Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Aralık 2013 Pazartesi
16 Kasım 2013 Cumartesi
21 Mayıs 2013 Salı
Fiodor Mihayloviç Dostoyevski - Budala (İzmir Dt)
Sahnede görkemli bir Rus kadrosu. Türkçe konuşuyor olmasalar cidden inanacağım Rusya'da olduğuma.
Kitabı oyundan çok çok önce okumuş bulunduğum için aslında bi yerde oyun bana yetmedi diyebilirim. Daha uzun, daha uzun sürseydi keşke.
Dostoyevski'nin oluşturduğu Prens Mişkin karakteri tam bir ahlak ve ruh dengesine ulaşmış olgun bir insan tipidir ve Dostoyevski'nin yaşadığı dönemin sorunlarına ve değerlerine tepkisinin simgesidir.
Bunu en iyi şekilde sahneye yansıtmışlar ve tüm kötülüklere karşı her zaman saf ve iyi niyetli duygularına rağmen daimi olarak kaybediyor sevgili Mişkin.
Oldukça olağan şekilde Nastasya Filippovna'ya duyduğu tutkulu aşk ve Aglaya Yepançin'e hissettiği ölümcül sevgi arasındaki sıkışıklığı insanın resmen kalbini parçalıyor, yardım etmek istiyorsunuz; sahneye çıkıp sarılmak; "hayır Mişkin bu kadar üzülmemeli, bu kadar yıpratmamalısın kendini, görmüyor musun dünya hiç de senin gibi değil" deyip ağlamak istiyorsunuz. Tabi ki biliyorsunuz, sahnedeki tamamen bir oyun ama olmuyor..
Benim favorilerimden biri Dostoyevski tamam. Ama cidden kayırmıyorum.
Okuyun, seyredin.
Lütfen.
Sevgiyle kalınız Fiodor, Prense selamlar.
N.
Kitabı oyundan çok çok önce okumuş bulunduğum için aslında bi yerde oyun bana yetmedi diyebilirim. Daha uzun, daha uzun sürseydi keşke.
Dostoyevski'nin oluşturduğu Prens Mişkin karakteri tam bir ahlak ve ruh dengesine ulaşmış olgun bir insan tipidir ve Dostoyevski'nin yaşadığı dönemin sorunlarına ve değerlerine tepkisinin simgesidir.
Bunu en iyi şekilde sahneye yansıtmışlar ve tüm kötülüklere karşı her zaman saf ve iyi niyetli duygularına rağmen daimi olarak kaybediyor sevgili Mişkin.
Oldukça olağan şekilde Nastasya Filippovna'ya duyduğu tutkulu aşk ve Aglaya Yepançin'e hissettiği ölümcül sevgi arasındaki sıkışıklığı insanın resmen kalbini parçalıyor, yardım etmek istiyorsunuz; sahneye çıkıp sarılmak; "hayır Mişkin bu kadar üzülmemeli, bu kadar yıpratmamalısın kendini, görmüyor musun dünya hiç de senin gibi değil" deyip ağlamak istiyorsunuz. Tabi ki biliyorsunuz, sahnedeki tamamen bir oyun ama olmuyor..
Benim favorilerimden biri Dostoyevski tamam. Ama cidden kayırmıyorum.
Okuyun, seyredin.
Lütfen.
Sevgiyle kalınız Fiodor, Prense selamlar.
N.
6 Mayıs 2013 Pazartesi
Woody Allen - Tanrı
Nisan 26'da Woody Allen'ın Tanrı adlı oyununa iki biletim vardı. Aklıma gelen herkese benimle gelmesi için teklif sundum, tek bir kişi hariç kimse gelmedi. Çok şey kaçırdılar.
Tam bir vodvil. Sizi deli gibi güldürürken sorduğu sorular; "Bi dk şuan düşünmiyim ama düşünmemem gerek, not almalıyım" düşüncesine yönlendiriyor. Sonra düşünüyorsunuz, çok ince bir çizgiye yerleştirmiş Bay Allen her şeyi.. Gülüp geçebilir birçok insan "Aaa ne dedi bu? neyse ya hahahah.", seçici olanları çok ince bir çizgiyle ayırmayı hedeflemiş olabilir; bence çok da mantıklı; böyle bir şey yaptığınız zaman kaliteli seyirciyi (kaliteliden kasıt, seyreden, okuyan ve düşünen seyircidir), bir üst noktaya taşırsınız; ya da buna yardımcı olursunuz.
Ben dinlerle ve Tanrı ile sorunum olduğu için gittim, soruları aklımı da oldukça kurcalıyor.
Tanrı var mıdır?
Tanrı varsa, insan eylemlerinden sorumlu tutulabilir mi?
Özgürlük karmaşa mıdır?
İnsanın ve insanlığın geleceği için kadere ihtiyaç var mıdır?
Sistemin ve politikacıların entrikaları gerçeği örtmeye yeter mi?
Bir sahnede Tanrı oldukça içkili ve bulunduğu noktaya yığılıyor. Başına üşüşenlerden biri çok dramatik bir cümle kuruyor. "Allah'ım!Tanrı öldü."
Bence kesinlikle seyredin bu oyunu. En azından soruları aklınızı karıştıramasa da deli gibi gülmüş olurzunuz, bakarsınız sorunun biri de takılıverir aklınıza.
Öperim.
N.

Tam bir vodvil. Sizi deli gibi güldürürken sorduğu sorular; "Bi dk şuan düşünmiyim ama düşünmemem gerek, not almalıyım" düşüncesine yönlendiriyor. Sonra düşünüyorsunuz, çok ince bir çizgiye yerleştirmiş Bay Allen her şeyi.. Gülüp geçebilir birçok insan "Aaa ne dedi bu? neyse ya hahahah.", seçici olanları çok ince bir çizgiyle ayırmayı hedeflemiş olabilir; bence çok da mantıklı; böyle bir şey yaptığınız zaman kaliteli seyirciyi (kaliteliden kasıt, seyreden, okuyan ve düşünen seyircidir), bir üst noktaya taşırsınız; ya da buna yardımcı olursunuz.
Ben dinlerle ve Tanrı ile sorunum olduğu için gittim, soruları aklımı da oldukça kurcalıyor.
Tanrı var mıdır?
Tanrı varsa, insan eylemlerinden sorumlu tutulabilir mi?
Özgürlük karmaşa mıdır?
İnsanın ve insanlığın geleceği için kadere ihtiyaç var mıdır?
