler şehitlerimize. Sanki şehitlerimizin onların dualarına ihtiyaçları varmış gibi. Kimin kimin duasına ihtiyacı var acaba? Hadi bende yok, sizde de mi yok bir damlacık din inancı?

Hangi köyün köpeğisiniz lan?

Siktirin gidin bu ülkeden. Bu vatanı sizin gibi geçmişine değer vermeyen insanlar yüzünden kaybediyoruz.



Kuşlara beyinsiz dediğim için özür dilerim.
Tüm şehitlerimizin önünde minnet, saygı ve sonsuz sevgiyle eğiliyorum.
N.

12 Eylül 2012 Çarşamba

Bombalar Düşüyor

Yaşamakta olduğum yerleşim biriminin sağ önü hava limanı, sol önü askeriye arkası ise komple orman, hava limanına bir bomba, askeriyeye bir bomba ve ormana atılan küçük bir kıvılcımla yerle bir olacağız.

Sabahtan beri nerdeyse 15 dkda bir helikopter geçiyor tepemden askeriyeden gelen top atışlarını adedini sayamadım bile bunlar da yetmezmiş gibi hava limanına nerdeyse yarım saat bir saatte bir uçak iniyor.

Birkaç saat önce öğreniyorum ki Libya'da ABD büyükelçisi öldürülmüş hatta gece gerçekleşmiş saldırı da adamın öldüğünü yeni söylüyorlar.

Burnuma iğrenç kokular geliyor. Umarım, hükümetin yalakalığını yaptığı ve söz geçiremediği abd bizi savaşa sürüklemiyordur. Ne temenni ama, zaten Suriye'yle gerzek başbakan yüzünden savaşın eşiğindeyiz; hala nasıl umarım sürüklemiyordur diyebiliyorum ki?

Allah aşkına şu hükümeti indirelim, bu kadar mı körüz ey milletim? Anlamanız için her bizinizin mi evladı şehit olsun?

Bakma; gözünü, ruhunu, kalbini nereni açarsan aç ama gör. Gerçekler gün ışığı gibi ortada, bakmayı değil; görmeyi öğrenmen yeter.

Uyan Türkiye!
N.

11 Eylül 2012 Salı

Psikolojisini çözemediğim çözeceğime asla inanmadığım en iyi iki arkadaşımdan biri ki birincisi Vlat ikincisi ise bahsettiğim varlık Zü.
Dipnot: Kardeşimi en iyi arkadaşlar listesinde saymıyor olma nedenim onun en iyi arkadaşlarımdan biri olmaması değil kardeşim olmasıdır.

Bu kızın parası bok. Höt dese babası hemen o hötü alır, o derece yani. Bi de mimar bu. Bize karşı kullanmadığı ama dış dünyaya karşı daimi olarak kullandığı kalbi yerine beynini kullansa höt dedi mi o hötü kendisi bile alır ama biraz gerizekalılık var sanırsam, o beynini bi türlü kullanmak istemiyor, hep kalbi hep kalbi..

İlgiye ölecek gibi muhtaç, hayatının hiçbir zerresinden memnun değil, şakayı çok nadir anlar ve kaldır. Kardeşime yaptığımda alacağım çılgın ve umursamaz cevapla daha da çıldıracağım bir şakayı ona yaptığımda, iki saat af dilemek, bunun sadece ufak bi şaka olduğunu anlatmakla kaybediyorum zamanımı, ama inanıyorum ki günün birinde o da bizim gibi olacak. Bizden biri demiyorum, o zaten bizden biri; bizim gibi olmasından söz ediyorum; gülüşü, bakışı, algılayışı..

Vlat'ın onun için söylediği mükemmel bir söz var ve kesinlikle onu anlatıyor; "Tok evin aç kedisi". Bu insan gözünü bile kırpmadan incecik bir tişörte 80 lira verebilen, sonra onu anca 2-3 sefer giyen bir insan. Hadi anne babamızı, doğduğumuz ve yaşadığımız ortamı seçemiyoruz, ben buna çok küçükken takılıyordum neden diyordum fakat 23 yaşında olmasına rağmen buna hala takılan bir insan kendisi.

Yaşadığı şeyi atlatmak ciddi manada çok güç olabiliyor, hepimiz yaşadık bu gibi bir durumu ve aylarca sürdürdük de. Ben hatırlıyorum tam bir yıl boyunca kendime gelememiş, sürekli ağlamıştım; bir hiç için; ortada yaşanan ya da yaşanmış doğru dürüst birşey yokken hatta; ama şunu söyleyebilirim, insanı asıl yıkan kişiyle yaşadıkları değil asla, kesinlikle onunla ilgili gelecek için kurduğu hayaller, hayallerinin gerçekleşmeyeceğine üzülüyor ağlıyorsun, unutmuş olabilirim ne kadar ağlayıp üzüldüğümü ama onun kadar kendimi yıpratmadığıma eminim. Zamanla gerçekten gerçekleşmeyecek saçma hayaller peşinde koşmaya çalıştığını anlıyorsun gerçekleşen binlerce güzel şeyden sonra (gerçekleşen şeylerin güzel olduğunu fark etmen gerek) iyi ki de olmamış diyorsun. Bir gün onun da aynı şeyleri söyleyeceğine adım gibi eminim.

Her şeyden çok çabuk sıkıldığını iddia eder, "Sıkıldım kalkalım, sıkıldım gidelim, sıkıldım başka bişey yapalım, sıkıldım içmicem, sıkıldım yemicem." Sıkıldım dediği her an içimizden biri mutlaka dikkatini ona çevirir, neden sıkıldığını anlamaya çalışır; sıkılacak ne olduğunu merak eder, aslında kendisinin yaptığımız işi eğlenceli bulduğunu ifade eder, yani tüm ilgi Zü'ye döner o sıkıldım dediğinde. Zannediyorum bu sıkılma durumunun nedeni ilgiyi daha fazla üstünde hissetmek arzusu. Bu da demek oluyor ki bu insan daha fazla koşulsuz sevgi istiyor, kendine daha az soru sorulmasını, daha fazla tinsel  ve bedensel teması istiyor, kendini kendi kendine anlatmak isteyecek kadar rahat ve huzur dolu olmak istiyor, rahat bırakılmak istiyor aynı zamanda birilerinin -ki o kişiler sayılıdır- huzur dolu kollarının koşulsuz kendisine açık olduğunu bilmek istiyor.
Sohbet etmek istiyor. Abisinin "Neyin var gülüm." diye sorup sonra onunla ilgilenmemesini değil, ona neyin var diye sormayacak kadar onunla ilgilenmesini onun yanında olmasını istiyor. Ali bunu fark ettiğinde Zü çoktan buna alışmış ve kırılmış olacak.

Bu akşam parti yapçaktık, beni bırakıp gittin ama
Seni seviyorum Zü
N.

10 Eylül 2012 Pazartesi

Haftalar arası geçiş dönemi

Bir haftadır doğru dürüst arkadaşlarımızla görüşmüyorduk. Bir hafta önceki tüm yorgunluklarımızı geçtiğimiz haftaya taşımıştık. Ondan önceki haftaların yorgunluğunu da..
Nerdeyse tüm hafta burnumuzu dışarı bile çıkarmadan gece 3-3:30 lara kadar hep film izledik, işe çoğu hafta yaptığımız gibi bu hafta da daimi olarak uykulu gittik. Tüm hafta dışarı çıkmadık bari hafta sonu acısını çıkarıp eğlenelim dedik, ne mümkün; ülke aile facialarından geçilmiyor ki.. Boşa zaman harcamanın daha mükemmel bir yolu olamaz, gerçekten anlaştığın sohbet edebildiğin insanlar haricindeki insanlarla takılmaya çalışmaktan başka. Hayır Ali'nin katlanılmaz kendini beğenmişliğini, ben merkezciliğini
ve dünyanın en mükemmel insanı oymuş da sen at kıçına konan sinekmişsin gibi davranmalarını bile yeğlerdim, o derece kötüydü.
Dipnot:(Ben bu çocuğu neden sevemiyorum ya? Kardeşi en değişilmez iki arkadaşımdan biri ama onun nerdeyse hayatım için hiçbir değeri yok. En basit örnek geçen hafta sonu arkadaşlarından birinin fotoğraflarını çektik, iki gün sonra fotoğrafları çıkarılacak hale getirdim, biraraya gelelim insanlarla da vereyim diye bekliyorum; bu diyo ki bana ver fotoğrafları ben gösteririm onlara- o kadar ısrar etti hala da ısrar ediyor-, arkadaşım benim de emeğim var ben de neyi beğenip beğenmediklerini neleri onarabileceğimi söylemelerini ve diğer sefer daha iyi olmayı isterim onların düşünceleriyle, tongaya getircek alcak fotoğrafları ben muhattap olmıcam o insanlarla; oldu canım. Hatta sözde biz birlikteyken seçeceklerdi dün fotoğrafları ama adam vermiş bile, ben de bendekileri vermiş olsaydım çoktan iletecekti karşı tarafa benim de ruhum duymayacaktı. Ortak iş böyle yapılmaz bebeğim, herkesin çabası var; herkes aynı ölçüde eşit. Ben fotoğrafı öğrenmeye başladığımdan beri bu çevredeki insanların kendini beğenmişiğini, ben yapabiliyorum kimse benim gibi yapamazcılığını hiç bi yerde görmedim. Bi Faruk Atalayer; bi Erdem Çetinkaya, bi Levend Kılıç ki bunlar ordinaryus olabilecek seviyedeki adamlar, "Mühim olan istek, sen istersen en iyi şekilde öğrenir ve uygularsın fotoğrafçılığı." Coolpix P80 im için "En mükemmel fotoğrafçılar bile bazen proesyonellerini bırakıp kompaktlarıya çekiyorlar." deyip insanı yüreklendirirlerdi. Yapabilirim 'i yerleştirirlerdi insanın içine, sadece daha fazla pratik yapıp öğrendiklerini yerleştirmek ve görmeyi bilmek şartıyla. Burda ise gidip bikaç kıçı kırıktan sürekli, orası olmamış fotoşop yap burası olmamış fotoşopla düzelt, şu fotoşopu öğrenmelisin vs gibi sözler işitiyorum; arkadaşım ben doğal olmasını istiyorum, o yüzündeki ben ya da sivilce onun ruh haline, yüzüne yansıyor yani bana sana ve diğerlerine gerçekliği yansıtıyor. Çok sinirlendim yine.)


Asıl olarak eğlencesiz, uykusuz ve bol para kayıplı bir hafta sonu geçirdik, bu akşam deliksiz uyumayı, dinlenmiş olmayı yarına dinç uyanmayı planlıyorum çünkü yarın akşam parti yapıyoruz.

Dinç kalın Z.Ö. ve H.Ö.
Sizi seviyorum.
N.

5 Eylül 2012 Çarşamba

Sarıl bana ruhum

Birkaç gün önce düşündüm de, şu sıralar ön yargılarıma fazla kapılmışım hayır sadece ön yargı da değil kendi düşündüklerimi karşı taraf düşünüyormuş gibi lanse etmeye çalışıyorum kendime hatta çevremdekilere ve bu konuda oldukça başarılıydım taa ki fark edene kadar.

-Nadi sen ne kasıyorsun kendini bebeğim ya, hayat işte. Şimdiye kadar senden aldığı mükemmel güzellikte duygu ve hislerin yerini yenileriyle doldurmadı mı; yaşattığı kahrolasıca acıları değiştirip değiştirip yine çektirmiyor mu sana.
-Evet

-Eee, değişen bişey yok yani, ıkınsan da ıkınmasan da ne yaşaman gerekiyorsa yaşıcaksın; kimin ne yaptığını ne konuştuğunu neden dert ediyorsun hem belki adam öyle demek istemedi ya da söylediği şey senin düşündüğün yola çıkmıyor. Hani sen insanların söylediğinden fazlasını algılamaz ve düşünmezdin, eskide mi kaldı o zamanlar. Toparla kendini, sana ne elalemin ne düşünebileceğinden. Ben seni seviyorum ve senin mutlu olaman benim tüm dünyamın mutlu olması demek. Rahat ol. Yaşının, güzelliğinin ve yeteneklerinin farkına var. Dik dur, gülümse, saçlarını serbest bırak, gözlerini; beynini ve sağ işaret parmağını da. Geçmiş geçmişte kalmıştır, hatırlayıp üzülmeyi kes artık; şu an yaşadığın onca güzel şeyi yaşayamayan milyonlarca insan var. Etrafına bak, güneş, yemyeşil çimenler, birbirinden değerli iki kız kardeş ve kendisinden asla vazgeçmeyeceğin harika bir erkek kardeşin var. Onlarla daha sık görüş, iç, sohbet et ve yaşadığın anların içinde ol, zaman asla geri gelmeyecek.  .
-...
-Arkadaşlarına ve ailene hak ettikleri değeri göster Nadi çünkü her şey bittiğinde yanında sadece onlar kalacak. Seni seviyorum, nefesin tükenene kadar yanındayım, hatta belki daha sonrasında bile.