Sistemin ve politikacıların entrikaları gerçeği örtmeye yeter mi?
Bence kesinlikle seyredin bu oyunu. En azından soruları aklınızı karıştıramasa da deli gibi gülmüş olurzunuz, bakarsınız sorunun biri de takılıverir aklınıza.
Öperim.
N.

10 Nisan 2013 Çarşamba
Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği - Ferhan Şensoy
Biliyorsunuz ki Tiyatro Haftası etkinlikleri içindeyiz hala ve dün akşam İsmet İnönü Kültür ve Sanat Merkezi'nde Ferhan Şensoy ve ekibi sahnedeydi; Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği ile birlikte.
Hukukengiz güldürü olarak geçiyor. Devletin içinde bulunduğu durumları öyle güzel özetliyor ki Ferhan bey, cesaretine ve uslubuna hayran kalmamak elde değil.
Videolarla desteklenmiş, birkaç dakika önce oyunun nasıl ortaya çıktığını seyrediyorsunuz sonra da oyunu.
Sahnede Ferhan Bey'in oturduğu sandalye ve gitar dışında hiç dekor yok. Peter Brook'a göre her boş alan sahnedir, oyuncu o boş alanda yalnızdır ve o alanı istediği gibi doldurabilir. Gerçekten çok da şahane doldurdular sahneyi.
Ülkemizin politikacıları, ülkemizin halkı, dış ülkelerin ülkemiz hakkındaki hevesleri hepsini öyle güzel ortaya koydular ki anlamamak için aptal olmak gerek. Hoş anlamayacak olan insanın o salonda ne işi var. Gelmez zaten, haksız mıyım?
Aç parantez(Ünlem)Kapa parantez
Oyunun provaları da şahane, vaktiniz varsa okuyun derim; http://www.ortaoyuncular.com/sezono.asp
Programları ve biletleri için de; http://www.ortaoyuncular.com/oyun.asp sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Oyunu seyredin derim.
Sevgiyle kalın,
Öperim.
N.
Dipnot;
Sahneye bir adam çıkıyor, upuzun boyu; incecik bacakları.. Sanırsın et yok hiçbir yerinde, yüzünde kırışıklıklar; saçlarında sayamadığım kadar beyaz. 42 yılını sahnelere vermiş, dile kolay tabi ama bi de ona sormak lazım. Onca yıl hem halka sevdir kendini hem muhalif ol. Yazarken halkın bilinçlenmesini sağla, olmadıysa sil yeniden yaz, sonra oyna. Onca hengame içinde evlen, iki de çocuğun olsun; onların sorumlulukları da omuzlarında..
Ben göremiyorum, sen de göremediğini söylüyorsun zaten. Haklısın Ferhan Abi, napacaksın şimdi o kavuğu?
Hukukengiz güldürü olarak geçiyor. Devletin içinde bulunduğu durumları öyle güzel özetliyor ki Ferhan bey, cesaretine ve uslubuna hayran kalmamak elde değil.
Videolarla desteklenmiş, birkaç dakika önce oyunun nasıl ortaya çıktığını seyrediyorsunuz sonra da oyunu.
Ülkemizin politikacıları, ülkemizin halkı, dış ülkelerin ülkemiz hakkındaki hevesleri hepsini öyle güzel ortaya koydular ki anlamamak için aptal olmak gerek. Hoş anlamayacak olan insanın o salonda ne işi var. Gelmez zaten, haksız mıyım?
Aç parantez(Ünlem)Kapa parantez
![]() |
| Ferhan Şensoy |
Programları ve biletleri için de; http://www.ortaoyuncular.com/oyun.asp sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Oyunu seyredin derim.
Sevgiyle kalın,
Öperim.
N.
Dipnot;
Sahneye bir adam çıkıyor, upuzun boyu; incecik bacakları.. Sanırsın et yok hiçbir yerinde, yüzünde kırışıklıklar; saçlarında sayamadığım kadar beyaz. 42 yılını sahnelere vermiş, dile kolay tabi ama bi de ona sormak lazım. Onca yıl hem halka sevdir kendini hem muhalif ol. Yazarken halkın bilinçlenmesini sağla, olmadıysa sil yeniden yaz, sonra oyna. Onca hengame içinde evlen, iki de çocuğun olsun; onların sorumlulukları da omuzlarında..
Ben göremiyorum, sen de göremediğini söylüyorsun zaten. Haklısın Ferhan Abi, napacaksın şimdi o kavuğu?
27 Mart 2013 Çarşamba
Ben Bertolt Brecht
Geçenlerde festivalde de gelmişti Ben Bertolt Brecht, ve ben Marx'ın Dönüşüne bilet bulmuş fakat ona bulamamıştım. Bal sürmüşler kesin bana. Çok sevgili belediyemiz, tiyatro haftası nedeniyle oyunu ayağımıza getirdi.
Tek kelimeyle muhteşem bir oyun.
Bozuk düzeni, düzen içindeki karmaşaları, halkın düşük gelirli kısmının duygu ve düşüncelerini; yüksek gelirli kısım tarafından nasıl görüldüklerini her zamanki gibi tüm çıplaklığıyla sermiş önümüze Genco Bey.
Oyun neredeyse her cümlesiyle sarsıyor insanı, silkeleyip kendine getiriyor. Her gün gerçekleştirilen ve istemediğimiz onca şey var fakat hiç birine sesimizi çıkarmıyoruz. Böyle adamlar, böyle oyunlar bizim sesimiz; aydınlık yanımızlar.
İyi insanlar olmayın diyor sahnedeki Brecht; iyi insan olmanız hiçbir şeyi etkilemez, iyi insan olarak hiçbir şeyi değiştiremezsiniz; düşündüğünüzü savunun. Bırakın sizi sevmesinler hatta nefret etsinler ama evlerine gidip rahat koltuklarına uzandıklarında "Ne demek istedi lan bu" demelerine neden olabilecek düşünceler savunmanız bir kişiyi iki kişi sonra da tüm toplumu değiştirebilir.
Dünyayı siz mi kurtaracaksınız? Evet.
Bi yerden başlamak gerekmez mi?
Bu arada mutlu yıllar Genco Bey; uzun uzun yaşayıp bizi daha çok düşündürün.
Sevgiyle kalın.
Öperim.
N.
Tek kelimeyle muhteşem bir oyun.