Söylediklerimi aklından çıkarma N.
Öperim.

N. Ruhun

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Kırcaali

En sevdiğim. Bi de kiraz olsa yanımda, en sevdiklerim olacak.



Arda'nın barajı, gizli saklı anca bu kadar çekebildim; başımızda polisler bekliyor. Fotoğraf kesinlikle yasak.

Arda

 :D



İmeç








Son üç gündür Bulgaristan'daydım. Daha önce hiç gitmediğim bir yere gittim, Kırcaali.

Gözünüzü kapatın, ufuk çizgisine kadar aklınızın aldığı her yer sarı ve yeşil. Normal olarak bu mevsimde bile yeşil olurmuş fakat bu yıl kuraklık oldukça fazlaymış, sarıların nedeni de bu kuraklık. İnsanlar kıt kanaat yaşıyor, bağın bahçen varsa yetiştirip yiyorsun yoksa dışarıdaki hayat müthiş pahalı. O nedenle hangi kadını görürseniz görün yalnızdır. Eşlerin hepsi yurt dışında çalışıyor. Ancak o şekilde hayatlarını devam ettirebiliyorlar. Belki yılda bikaç sefer görüyor kadınlar eşlerini fakat buna hem alışıklar hem de artık yadırgamıyorlar, yoksa nasıl yaşanır? Bi markete ya da pazara çıktığınızda görüp görebileceğiniz her şeyin fiyatı bizdekiyle aynı, ekmek; süt; tuz; şeker vs vs(sadece içkilerin fiyatı bize göre çok ucuz ama onların gelirleri düşük olduğu için onlara içki de pahalı geiyor.) fakat biz asgari ayda 750 tl kazanıyorsak onlar 250 leva kazanıyor ve 1 leva -1 tl 15 kr. yani ayda 280 tl kazanıyorlar ve nerdeyse hiç iş yok. Gençlerin çoğu yurt dışına gidenler haricinde evde yatıyor.


Arkadaşım ne temiz havası vardır oranın ya! Ben burda bir iki sigara içince büyük tuvaletimi anca yapıyorum, orda ne sigara içtim ne doğru düzgün yemek yedim ama daimi olarak tuvaletteyim. (! 0,8 ve Zü'ye ayrıntılar ayrıca anlatılacaktır.) Oksijen zehirlenmesinden metabolizma alt üst oldu.

Biz böyle çıtı pıtıyız komple Türkiye halkı olarak, onlar topaç gibiler maşallah. Havasından mıdır, domuz etinden midir, yağından tuzundan mıdır bilmem. Yemeklere de çok fazla uyum sağlayamıyorsunuz. Damak zevklerimiz biraz farklı, biraz derken şöyle; yediğiniz yemek ne olursa olsun içinde allahına kadar yağ var, yağdan yemeği bulamıcaksınız nerdeyse.  Bi de ısrar ediyolar ye diye, fenalık geçirtiyolar bazen insana. Sebzelerin bir lezzeti var, allahım allahım; zaten dalından koparıp yiyosun, onun da zevki başka. O meyveler, ne bileyim cevizler, bademler hepsi yıkılıyo ağaçlardan, kimsenin umrunda değil. Daha yiyeceklerin kokusunu aldığınızda kendinizden geçiyorsunuz ki lezzetini nasıl tarif edeyim. Hormon da sıfır zaten. En büyük sorun kuraklıktan nerdeyse biçok ağacın hastalanmış olması.

Yerleşim yerleri birbirine ve şehir merkezlerine çok uzak ve 18 yaşını geçen hemen herkesin şahsi bi binek aracı var. Erkeklerden çok kadın kullanıyor nerdeyse araçları. Zaten en son Varna'ya gittiğimizde kardeşimle farkettiğimiz en şaşırtıcı ve güzel şey otobüs şöförlerinin %90 kadın olmasıydı. Burda da çok farklı değil.

İnsanlar müthiş dobra, en başta çok yadırgadım ama sonra alıştım. Ayşe size kızdı mı? Hemen yapıştırıyor lafı suratınıza, sen şunu neden böyle yaptın, şunu neden dedin vs. arkadan konuşmak diye bişey kesinlikle yok. İşin garip ve güzel olan tarafı da birbirine kızan insanların küsmemesi, konuşup; tartışıp problemi bi şekilde hallediyorlar ve sonra hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.

İnsanların hepsi çok neşeli ve çok şakacı, mutlaka ki problemleri var ama eğlenmeyi de çok iyi biliyorlar.

Sabahtan beri nerdeyse on kahve içtim ama göz kapaklarım hala yarım açabiliyorum o da zar zor. Akşam eve gideyim saat 9 dedim mi yatçam yatağa, gelen misafirleri de kovcam :D Buna siz de dahilsiniz Zü ve 0,8.

Çok zevkliydin Kırcaali, bidahaki sefere kadar iyi bak kendine.
Öperim.
N.



20 Ağustos 2012 Pazartesi

Emir Kusturica - No Smoking Orchestra (WANTED MAN)



Yehhhhuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu.

Huzurlu ve özgürüm. Daha ne isteye bilirim. yihhhuu

16 Ağustos 2012 Perşembe

Van Der Özen






9 Ağustos 2012 Perşembe

Tanju Okan- Kadınım

http://fizy.com/#s/1aj3tq

Nefes alamıyorum.
Sevdiğim o koku yok artık,
Ne olur terk etme yalnızlık çok acı,
Bu renksiz dünyayı sevmiştik birlikte.

Hatırla o günü..
Seni öptüğümü ilk defa hayatta..

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Don Kişot 2.Bölüm

Bölüm bir geçen gün anca bitti. Gözü aç olmasın bi insanının. On tane kitap duruyo masamda ve birini bile okumuyorum; bahaneler hemen hazır, allahım allaahım kışın çok soğuk, yazın çok sıcak..

Bana kalırsa gayet eğlenceli ve güzel geçti ilk bölüm, kafamda oluşan herhangi bir soru olmamıştı açıkçası.

İkinci bölüme geçtim tabi hevesle, ben hevesle geçtim ama Cervantes anladığım kadarıyla pek hevesle geçmemiş. Büyük olasılıkla ilk bölümün yayımlanmasından sonra fazlaca eleştiri oku saplanmış kendine ve canı yanmış, hevesi kırılmış; doğal tabi ki insanın yazar olması hiçbir şeyi değiştirmiyor; heves kimde olursa olsun her türlü kırılabilir bir varlık.



Açıklamalarla başlıyorsunuz bölüme, üzülmüş Saavedra, sinirlenmiş. Muhtemel ki eleştirmenler didik didik ettiler kitabı, nesi eksik diye akla karayı seçtiler ve sonunda Saavedra'yı üzecek, hevesini kıracak, yaptığı işten vazgeçmesine kadar gidecek olan boşluğa sürükleyecek eleştiriler sundular.

Saavedra, okuyucuların; (saygısını yitirmeden) bir bölümü aynı şekilde devam etmesini dört gözle beklerken Don Kişot'un; bazıları da fazla abartılı olduğunu yazılanların gerçeklikle hiçbir yakınlığının olmamasından artık yazmayı kesmesini yahut yazacaksa da daha gerçekçi yazmasını istediklerini söylüyor. Bikaç kişi bazı soruların yanıtsız kaldığını dile getirmiş, bazı şeylerin gereksiz olduğunu.

1- Sancho'nun eşeğini kimin çaldığı ve sonraki ayrıntıların yazmadığını; eşek yokken bir anda Sancho nun eşeğin üstünde belirdiğini iddia etmişler. Eşeği, kurtardıkları ve kendilerinden dayak yedikleri mahkumlardan biri çalışmıştı ve bi gün yolda eşekle birlikte görmüşler, almışlardı eşeği.

2- Yolda karşılaştıkları adamın aşk hikayesinin gereksiz olduğunu; macera içinde maceraya koşuyorlar ve bence bunda gereksiz hiçbir şey yok, çok güzel anlatılmış; birbirine çok güzel bağlanmıştı hikayeler.

3- Sancho nun şu aşık adamdan aldığı altınlardan bir daha bahsedilmediğini, adam aldı altınları attı cebine, daha nesinden bahsetsin?

Caanım Saavedra da içerlemiş olsa gerek ki tüm ayrıntılarıyla anlatmış anlamayan okuyucuya.

Zaten çok nadirdir destek olan insan, geneli köstek olmakta öyle ustalaşmıştır ki fark etmekte bile zorlanırsınız.

N.

7 Ağustos 2012 Salı

5 Ağustos 2012 Pazar

Vişne Reçeli Yapımı

Geçen bir kavanoz vişne reçeli alacaktım ve böğürtlen zaten meyveleri tane tane değil, böyle sıfır meyve; bal kıvamında reçeller içindekiler kısmını okuyorum; renklendiriciler; kıvam arttırıcılar vuhuuu havada uçuşuyo. Yahu dedim ben artık nirvanaya ulaşmış bir insanım, koskoca domates suyu yaptım reçel mi yapamıcam? Zararlı olan bi şeker bi de olsa olsa meyveler hormonludur :D ama en azından saçma sapan şeyler olmıcak ve daha az zarar görcez dedim ve iki kilo vişne aldım.

Vişne Reçeli Yapımı,
Temizlemeye başladım vişneleri. Yaklaşık bir saat sürdü otunu çüpünü ayırıp yıkamak. 03:15 te oturdum, çekirdeklerini çıkarmaya başladım 04:30 da biraz da hızlı olmaya çalışarak bitirdim. Tencereye yerleştirdiğim 2 kg vişnenin içine 2 kg şeker boşalttım ve uyuduğumda sa:05:00 dı. Gündüz 11:30 da çalan telefonla uyandım. Orta tüpte kısık ateşte bir saat kapağı kapalı şekilde kaynattım sonra en küçük tüpe aldım orda devam ettirdim 13:30 da tüpü kapattım. NOT: REÇEL YAPARKEN TENCERENİN KAPAĞININ KAPATILMAMASI GEREKİYORMUŞ.
Vişneler biraz çekmiş kendini, kapağını kapatmasam diri diri kalacakmış, bi dahakine tencerenin kapağını kapatmayacağım :)

Sonra daha önce kuruttuğum şişelere doldurdum reçeli,
8 kavanoz 290grlık şişe oldu. Çok lezzetli görünüyor ve tadınca da lezzeti hissediyorsunuz.

Tolga'ya söyliyim London'dan gelirken bana bir adet altın madalya getirsin, benim gibi bir insan domates suyu ardından da reçel yaptıysa kesinlikle hak ediyor demektir madalyayı. :D

Dip Not: Sevgili kardeşim ve Zü. Bana olmayan yardımlarınızdan ötürü bu reçelleri 5 tatlı kaşığıyla bir porsiyon oluşturmak üzere porsiyonu 5tl den satacağım size. Bu kadar.

Reçelli ve sağlıklı kalın.
Boğazınızdan geçen her lokma, aç uyuyan ve yemek bulamayan milyonlarca insanın da midesine insin. (Değişen, gelişen dünyada dileklerimiz de farklılaşır, kendimi bildim bileli değişmeyen tek dileğim budur benim, hangi dine inanıyorsanız inanın, sizce var olsun ya da olmasın Tanrı yahut başka birşey nolur dileyin onların da doymasını belki hep birlikte istersek gereçekleşir, Tanrı da ya evren; kim gerçekleştirirse gerçekleştirsin.)
N.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Domates Suyu Nasıl Yapılır?

Kendimi bildim bileli annemin evde hazırladığı lütenitsa, reçel, biber közlemesi vs vs için sürekli kızardım bağırırdım ona.

-Bu kadar uğraştığına değer mi, git al bakkaldan; üç beş lira kar yapçam diye çektiğin eziyete bak.(Asıl olarak bu kadar kızıp çemkirmemin nedeni de yardım istemesiydi sanırım :D ) Cevap şu olurdu;
-Yardım etmiyosun bari bağrınıp durma, git başımdan; yapınca yemezsin.