Bozuk düzeni, düzen içindeki karmaşaları, halkın düşük gelirli kısmının duygu ve düşüncelerini; yüksek gelirli kısım tarafından nasıl görüldüklerini her zamanki gibi tüm çıplaklığıyla sermiş önümüze Genco Bey.
Oyun neredeyse her cümlesiyle sarsıyor insanı, silkeleyip kendine getiriyor. Her gün gerçekleştirilen ve istemediğimiz onca şey var fakat hiç birine sesimizi çıkarmıyoruz. Böyle adamlar, böyle oyunlar bizim sesimiz; aydınlık yanımızlar.
İyi insanlar olmayın diyor sahnedeki Brecht; iyi insan olmanız hiçbir şeyi etkilemez, iyi insan olarak hiçbir şeyi değiştiremezsiniz; düşündüğünüzü savunun. Bırakın sizi sevmesinler hatta nefret etsinler ama evlerine gidip rahat koltuklarına uzandıklarında "Ne demek istedi lan bu" demelerine neden olabilecek düşünceler savunmanız bir kişiyi iki kişi sonra da tüm toplumu değiştirebilir.
Dünyayı siz mi kurtaracaksınız? Evet.
Bi yerden başlamak gerekmez mi?
Bu arada mutlu yıllar Genco Bey; uzun uzun yaşayıp bizi daha çok düşündürün.
Sevgiyle kalın.
Öperim.
N.
1 Mart 2013 Cuma
Gaziemir Özgür Sanat Gecesi
2 Mart 2013 Cumartesi günü, Atatürk Kültür Merkezi'mizdedir etkinlik. Eminim çok şahane olur. Şu tiyatrolara konan anlamsız yasaklar, kültür ve sanattan caydırmak için yapılan baskılar..
Bu konularda Orhan Alkaya ve Şafak Pavey'in düşüncelerini dinlemek istemişimdir hep.
Ben alt yazı geçerim size fakat gelebilecek olanlar gelse iyi olur.
Özgür kalın.
N.
Bu konularda Orhan Alkaya ve Şafak Pavey'in düşüncelerini dinlemek istemişimdir hep.
Ben alt yazı geçerim size fakat gelebilecek olanlar gelse iyi olur.
Özgür kalın.
N.
21 Aralık 2012 Cuma
Karanlıkta Komedi - Yıldız Teknik Ünv.
Gülmekten yerlere yatacaktık nerdeyse :)
Komşunuzun mobilyalarını ona bildirmeden alın, bir süreliğine giden sevgilinizin yerine yenisini alın hatta babasını da tanışmak için evinize davet edin; aynı akşam eserlerinizi görmek üzere çok ünlü bir yorumcu da davetliniz olsun. Evdeki tüm ışık kaynaklarını yok edin ve başlayın yaşamaya.
Her sahnesinde en içten kahkahanızı atacağınız, gülmekten belki de karnınızın krampa girmesine neden olacak bir oyun.
Gidin! Gülün! Gülün! ve daha fazla Gülün!
Teşekkürler festivalimize katıldığınız ve bizi güldürdüğünüz için
Öperim.
N.

18 Aralık 2012 Salı
Marx'ın Dönüşü - Genco Erkal
Festivalin yedinci günü 13 Aralık 2012'de Genco Erkal vardı, Marx'ın Dönüşü'yle.
Genco Erkal dendiğinde durup derin bir nefes alırım.
Her zamanki şahane oyunculuğuyla, ustalığıyla demeliyim belki; hakikaten Marx'ın olduğunu düşünebilirsiniz sahnede. Bir saatte düşüncelerini, duygularını, yaşadıklarını o kadar net ve anlaşılır anlatıyor ki, eşiyle diyalogları; arkadaşlarıyla sohbetleri; zorlu hayat koşulları ve her şeye rağmen işine, insanlığı iyi bir yöne itmeye çalışan şevkine hayran olacağınız Marx daha iyi anlatılamazdı.
Öbür dünyadan kendini anlatmak için gelen Marx, sadece yaşadığı dönemle ilgili düşündükleriyle sınırlamıyor kendini sahnede, on yıl,beş yıl, bir yıl hatta birkaç ay ve birkaç gün önceye kadar yaşananlarla ilgili de aydınlatıyor bizi. Yanılmışım diyor kapitalizm hakkında, ben bi elli yıl küsur içinde biter demiştim ama hala acımasızca devam ediyor diyor. Günümüzdeki Amerikan hükümdarlığına, petrol için yapılan savaşlara ve katledilen çocuklara değiniyor ama tanrılardan gelen uyarıyla sözlerine devam edemiyor.
Burda istenmiyordum diğer tarafta da istenmiyorum diyor.
Karl Marx'ı ve kapitalizmin özünü; sadece onları da değil aslında, insan olarak yaşamanın gerekliliklerini öğrenmek isteyenlerin kesinlikle gitmesi gereken bir oyun. Sahnede de Genco Erkal olunca değmesinler keyfinize. İki sanatçı tek bir ruhta birleşiyor önünüzde ve size sadece bu şöleni seyretmek kalıyor.
Yine bekleriz Genco Bey, ara sıra geliyorsunuz ama daha sık gelin lütfen. Size ihtiyacı var bu seyircinin.
Kucak Dolusu Sevgilerimle,
Öperim.
N.
Genco Erkal dendiğinde durup derin bir nefes alırım.
Her zamanki şahane oyunculuğuyla, ustalığıyla demeliyim belki; hakikaten Marx'ın olduğunu düşünebilirsiniz sahnede. Bir saatte düşüncelerini, duygularını, yaşadıklarını o kadar net ve anlaşılır anlatıyor ki, eşiyle diyalogları; arkadaşlarıyla sohbetleri; zorlu hayat koşulları ve her şeye rağmen işine, insanlığı iyi bir yöne itmeye çalışan şevkine hayran olacağınız Marx daha iyi anlatılamazdı.
Öbür dünyadan kendini anlatmak için gelen Marx, sadece yaşadığı dönemle ilgili düşündükleriyle sınırlamıyor kendini sahnede, on yıl,beş yıl, bir yıl hatta birkaç ay ve birkaç gün önceye kadar yaşananlarla ilgili de aydınlatıyor bizi. Yanılmışım diyor kapitalizm hakkında, ben bi elli yıl küsur içinde biter demiştim ama hala acımasızca devam ediyor diyor. Günümüzdeki Amerikan hükümdarlığına, petrol için yapılan savaşlara ve katledilen çocuklara değiniyor ama tanrılardan gelen uyarıyla sözlerine devam edemiyor.