Ben haksızmışım gençler :D

Geçen bizimkiler Ersezgin Tarım' montaja gittiler, bunlara yedişer kasa domates vermişler hem de hormonsuz. Biz bi öğrendik, bağrış çağrış Remziye Abla ben ve Ender Abla birer kasa getirttik kendimize; tabi ikisi de domates suyu yapçaz cart curt dediler. Düşününce bana da çok mantıklı geldi, ben domatese hasta bir insan olarak yaz kış malesef hormonlu da olsa alıp yiyiorum domatesi. Benim neyim eksik ya ben de yapçam dedim. Öyle gazla benzinle çalışmıyorum genel olarak ama devreler yanmış bi kere.

DİPNOT: Tanıyan herkes bilir domates kesmeyi bile beceremeyen bir insanım, büyük doğrarım bunu hayvan mı yiyecek der kardeşim, küçük doğrarım senin dişinin kovuğuna girdi mi diye sorar. Heralde bu yemek konusunda başarısız olduğum kadar hiç bişey konusunda başarısız değilimdir. Keşke yemek yapmanın kriteri iyi sevişmek olsa, siz sevişirken Yemek; "ooo helal olsun gençlere ben hemen hazırlanayım da yorulmuşlardır bi yemek yesinler" dese :D

Domates Suyu Nasıl Yapılır?
Dün eve geldim saat 18:30. Bir güzel yıkadım domateslerimi, bi de kuruttum. Çıkardım blendırı, dörde bölüp bölüp rendeledim hepsini 5 kg domatese yaklaşık 5 yemek kaşığı tuz attım, daha doğrusu bi kasem var; o kase beş kere doldu ve her kaseye bir yemek kaşığı tuz attım. Sonra, kuruttuğum kavanozlarıma (kavanozlarım yalnız, ben doğurdum sanki :D) doldurdum yaptığım karışımı :D
5 kilo domatesten;
3 ad 750 grlık
3 ad 200 grlık ve
10 ad 290 grlık şişe doldu.



Konuşuyoruz bugün annemlesen domatesin do sunu doğrayamazdın gidip şimdi domates suyu mu yaptın deyip katlana katlana güldü. O halden bu hale geldim anlayacağınız :D

Hormonsuz kalın.
N.





28 Temmuz 2012 Cumartesi

27 Temmuz 2012 Cuma

Dostoyevski

Aslında insanın canını en çok acıtan şey, hayal kırıklıkları değil.
Yaşanması mümkünken yaşayamadığı mutluluklardır.


Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

26 Temmuz 2012 Perşembe

Dukan Diyeti (Bölüm 2) - Atak Evresi

Atak Evresi Süresi,
10-20 kilo vermek isteyen kişiler için 5 gün
10 kilonun altındaki hedefler için 3 gün
5 kilonun altını vermek için 1 gün



Atak Evresi Özeti;
Aşağıdaki on besin grubunundan hoşlandığınız ya da size uygun gelen gıdaları hiçbir sınırlama olmadan günün her saatinde istediğiniz kadar tüketebilirsiniz.

1- Az yağlı etler; dana ve sığır ancak sığır etinin antrikot pirzolası hariç. Etlerin ızgarada pişirilmesi ya da yağları alınarak kızartılması gerekiyor.

2- Sakatat: karaciğer, böbrek. Dana ve sığır dili (sığırda dilin ucu)

3- Yağlı, yağsız, beyaz ya da siyah etli, çiğ ya da pişmiş bütün balıklar.

4- Bütün deniz ürünleri; kabuklular ve yumuşakçalar. Vazgeçilmez midye serbest sanırım :D

5- Derileri hariç olmak kaydıyla; kaz ve ördek dışındaki bütün kümes hayvanları.

6- Yağsız jambon, yağsız hindi ve tavuk dilimleri.

7- Yumurta.

8- Yağsız süt ürünleri.

9- tuz oranı yüksek olmayan 1,5 lt su.

10- Yulaf kepeği galetası ya da süt ürünlerine katılmış 1,5 çorba kaşığı yulaf kepeği.

Günde 20 dk zorunlu yürüyüş.

Ekstralar; Kahve, çay, bitki çayları, sirke, hoş kokulu otlar, baharatlar, salatalık turşusu(kendinizi doyuracak kadar değil), limon(içecek olarak değil), tuz ve hardal (ölçülü olarak)

Yukarıdaki ekstralar ve on kategoride yer alan besinler dışında HİÇBİR ŞEYE izin yok.

Listede özel olarak belirtilmemiş her şey yasaktır.


Fikir almak isterseniz, yukarıdaki besinleri tükettiğinizde hiçbir şekilde açlık hissetmiyorsunuz, korkmanızı gerektirecek bir şey yok yani. Üstelik Bulunması çok zor olan besinler yok listede. Mesela atak evrenizi isterseniz komple yumurta peynir süt ve yoğurtla geçirebilirsiniz, hiçbir sınırlama yok. Ben yağsız ne süt bulabildim ne peynir ne de yoğurt, zaten vermem gereken 3 kilo olduğu için süre biraz uzasa da sıkıntı olmaz diye düşündüm. Şimdi 3. evredeyim yağsız sütü anca buldum. :D

Dikkat edeceğiniz kesin ve sınırlı kurallar var, bol su içmek; hiçbir şekilde şeker(küp şeker, toz şeker, çikolata, meyve suyu, kola vs vs hiçbiri yok)  ve yağ kullanmamak (yağların hepsini malesef en hayvansalından en bitkiseline kadar, tereyağ, ayçiçek yapı zeytin yağı vs; yaptığınız yemeklere yağ koymayacaksınız ya da salatalara, zaten vücudunuzdan yağ atmaya çalışıyorsunuz; yağ yemenin mantığı yok) ve yürümek.



25 Temmuz 2012 Çarşamba

Dukan Diyeti (Bölüm 1)

Normal olarak 49-50 civarlarında olurdu kilom ama şu 1 yıldır önce 52,5 sonra da 53,5 oldu tabi benim de iyice sinirlerim gerildi. Spor yapıyorum, olmuyor; deli gibi su içiyorum, olmuyor; yemek yemiyorum, olmuyor..
Kardeşim ve arkadaşımla iddiaya girdik 1 ayda 3 kilo verebileceğime dair; girdim ama nası girdim :D kaybetçem, kesin.

ilk onbeş gün resmen kilo vereceğim diye mahvoldum, su içiyorum iyice şişiyorum.. Kardeşim bikaç yıl önce almıştı ve bana hep söylüyodu şu Dukan Diyetini yap diye. Sinirlerimin tavana vurduğu bi akşam gidip aldım kitabı, okumam gereken kısma kadar okudum ve ertesi gün başladım diyete.