Burda istenmiyordum diğer tarafta da istenmiyorum diyor.
Karl Marx'ı ve kapitalizmin özünü; sadece onları da değil aslında, insan olarak yaşamanın gerekliliklerini öğrenmek isteyenlerin kesinlikle gitmesi gereken bir oyun. Sahnede de Genco Erkal olunca değmesinler keyfinize. İki sanatçı tek bir ruhta birleşiyor önünüzde ve size sadece bu şöleni seyretmek kalıyor.
Yine bekleriz Genco Bey, ara sıra geliyorsunuz ama daha sık gelin lütfen. Size ihtiyacı var bu seyircinin.
Kucak Dolusu Sevgilerimle,
Öperim.
N.
14 Aralık 2012 Cuma
Kıyıya Oturmanın Böylesi - Merve Engin
Festival başladı ve 11 Aralık 2012 Kıyıya Oturmanın Böylesi ilk oyunumdu. Şimdilik herşy yolunda böyle sonlanacağına da eminim.
Tüm ışıklar açık. Sahneye kızın biri çıkıyor ve kendi kendine konuşmaya başlıyor.
-Abi nerdesiniz, neden gelmediniz vs.
-Tek başıma mı oynıcam? 12 nizi de?
Işıklar hala açık.
Gayet eğleneceğiniz bir oyun. Bazen çok güleceğiniz bazen de biraz hüzünleneceğiniz bir oyun aynı zamanda. Hangi kısımlar oyuna dahildi acaba, hangilerini doğaçlama yapıyo diye düşünebilirsiniz de.
Commedia dell' Arte tarzının Commedia Gabriellina varyasyonu. Bu tarzı Türkiye'ye getiren kişi. Bence kesinlikle izlemelisiniz.
En çok Puzzone'ye güldük biz. Karakter çok içten, saf ve bu saflığı insanı çok çok güldürebiliyor, gerçi Zampilla'nın da hakkını vermek gerek jest ve mimikleri çok hoştu. Bi de şu ismini hatırlayamadığım adam, tanrıların arkadaşı :)
Merve Engin karakterlerin hepsini kendi oynuyor, bir sağ elinin olduğu tarafa geçiyor, bir sol elinin, bazen geçmiyor eliyle oynuyor, çok hoş gerçekten. Hani kendi kendinle konuşmak gibi bi yerde, heralde yapanınız vardır :P Yalnız değilimdir diye düşünüyorum :P
Salonda oyun ve seyircilere karşı ufak saygısızlıkları oldu görevlilerin, her devlet tiyatrosuna ait olmayan oyunda olduğu gibi. Ben görevliyim, bak ben! İstediğim zaman girer istediğim zaman çıkarım. Gibi. Sakız da çiğnerim tiyatro da kapattırırım, oyuncuyu da cezalandırırım; ben boşbakan çocuğum vs lerden pek farklı olmadı açıkçası. Ben alıştım gerçi de.. hoş değil.
Aksaklıklar için özür dileriz Merve Engin.
Yine bekleriz, daha saygılı görevliler ve telefonunu kapatan seyircilerle.
Öperim.
N.
Tüm ışıklar açık. Sahneye kızın biri çıkıyor ve kendi kendine konuşmaya başlıyor.
-Abi nerdesiniz, neden gelmediniz vs.
-Tek başıma mı oynıcam? 12 nizi de?
Işıklar hala açık.
Gayet eğleneceğiniz bir oyun. Bazen çok güleceğiniz bazen de biraz hüzünleneceğiniz bir oyun aynı zamanda. Hangi kısımlar oyuna dahildi acaba, hangilerini doğaçlama yapıyo diye düşünebilirsiniz de.
Commedia dell' Arte tarzının Commedia Gabriellina varyasyonu. Bu tarzı Türkiye'ye getiren kişi. Bence kesinlikle izlemelisiniz.
En çok Puzzone'ye güldük biz. Karakter çok içten, saf ve bu saflığı insanı çok çok güldürebiliyor, gerçi Zampilla'nın da hakkını vermek gerek jest ve mimikleri çok hoştu. Bi de şu ismini hatırlayamadığım adam, tanrıların arkadaşı :)
Merve Engin karakterlerin hepsini kendi oynuyor, bir sağ elinin olduğu tarafa geçiyor, bir sol elinin, bazen geçmiyor eliyle oynuyor, çok hoş gerçekten. Hani kendi kendinle konuşmak gibi bi yerde, heralde yapanınız vardır :P Yalnız değilimdir diye düşünüyorum :P
Salonda oyun ve seyircilere karşı ufak saygısızlıkları oldu görevlilerin, her devlet tiyatrosuna ait olmayan oyunda olduğu gibi. Ben görevliyim, bak ben! İstediğim zaman girer istediğim zaman çıkarım. Gibi. Sakız da çiğnerim tiyatro da kapattırırım, oyuncuyu da cezalandırırım; ben boşbakan çocuğum vs lerden pek farklı olmadı açıkçası. Ben alıştım gerçi de.. hoş değil.
Aksaklıklar için özür dileriz Merve Engin.
Yine bekleriz, daha saygılı görevliler ve telefonunu kapatan seyircilerle.
Öperim.
N.
10 Aralık 2012 Pazartesi
İzmir Tiyatro Festivali 11-12-13 Aralık Genco Erkal oyunlarına indirimli bilet
http://www.grupanya.com/izmir/firsat/aysa-izmir-bertolt
Yukarıdaki adresi Uluslararsı İzmir Tiyatro festivalinde gösterime girecek tüm Genco Erkal oyunlarına indirim sağlıyor. An itibariyle fırsatı yakalamak için son 14 saat kalmıştır. Yani bu gece saat 23.00 a kadar aldınız aldınız, yoksa indirimi kaçırıyorsunuz.
11 Aralık 2012 - 20:30 Ben Bertolt Brecht
12 Aralık 2012 - 20:30 Kerem Gibi
13 Aralık 2012 - 20:30 Marx'ın Dönüşü
Öperim,
İyi seyirler
N.
Yukarıdaki adresi Uluslararsı İzmir Tiyatro festivalinde gösterime girecek tüm Genco Erkal oyunlarına indirim sağlıyor. An itibariyle fırsatı yakalamak için son 14 saat kalmıştır. Yani bu gece saat 23.00 a kadar aldınız aldınız, yoksa indirimi kaçırıyorsunuz.
11 Aralık 2012 - 20:30 Ben Bertolt Brecht
12 Aralık 2012 - 20:30 Kerem Gibi
13 Aralık 2012 - 20:30 Marx'ın Dönüşü
Öperim,
İyi seyirler
N.
![]() |
| Genco Erkal-Tülay Günal |
7 Aralık 2012 Cuma
İzmir Tiyatro Festivali 2012
ULUSLARARSI İZMİR
TİYATRO FESTİVALİ 2012
|
|||||||
Gaziemir Belediye
Kültür Merkezi
|
İsmet İnönü Sanat
Merkezi
|
Karşıyaka Ragıp
Haykır Sahnesi
|
Konak Melek Ökte
Sahnesi
|
Konak Sahnesi
|
Tepekule Kongre ve
Sergi Merkezi
|
Konak Belediyesi
Selahattin Akçiçek Salonu
|
|
07 Aralık 2012
Cuma
|
Kurtuluş(Soğuk Heykel
Gösterisi) 19:30
|
||||||
08 Aralık 2012
Cumartesi
|
Bir Çeşit Masal - Epik 20:30
|
||||||
09 Aralık 2012
Pazar
|
Elma Hırsızları -Dram
15:00 . . Her Şartta Kadın Var
-Dram 20:30
|
Basit Bir Ev Kazası 20:30
|
|||||
10 Aralık 2012
Pazartesi
|
Şu Çılgın Türkler 20:30
|
Sınır (Kara Mizah) 20:30
|
Ada- Dram 20:30
|
Ferhangi Şeyler 20:30
|
|||
11 Aralık 2012
Salı
|
Hamlet -Kürtçe 20:30
|
Duvar -Dram 20:30
|
Kıyıya Oturmanın Böylesi
20:30
|
Ben Bertolt Brecht 20:30
|
|||
12 Aralık 2012
Çarşamba
|
Albay Kuş 20:30
|
Çirkin -Dram 20:30
|
İmparatorluk Kuranlar (Kara
Komedi) 20:30
|
Kerem Gibi 20:30
|
|||
13 Aralık 2012
Perşembe
|
Meddah 2012 -Stand up 20:30
|
İntifada(Maskeliler (Dram)
20:30
|
Marx'ın Dönüşü 20:30
|
||||
14 Aralık 2012
Cuma
|
Ben Anadolu 20:30
|
Bu Mutlu Günümüzde (Komedi)
20:30
|
Bir Arkadaş Aranıyor-Çocuk
Oyunu 11:00
|
||||
15 Aralık 2012
Cumartesi
|
Karanlıkta Komedi (Komedi)
20:30
|
Aşk Her Yerde (Komedi) 20:30
|
|||||
16 Aralık 2012
Pazar
|
Gılgamış Destanı (Müzikal)
15:00Matina ve 20:30
|
||||||
17 Aralık 2012
Pazartesi
|
Kulaktan Kulağa (Komedi)
20:30
|
Çocuklara Vurmayın 20:30
|
Çöplük (Dram) 20:30
|
||||
Festival le ilgili ayrıntılar kendi sitesinde mevcut, http://izmirtiyatrofestivali.org/?page_id=137
Biletler de mybilet ten alınabilir, http://www.mybilet.com/chart/izmir-tiyatro-fest/
Biz "Kıyıya Oturmanın Böylesi" ve "Karanlıkta Komedi" ye bilet aldık, "Ben Bertolt Brecht" e gitmek isterdim ama onu daha geç gördüm (bu kadar toparlanmış değildi takvim, uğraşıp siz de zorlanma diye takvim haline getirdim :) Rica ederim :P ) büyük ihtimalle "Marx'ın Dönüşü" ne de giderim.
Sevgiyle ve tiyatroyla kalın.
N.
Huzur Çıkmazı - İzmir Devlet Tiyatroları
"Usta oyun yazarı Haldun Taner’in 1962 yılında kaleme aldığı oyunda bir lise öğretmeni olan Memnun Bey, ikinci eşi Zennube’ye karşı yoğun bir sevgi beslemekte ve eşiyle çok ilgilenmektedir. Memnun Bey, bu sevginin kadını bunalttığını, hatta kendisinden uzaklaştırdığını fark edememektedir. Gittikçe sinirleri bozulan genç ve güzel kadın, tedavi olmak için başvurduğu doktora yakınlık duymaya başlar, doktor ile Zennube’nin ilişkileri gelişir. Memnun Bey’in hiçbir şeyin farkına varmaması, Zennube’yi daha da rahatsız eder ve onu öldürmeye karar verir; ancak bardağına koyduğu zehri yanlışlıkla kendisi içince hastaneye kaldırılır. Oyunda mutlak iyiliğin kötülüklere yol açabileceği anlatılmaktadır."
Oyun hakkındaki tek bilgim bu çünkü oyunculardan biri rahatsız olmuş ve oyun iptal edilmiş. Duyunca üzüldüm biraz, merak ediyordum çünkü :(
Neyse başka zaman seyrederiz.
Acil şifalar.
Oyun hakkındaki tek bilgim bu çünkü oyunculardan biri rahatsız olmuş ve oyun iptal edilmiş. Duyunca üzüldüm biraz, merak ediyordum çünkü :(
Neyse başka zaman seyrederiz.
Acil şifalar.
11 Temmuz 2012 Çarşamba
Güngör Dilmen'e
Ben Anadolu'yu izlediniz mi bilmem. Tam bir baş yapıt. Yıldız Kenter tek başına oynamıştı o oyunu, izleyeniniz izlemiştir. Ben henüz küçüktüm ve o oyuna gidecek kadar para biriktirememiştim, biraz pahalıydı biletler.
Eskişehir'de izledim ben ve oyunun çıkışında resmen dağılmıştım.
Hayatımın şu noktasına kadar seyrettiğim en mükemmel oyun Ben Anadolu'dur. Bir daha da Güngör Dilmen'in hiçbir oyununu izleyemedim. Eminim hepsi birbirinden mükemmellerdir.
Şimdi yokluğunu kabul etmek çok zor. Ama sen rahat nefes al Güngör Abi, en azından İzmir'desin, korkma; hiç kimse hiç bişey yapamaz burda tiyatroya. Sokakta oynanır yine oynanır; biz sokakta seyretmeye de para veririz, zorumuza da gitmez; yeter ki devam etsin tiyatro.