53,5 kilo ile başladım iddia bittiğinde diyete başlayalı 15 gün olmuştu ve ben 50,3 kiloydum. Ayın 16 sında İddiayı kaybettim ama başlamışken devam etmek daha mantıklı dedim ve 3 gün sonra yani ayın 19unda 49,2 kiloydum. :D Şu an sabitleme evresindeyim, çok dikkat edemiyorum ama ona rağmen 50 kiloyum. Ve çok mutluyum.

Diyete başladıktan sonra bir sürü safsata okudum ya  da duydum, neymiş efendim fransız diyeti ne işe yararmış bizde biz türk kadınıymışız etli olmaya adapteymiş bünyemiz vs vs; "Hıı dedim evet bünye  de biliyodu senin milliyetini.." Böyle moral kırıcı cümleleri duymayın lütfen.

Kısaca bu diyet nasıl yapılır anlatacağım daha doğrusu kitabın özet kısımlarını aynen aktaracağım ama ricam diyete başlamadan önce kitabı satın almanız.

Giriş:

Dukan diyeti  dört evreden oluşur;

1. Adım;  Atak Evresi
2. Adım; Seyir Evresi
3. Adım; Güçlendirme Evresi
4. Adım; Koruma Evresi

Hepsinin özet kısımlarını tek tek yazacağım.

Sağlıklı ve fit kalın.
Sevgiler.
N.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

..



22 Temmuz 2012 Pazar

..

Zıpladıkça alnımdan yüzüme düşen ter tanelerini hissetmek ne mükemmelmiş :D Hayatımda ilk defa bu kadar terliyorum ve bu ter hoşuma gidiyor.

21 Temmuz 2012 Cumartesi

19 Temmuz 2012 Perşembe

Ne İstiyorsun Sen?

Ben; Şu sıralar hiç mutlu değilim. Zaten ne zaman mutlu oldum ki di mi? Her zaman hoşnutsuz, her zaman sıkılmış.

Ne istiyorum acaba hayattan? Ne gerçekleşmediği için huzursuzum?
Özgürlük yüzünden mi? İş kısıtlayabilir şu sıralar özgürlüğümü sadece ve sanırım onun kısıtlaması da yetiyor.
Sabah uyanıp giyinip süsleniyorsun, gidiyorsun, çalışıyorsun geliyorsun..

Ben; Vaktin boşa geçiyor yani Nadi. İstediğin bir iş değil ki, sevmiyorsun, huzurlu hissetmiyorsun kendini; yarattığın, gerçekleştirdiğin bir şey yok; dünyanın hiçbir haltına yaramıyorsun, zincirin bir halkası bile değilsin.. Oysa sen sanat yapmak istiyorsun ne bileyim bir Tiyatro sahnesinde olmak, sergilemek istiyorsun farklı hayatları; uçsuuuuz bucaksız bir yerde boyalarınla, her yeri mahvede mahvede resim çizmek istiyorsun; sen fotoğraf yapmak istiyorsun, sen o vizörle özgürleşmek o vizörle geçimini sağlamak o vizör kadar %99 olmak istiyorsun. Bütün gün oturduğun yerde bikaç rakam toplayıp zorla 10 saat doldurmak istemiyorsun, sen tüm günler senin olsun, tüm ışıklar senin olsun istiyorsun; işten eve gidip saat 20 de müsait olduğunda sadece ay ışığına kalmış olmak istemiyorsun.

Sen özgürlük istiyorsun Nadi. Nasıl dayanıyorsun söylesene bana? Ne için dayanıyorsun? Bu musun sen? Neden çekip gitmiyorsun? Cesaretini mi yitirdin? Sebep? Sen napıyosun Nadi! Söylesene bana.. Ne zaman kendine gelmeyi düşünüyorsun? Seni yaşamaktan bu kadar soğutan şey ne? Seni neşeli olmaktan, üretmekten uzaklaştıran ne? Neyin eksik?

NE İSTİYORSUN SEN?

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Aferin Pikasa (Picasa)

Bu ne burda! Herkes benim fotoğraflarımı mı görüyo deyip sildiğim tüm fotoğraflar blogumdan da silinmiş.

Tebrikler.

17 Temmuz 2012 Salı

Aferin Habipoğlu!

Büyük büyük yıkımlar yaşadığım bu günlerde hayatının bir kısmında mutlaka benimle olacağını düşünenleri çok iyi anladım. Ayıplamıyorum onları, kısıtlanmanın ve hayal ettiğiniz insanın kollarını aça aça yellozun ya da pezevengin birine gidişini seyretmek hiç hoş değilmiş.

Yollarını mutlaka kesişmiş ama birbirinin kıymetini bilememiş ya da birbirine gereken önemi o an verememiş insanlar, geri dönüşleri zorsa ve bir de cesaretleri azsa artık o ukdeyle ömürlerince yaşar. Değerlendiremedikleri fırsat genel olarak bir daha asla ellerine geçmez. Geri dönüş olsa ve insan kararlarını  ileriki yaşında düşünecekleriyle alsa.. ama nafile. İnsanoğlu olarak biraz açgözlü olduğumuz için bizi ondan daha fazla mutlu edecek, huzurlu kılacak, daha fazla ilgilenecek birini ararız; buluruz ve sonsuza kadar birlikte olmak için yemin ederiz oysa ardımızda bıraktığımızla her şey daha zor ve zevkli olacaktır.

Velhasıl öküz Ekrem Abim gitti hem şişko, hem biçimsiz, hem asosyal, hem de benim için yelloz biriyle evlendi; şak diye de koymuş fotoğrafı zakırbörgün sosyal şeysine; kalbime iniyodu ya. Kız da kaldırmış cüzdanı gülüyo, tapusu onda ya artık.. Dikkat et böbeğim orman arazisi olmasın, 2B'yle uğraşma sonra.

Hayır adam eski güreşçi, o omuzları sadece görünce bile içiniz eriyo, saçı sakalı, konuşması, elleri ayakları allahım bebek gibi ya, hele bi de bi duruşu var, çakı gibi yani insanını baktıkça bakası geliyor. Öyle tiksindircek kadar değil fakat vücut bildiğiniz komple kas; açıp bakmadım tabi ama aynı ortamda bulunuyoruz hep, erkekler serinlik için yarıçıplak oturabiliyor tabi ya ordan görüyoruz ya da yüzmeye gidersek birlikle. Kültür zaten tartışılmayacak seviyelerde; yaa bu adam gidip nasıl o alacası içinde fesatla evlenir ya.

Ekrem Abi yani buna mı kaldın, cillop gibi hatunlar var; hayır ben bununla evlencem deseydin önceden ben hakkımdan feragat edip sırf  seni o yellozdan korumak için evlenirdim seninle, bunu mu istiyosun? Ha! Ne istiyosun sen? Sakın getirme onu buraya bak valla kafasını duvara duvara vururum, hele ki bizimle aynı ortama oturtmaya hiç kalkma.. Sen nasıl gidip evlenirsin onla ya? Sinirlerim zıplıyo be düşündükçe. Siz şimdi sevişiyosunuzdur da, aaaaaa... O şişmanın neresiyle sevişiosun söylesene bana? Löp löp yağ, insanın midesi kalkar be.
Seni allah bildiği gibi yapsın Ekrem Abi, o kızla sevgili olduğunda sıçmıştın, şimdi tüyünü dikiyosun. Ayıp be, kaç kişiyi arkandan baktırıyosun bi bilsen.. Bu ahlarla ıh mutlu olursun sen. O kızı terkedip gelceksin geri duydun mu? Ada satın alcam gerekirse, bol bol kızla doldururum içini en azından gözümün önünde olursun. Ağlamak istiyorum, bu nasıl keder ya.

İyi halt yedin Ekrem Abi,
Tebrikler.
N.



Al! düğün armağanı;


13 Temmuz 2012 Cuma

13. Cuma

Müslüman ülkeler hariç genel olarak diğer dinlere mensup insanların bir çoğunun bir inanışı var 13. Cuma Kabusu.

Birçok rivayet var bu konuda Valhalla da bir cuma günü düzenlenen partiye 12 tanrı çağırılmıştır, kötü tanrı Odin davetsiz olarak gelmiş ve grubu 13 kişiye çıkarmıştır. Hod'un Balder'e saldırması için onu kışkırtmış ve Balder'in öldürülmesine neden olmuştur.




İsminizde 13 harf varsa şeytanın laneti bulaşmıştır size; charles manson; karındeşen jack vs vs gibi.


İsa cuma günü çarmıha gerilmiş adem ve havva da yasak meyveyi cuma günü yemişlerdir.


Britanya'da 13. cumaya denk gelen her gün kazalar %52 daha fazla oluyor.


Amerika'da 17 ile 21 milyon kişi 13. cumadan korktuğu için gündelik işlerini yerine getiremiyor.

vs vs vs

Ve

İstanbul'un fethedilişi 1453; 1+4+5+3= 13 :D müslümanların mübarek saydıkları gün de cuma.

Burdan çıkarılacak sonuç şudur, kim korkarsa korsun 13. cumalardan; bizim korkmamızı gerektirecek hiçbir neden yok. Hatta herkes benim gibi gayet de sevmeleri 13. cumaları :)

N.

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Güngör Dilmen'e

Ben Anadolu'yu izlediniz mi bilmem. Tam bir baş yapıt. Yıldız Kenter tek başına oynamıştı o oyunu, izleyeniniz izlemiştir. Ben henüz küçüktüm ve o oyuna gidecek kadar para biriktirememiştim, biraz pahalıydı biletler.

Eskişehir'de izledim ben ve oyunun çıkışında resmen dağılmıştım.

Hayatımın şu noktasına kadar seyrettiğim en mükemmel oyun Ben Anadolu'dur. Bir daha da Güngör Dilmen'in hiçbir oyununu izleyemedim. Eminim hepsi birbirinden mükemmellerdir.



Şimdi yokluğunu kabul etmek çok zor. Ama sen rahat nefes al Güngör Abi, en azından İzmir'desin, korkma; hiç kimse hiç bişey yapamaz burda tiyatroya. Sokakta oynanır yine oynanır; biz sokakta seyretmeye de para veririz, zorumuza da gitmez; yeter ki devam etsin tiyatro.

Sevgiyle kal Güngör Abi.
Huzurla kal.
Bizim için dua et ki şu başımızdaki kendini bilmezler bir an önce defolsun.
Ya da cesaretimizi toplayıp biz defedelim onları.
Öperim.
N.

10 Temmuz 2012 Salı

Sabır

Ben bu dünyanın devri devran-ını
İzzeti nefsini sikeyim
Yansın bu ibneler
İtfaiyenin su veren hortumunu sikeyim
Ben Mecnun muyum bir am için çöllere düşeyim
Verirse verir
Vermezse Leylayı da sikeyim

Neyzen
.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Acımasızca geçip giden zamandan gariye kalan sadece yalnızlıklarımızdı.

Doğuyoruz, başımızda birsürü hemşire, doktor sonra eve gidiyoruz geriye kalan ailemiz ve biz.
Okula gidiyoruz, biçok arkadaş ediniyoruz, oynayabileceğimiz ve konuşabileceğimiz, okul bitiyor ve bir tomar insandan geriye birkaç kişi kalıyor.
İşe gidiyoruz, çalışma çevresinden birçok arkadaş ediniyoruz; o işten ayrılıyoruz sonra, iş arkadaşlarınızın hiçbiri yok.

Hayatımız boyunca dönemlik ve duruma göre arkadaşlar ediniyoruz tanıdık demek daha doğru olur onlara. Müzik öğrenmek istiyorsunuz kurstan arkadaşlarınız oluyor, yüzüyorsunuz arkadaş çevreniz bi anda yüzücü oluyor, yürüyüşe çıkıyorsunuz çevreniz yürüyüşçülerle doluyor. Her hareketinizde, hissettiğini her şeyde yaptığınız her davranışta arkadaş çevreniz duygularınıza uyumlu olarak değişiyor.



Fakaat. Öyle bir arkadaş çevreniz ve aileniz vardır ki sevgili insanlar, siz sıçsanız da; etrafınızı ve kendinizi bok etseniz de; kuruş paranız kalmasa ve sosyal statünüzden düşseniz de o arkadaşlar yanınızdan asla ayrılmaz. Tabi arkadaş değillerdir artık, dost kategorisine doğru emin adımlarla yürüyorlardır.