Sevgiyle kal Güngör Abi.
Huzurla kal.
Bizim için dua et ki şu başımızdaki kendini bilmezler bir an önce defolsun.
Ya da cesaretimizi toplayıp biz defedelim onları.
Öperim.
N.
Eskişehir'de izledim ben ve oyunun çıkışında resmen dağılmıştım.
Hayatımın şu noktasına kadar seyrettiğim en mükemmel oyun Ben Anadolu'dur. Bir daha da Güngör Dilmen'in hiçbir oyununu izleyemedim. Eminim hepsi birbirinden mükemmellerdir.
Şimdi yokluğunu kabul etmek çok zor. Ama sen rahat nefes al Güngör Abi, en azından İzmir'desin, korkma; hiç kimse hiç bişey yapamaz burda tiyatroya. Sokakta oynanır yine oynanır; biz sokakta seyretmeye de para veririz, zorumuza da gitmez; yeter ki devam etsin tiyatro.
Sevgiyle kal Güngör Abi.
Huzurla kal.
Bizim için dua et ki şu başımızdaki kendini bilmezler bir an önce defolsun.
Ya da cesaretimizi toplayıp biz defedelim onları.
Öperim.
N.
2 Mayıs 2012 Çarşamba
30 Nisan 2012 Pazartesi
Seyirci uyuma, Tiyatro'na sahip çık! (Şehir Tiyatroları Yok Edilemez!)
Tiyatro insanın eli gibidir, ayağı gibidir, Ruhu gibidir.
Bir şeyler hissedersiniz, tarif edemezsiniz hislerinizi fakat bir oyun tarif edebilir. İçinizde sıkışmış şeyler vardır ne olduğunu bilmezsiniz, bir oyun içinizdeki sıkışmışlıkların ne olduğunu gösterebilir size. Söylemek istediğiniz şeyler vardır, korkarsınız söylemeye; bir oyun söyler sizin için. Söylemek istedikleriniz vardır ama nasıl toparlayacağınızı bilmezsiniz, bir oyun toparlar size hem de karmakarışık tonla sözcüğü bir cümlede halleder en iyi şekilde.
"Devlet tiyatrolarının yönetimi, sanatçıdan alınıp belediye bürokratlarına verilecek" miş. "Devlet eliyle tiyatroculuk olmaz." mış. "Tiyatrolar özelleştirilecek." miş. "..kusura bakma, geleceksin Şehir Tiyatrosu'ndan hem belediyeden maaşını alacaksın ondan sonra istediğin gibi yönetime de verip veriştireceksin, böyle saçmalık olmaz." mış.
Kurulduğu günden beri Tiyatrolar halkın temsilcisi olmuş, halkı istemedikleri şeyler yapmaya zorlayan hükümetlere, kişilere direnmeye cesaretlendirmiş, halkın söyleyemediklerini söylemiştir. Bunu fark etmiş olsa gerek hükumet(?) ki; bunca rezil cümleyi önünü sonunu düşünmeden, göğsünü kabarta kabarta söylemiştir.
Ruhla değil, bedenle yaşayan her şeyin, herkesin sonu vardır. akepecilik "maddi" bir bedene sahip olmuştur fakat maddi olmaya devam ettiği sürece ruhlaşamayacaktır.
O halde, beden ölecek ve ruh daima yaşamaya devam edecektir.
Tiyatroyu,
Tiyatro oyuncularını,
Tiyatro sahnelerini,
Saygıyla alkışlıyorum.
Yaşasın Tiyatro.
Mehmet Ali Alabora; "Dünyada ekonomik kalkınma gerçekleştirmiş ülkelerde sanat kurumları vardır. Bu kurumlar önemlidir. Bu kurumları dünyadaki örnekleriyle nasıl aynı seviyeye getirmeyi tartışmamız gerekiyor. Herkes için olduğu gibi benim için de burası çok önemli. Ben burada var oldum. Annem babam tiyatroda tanıştı. Annem beni karnında taşırken tiyatro sahnesinde oynuyordu. Biz hep buradaydık. Yine burada olacağız"
Orhan Alkaya; "Uzun bir geceye başlıyoruz. Biz tiyatrocular insanlık tarihinin mirasından geliyoruz. Korkacağımızı mı sanıyorlar"
25 Mart 2012 Pazar
Don Kişot'un Maceralarının Dostları Tarafından Temsili
Anna Karenina’yı bitirdikten sonra elime Tanrıların
Arabaları’nı aldım. Erich Von Daniken,
kitabın yazardan bahsettiği kısmında bunun bir araştırma dizisinin ilki
olduğunu anladım ve şu sıralar hiç de öyle kafamı yoracak “Vaay öylemiymiş bi
araştırayım” diyeceğim bir kitap istemediğimi anladım. Ruhumu yaşadığım dünyadan uzaklaştıracak,
bana farklı bir dünya kurduracak şeyleri okumak istiyorum, hayal kurmak
istiyorum. Zaten hafta sonu “Don Quijote’nin maceralarının dostlar tarafından
temsili”ne gideceğimiz için(dün gittik) Don Quijote’yi okuyayım dedim.
Miguel de Cervantes saavedra(1547-1616), inişli çıkışlı ama sıradan bir hayattan sonra(1569da Kıbrıs’ı fetheden Osmanlılara karşı haçlı ordusuna katıldı. Haçlı donanması 1571 Leponto Savaşını kazandı Miguel tam bir kahraman gibi çarpıştı bizimkilerle savaşın en kızgın anlarındahep en ön safhalardaydı ve sonunda göğsünden aldığı iki ağır yaranın yanısıra sol elini kaybetti) Ocak 1605’te Don Quijote’yi yayımladı. İyi sattı kitap ama ona para kazandırmadı., bu para sıkıntısından kurtulmak için kitabın 1. Bölümünü Lemos Kontuna ithaf edip onun koruyuculuğuna girdi fakat sonuç değişmedi.
Miguel de Cervantes saavedra(1547-1616), inişli çıkışlı ama sıradan bir hayattan sonra(1569da Kıbrıs’ı fetheden Osmanlılara karşı haçlı ordusuna katıldı. Haçlı donanması 1571 Leponto Savaşını kazandı Miguel tam bir kahraman gibi çarpıştı bizimkilerle savaşın en kızgın anlarındahep en ön safhalardaydı ve sonunda göğsünden aldığı iki ağır yaranın yanısıra sol elini kaybetti) Ocak 1605’te Don Quijote’yi yayımladı. İyi sattı kitap ama ona para kazandırmadı., bu para sıkıntısından kurtulmak için kitabın 1. Bölümünü Lemos Kontuna ithaf edip onun koruyuculuğuna girdi fakat sonuç değişmedi.
Orta Çağ’da delilik; aptallık cahillik ve meczupluğu içerirdi. Rönesansta ise bilge selinin işlevi; doğrudan duğruya putları yıkmak, kabul edilmiş değerleri sorgulamak ve eleştirmekti.
Modern romanın ilk örneği sayılan Don Quijote’yi, Miguel şövalye romanlarıyla alay etmek için yazmaya koyulmuştu. Gerçekten de 17.yy da Avrupa’da feodalizm çöküp ticari kapitalizm gelişirken İspanya feodalizmin son kalesi konumuyla çağına ters düşüyordu. Bu terlikle Miguel Don Quijote ve uşağı Sancho Panza karşıtlığıyla alay ediyordu. Sancho Panza gününün adamıydı; maddi , gerçekçi, gözlemci, bencil ve tüccar. Don Quijote ise tam zıttı özelliklerle bezenmişti; maneviyatçı, idealist, cömert ve verici.
Don Quijote Albert Thibaudet tarafından “Romanların romanı” olarak tarif edilmiştir. Gerçekte de 18-19. Yy arası Don Quijote tekrar tekrar uyarlanmıştır. Charles Dickens’ın Hard Times (Zor zamanlar)ında Gradçrind(1854); Tolstoy’un Savaş ve Barış’ında Kont Pierre; Mark Twain ‘in The Advatures of Hitckleberry Finn’inde Huck Finn(1885); Doatoyevski’nin Budala’sında Prens Mişkin birer Don Quijote tiplemesidir.
Henüz kitabı okumadığım için ne gibi şeyler bulacağımı bilmiyorum kitapta ama oyun bir harikaydı. Don Quijote öldükten sonra arkadaşları onun yasını tutarken; onun hayallerini canlandırıyorlar. Tiyatro içinde tiyatro bir nevi. Rezervuar Kanişleri’nden sonra izlediğim en mükemmel oyundu.
Tüm arkadaşlarının sahip olduğu birer rol var ve hepsi öyle güzel kaptırıyorlar ki kendilerini oyuna. Başta hepsi Don Quijote’i bir hayalperest bir deli gibi görüyorlar fakat oynadıkça ve olayların içine girdikçe tüm düşünceleri değişiyor. Oyuna dahil olmayı hiçbir şekilde istemeyen berberbile kayboluyor rolünde. Hele ki o Don Quijote’nin ölüm sahnesi çok kötü. Hıkırıklarıma engel olamadım, gözyaşlarıma da. Sahne, dekor, müzikler birer harikaydı. Oyuncular da öyle Eğer Don Quijote bir başyapıtsa bu oyun da en az onun kadar başyapıt.
Kesinlikle izlemelisiniz. Kitabı okuyanlar nasıl düşünür bilmem ama benim için mükemmeldi.
Bir türlü cesaret edememişti 1000 sayfaya üstelik de tek cilt. Ama okuyacağım ve oyuna bir de romanı okuyan birinin gözüyle bakacağım.
Sevgiyle kalın.
Tiyatro ve kitaplar hayatınızdan hiç eksilmesin.
N.
Oyun bilgileri ektedir.http://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-izmir-programlistesi.html?ay=3
24 Mart 2012 Cumartesi
Başlıksız
İçimde garip bi sıkıntı var...
Akşam oyuna gitçem.
Don Kişot'un Maceralarının Dostları Tarafından Temsili
Melek Ökte Sahnesi
20:30
http://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-sehirler-izmir-detay-don-quijote-nin-maceralarinin-dostlari-tarafindan-temsili.html
Akşam oyuna gitçem.
Don Kişot'un Maceralarının Dostları Tarafından Temsili
Melek Ökte Sahnesi
20:30
http://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-sehirler-izmir-detay-don-quijote-nin-maceralarinin-dostlari-tarafindan-temsili.html
15 Şubat 2012 Çarşamba
Kırmızı - İstanbul Devlet Tiyatrosu
-Sana bir şey sorabilir miyim?
-Sormanı engelleyebilir miyim?
-Gerçekten de siyahtan korkuyor musun?
-Hayır, ben ışığın yok olmasından korkuyorum.
-Yani körlük gibi mi?
-Hayır, ölmek gibi..
Nihat İleri ve Turan Günay oynuyor.
Rothko(bir ressamdır)'nun asistanı ile geçirdiği birkaç yılı anlatıyor oyun. 20. yy da sanatın rolü üzerine düşünen herkesi yakalayacaktır gibi bir cümlesi var tanıtımın; ben düşünmedim hiç; bu cümle nedeniyle de ne kadar öğrenirsem öğreneyim cahilliğimi bir kere daha hatırladım.
Sabit fikirli, insanların resme bakış açılarını değiştirmiş ve var olana yenisini katmış bir ressamın şimdi onun yarattığına yenisini katıyor olmalarından; yaptıklarının içselliğini, derinliğini anlamayan yeni nesil ressamların (kendini ressam sananlar onun tabiriyle), (yine ona göre) umursamazlığından, ruhunun ve bedeninin duyduğu acıyı çok sert bir dille aktarıyor asistanına. Onu aşağılayarak, diğerlerinin hıncını alıyor gibi görünüyor Rothko.
Resim kendi kendini yaratır diyor, en alt katmanı atar ve beklersin; beklersin; beklersin; o sana ne yapman gerektiğini anlatır, ne hissettiğini ve kendinin aslında nasıl bir resim olmak istediği anlatır. Hangi renk, hangi ton, hangi nesne, hangi his.. Sadece beklemeli ve resmi dinlemelisin diyor. Öyle dinlemeden kafana estiği gibi savuramazsın fırçayı, resim istediği şey olmazsa mutlu olmaz diyor. Tıpkı biz insanlar gibi; toplumun bize dayattığı meslekte mutlu olmayız mesela, bokçuluk bile olsa kendi istediğimiz meslek bize en mükemmeli gelir.
Hayatı tüm çıplaklığıyla anlatmış, patronun; işçinin nasıl olduğunu ve nasıl olması gerektiğini.. Kibir, öfke ve sabit fikirliliğin insanın yüreğini nasıl zora soktuğunu; yalnızlığı, ölümü...