Zaman ne kadar acımasız geçerse geçsin yanınızda olurlar. Üzülseniz de bozulsanız da o lise, üniversite ya da çalışma ortamından edindiğiniz arkadaşlar kalıcı değildir. En sağlam arkadaşlar çocukluğunuzdan gelenlerdir. Sizi uğraştırmaz, verdiğiniz iyi ya da kötü herhangi bir tepkide bocalamaz, nerde ne yapabileceğinizi kestirir, nasıl hissedebileceğinizi daha iyi tahmin edebilir, size sandığınız kadar fazla kırılıp darılmaz çünkü bilir ki onu en fazla anlayabilen, ona huzur ve sadakat verebilen insanların arasındasınız. Ne olursa olsun onun yanındasınız.

Yukarıda saydıklarım nedeniyle çocukluğunuzdan gelen her ne olursa olsun ona yeterli kıymeti verin ki yaşlanırken sırf çocukluğunuza değer vermediniz diye hayat acımasız ve yalnız geçmesin sizlere.

Sevgi ve huzurla kalın.
N.

15 Haziran 2012 Cuma

Ahmet Priştina'ya Mektup


İlk okul, orta okul ve lisede genel olarak okulun bitiş günleriydi 15 Haziran. Ya liseden mezun olduğum gün ya da 2. sınıfın sonunda tüm gün boyunca;

Sorma neden niçin,
Her şey yalnızlıktan,
Bak, bak, bak
Güzel bir gün ölmek için..

deyip durdum. Ve akşam eve geldiğimde öğrendim ki çok sevdiğimiz Ahmet Priştina'mızı kaybetmişiz... Yani seni.. Ağladım, ağladım ve daha fazla ağladım, çünkü tam bir İzmir aşığıydın, Eskişehir Yılmaz Büyükerşen için neyse İzmir de senin için oydu..
İnsan kendini güvende hissederdi sen konuşunca, yaptığın her şeyde ayrı bir özgürlük, sükunet ve refah vardı. Senin İzmir'inde nefes almak, yürümek, gökyüzünü seyretmek, yaşamak o kadar temizdi ki.. Beş kuruş parası olmayan insan bile kendini fakir hissetmezdi çünkü müthiş bir kültür , öz güven aşılardı sen varken İzmir.

Sağlam planların vardı( öyle adalar, 3. köprüler yapmayı vaadetmezdin, toprağa basabildiğin kadar sağlam ve gerçekçiydi planların), inanırdık senin yapabileceklerine ve her daim ardında olurduk, hayal değildi seninle İzmir'in planları, elimizi kolumuzu görebildiğimiz kadar gerçekti; tabi ki önce hayal edilirdi ama uçan ve yapılamayacak hayaller değil.

Özgürdü İzmir seninle. Düşünce yapısı, kılık kıyafeti, tavırları hep rahattı. Hani İzmir'in kızlarının güzel olduğu söylenir ya, o güzellik kendine duyulan güvenden, rahatlık ve özgürlükten geliyor kanımca. Ne kadar özgürsen o kadar güzelsindir.

Ben kendimi bilmeye henüz başlamışken kaybettik seni, daha doğrusu bedenini; yaşasan kim bilir daha neler yapar, nasıl kazınırdın kalbimize; bu kadarı bile yetmişken hatta...

Öldüğünde almıştım, kocamaaan bir posterdi ve altında seni UNUTmayacağız gibi olumsuz bir ifade yazmıyordu, seni ÖZLEYECEĞİZ yazıyordu, o gün bu gündür dolabımda asılı o poster, her dolabı açışımda ki çok sık açarım, seni görüyorum; günaydın diyorum, iyi akşamlar diyorum; öpüyorum bazen tonton yanaklarını..

İlk 15 Haziran'dan itibaren istemsiz olarak her 15 Haziranda aynı şarkıyı söylediğimi farkettim, ve keyifsiz olduğumu.

Ardından İzmir mahvolma yolunda da olsa sen rahat uyu, elbet çaresini bulacağız.
Huzurla kal.
Seni seviyoruz.
N.

11 Haziran 2012 Pazartesi

Ege'de Deprem (?)

Ölüm;
Ne kadar yakındır bize, biz hep onu çok uzaklarda sanırız.
Düşününce oldukça kolay görünüyor, dünya üzerindeki tüm dertlerinizden sıyırıyorsunuz kendinizi; bi gün bi bakmışsınız hopppalaaa; sizi üzen herkes ardınızdan ağlıyor, pişman oluyor hepsi; ne güzel sonunda anladılar...
Diğer tarafından bakıyosunuz olaya, e nolmuş üzüldüler pişman oldularsa; bikaç gün bikaç hafta ya da bikaç yıl sonra unutup yine gülüp eğlenmeye başlayacaklar ve siz yanlarında olamayacaksınız...

Bir korkum var nerdeyse yılın başından beri, deprem.

Sevdiğim herkes ölürse ve ben bir başıma kalırsam ne yaparım? Bu benim için toparlanamayacağım bir yıkım mı olur yoksa bi süre sonra hayatımdaki tüm sevdiklerim yok olduğu için hiç olmadığım kadar hür ve acı içinde mi olurum?

Bir ihtimal daha var o da benim ölüşüm. Şayet ki bir gün deprem nedeniyle ölürsem üzüleceğim şeyler sevdiklerimle bir ömrü yaşamak, onlarla paylaşabileceğim en mükemmel şeyleri paylaşmaktan yoksun olmak olmaz asla, minicik bedenlere yaşayamayacakları için yardım edemediğim, sevdiğim insanların ya da tanımadıklarımın yaşadıkları acılara ortak olmadığım için üzülürüm.

Yalnız öyle bir aşılanmış ki beynime büyük bir depremde her şeyin yerle bir olacağı... Müteahhitlerden, kullanılan malzemelerden, evlerimizi yapan inşaat ustalarından nasıl da emin değiliz...

Huzur içinde, gözlerini sessiz sakin kapatmak da var, acılar içinde haykıra haykıra ölmek arzu ederek kapatmak da var gözlerini hatta kapatamamak...

Huzur ve sükunet içinde yaşamayı dilediğim kadar;
Huzur ve sükunet içinde ölmeyi de diliyorum.
N.

2 Haziran 2012 Cumartesi