Renklerin doğru ışıkta kendilerini nasıl da güzel anlattıklarını hatta sadece kendilerini değil hayatı da ne güzel anlattıklarını. Onları bağdaştırdığımız duygularımız ve bu duyguların kişiden kişiye gösterdiği değişimler, belki bu duyguların yersizliği..
Dipnot: Benim için;
Siyah: Yalnızlık demek, kendi kendinle baş başa kalabilmek, düşünmek. Siyaha gözleriniz her türü alışır. Gece siyahtır, gözlerinizi kapadığınızda gördüğünüz şey siyahtır, ondan korkmanıza asla lüzum yoktur çünkü o nerdeyse hayatımızın her gününde var ve ona alışmak çok kolaydır.
Kırmızı: Özgürlük demek benim için, zafer demek, kendinin hakimi olmak ve savaşmak demek. Yılmamak, direnmek ve ruhumun sonsuzluğa kadar özgür olması demek.
Beyaz: işte bu ürkütücü, benim için ölüm demek olan renk bu; asla alışamadığım ve alışamayacağım. Hayatımın çok az bir kısmında olan ve önünü görmek için milyarlarca ışık kaynağı verseniz beyazın içinde işe yaramayacak olan renk. Acımasız bir körlük, insanı siyahla değil; beyazla delirterek öldürebilir siniz çünkü gözler beyaza asla alışamaz.
Sevgiyle kalın Nihat İleri ve Turan Günay;
Yine bekleriz İzmir'e.
N.
-Sormanı engelleyebilir miyim?
-Gerçekten de siyahtan korkuyor musun?
-Hayır, ben ışığın yok olmasından korkuyorum.
-Yani körlük gibi mi?
-Hayır, ölmek gibi..
Nihat İleri ve Turan Günay oynuyor.
Rothko(bir ressamdır)'nun asistanı ile geçirdiği birkaç yılı anlatıyor oyun. 20. yy da sanatın rolü üzerine düşünen herkesi yakalayacaktır gibi bir cümlesi var tanıtımın; ben düşünmedim hiç; bu cümle nedeniyle de ne kadar öğrenirsem öğreneyim cahilliğimi bir kere daha hatırladım.
Sabit fikirli, insanların resme bakış açılarını değiştirmiş ve var olana yenisini katmış bir ressamın şimdi onun yarattığına yenisini katıyor olmalarından; yaptıklarının içselliğini, derinliğini anlamayan yeni nesil ressamların (kendini ressam sananlar onun tabiriyle), (yine ona göre) umursamazlığından, ruhunun ve bedeninin duyduğu acıyı çok sert bir dille aktarıyor asistanına. Onu aşağılayarak, diğerlerinin hıncını alıyor gibi görünüyor Rothko.
Resim kendi kendini yaratır diyor, en alt katmanı atar ve beklersin; beklersin; beklersin; o sana ne yapman gerektiğini anlatır, ne hissettiğini ve kendinin aslında nasıl bir resim olmak istediği anlatır. Hangi renk, hangi ton, hangi nesne, hangi his.. Sadece beklemeli ve resmi dinlemelisin diyor. Öyle dinlemeden kafana estiği gibi savuramazsın fırçayı, resim istediği şey olmazsa mutlu olmaz diyor. Tıpkı biz insanlar gibi; toplumun bize dayattığı meslekte mutlu olmayız mesela, bokçuluk bile olsa kendi istediğimiz meslek bize en mükemmeli gelir.
Hayatı tüm çıplaklığıyla anlatmış, patronun; işçinin nasıl olduğunu ve nasıl olması gerektiğini.. Kibir, öfke ve sabit fikirliliğin insanın yüreğini nasıl zora soktuğunu; yalnızlığı, ölümü...
Renklerin doğru ışıkta kendilerini nasıl da güzel anlattıklarını hatta sadece kendilerini değil hayatı da ne güzel anlattıklarını. Onları bağdaştırdığımız duygularımız ve bu duyguların kişiden kişiye gösterdiği değişimler, belki bu duyguların yersizliği..
Dipnot: Benim için;
Siyah: Yalnızlık demek, kendi kendinle baş başa kalabilmek, düşünmek. Siyaha gözleriniz her türü alışır. Gece siyahtır, gözlerinizi kapadığınızda gördüğünüz şey siyahtır, ondan korkmanıza asla lüzum yoktur çünkü o nerdeyse hayatımızın her gününde var ve ona alışmak çok kolaydır.
Kırmızı: Özgürlük demek benim için, zafer demek, kendinin hakimi olmak ve savaşmak demek. Yılmamak, direnmek ve ruhumun sonsuzluğa kadar özgür olması demek.
Beyaz: işte bu ürkütücü, benim için ölüm demek olan renk bu; asla alışamadığım ve alışamayacağım. Hayatımın çok az bir kısmında olan ve önünü görmek için milyarlarca ışık kaynağı verseniz beyazın içinde işe yaramayacak olan renk. Acımasız bir körlük, insanı siyahla değil; beyazla delirterek öldürebilir siniz çünkü gözler beyaza asla alışamaz.
![]() |
| Nihat İleri |
Sevgiyle kalın Nihat İleri ve Turan Günay;
Yine bekleriz İzmir'e.
N.
2 Şubat 2012 Perşembe
Ayrılık
Çok güldüren bir oyun olduğunu söyleyemem ama ayrılmak üzere olan insanlar için birebir. Eşlerin birbirlerini nasıl gördüklerini, hangi huylarına, özelliklerine karşı hangi tepkileri vermek isteyip aslında hangi tepkileri verdikleri; birbirleriyle paylaşımlarının neden azaldığını; bir nevi de bu durumlarda ne yapmalarının iyi olacağını anlatıyor oyun.
Gürol Tonbul'u daha önce izlemedim ama Şebnem Doğruer'in müthiş oyunculuk kabiliyetini tam olarak yansıtamasına izin vermeyen bir rol üstlendiğini düşündüm oyunu izlerken. Hani derler ya öğretmenler velilere, aslında x çocuğunuz çok zeki ama bunu gösteremiyor, onun gibi; rolü oyunculuk kabiliyetinin altında kalmış gibi geldi.
Sevgiyle kalın Şebnem Doğruer.
Bir sonraki oyunda görüşmek dileğiyle.
N.
http://www.mavisanat.org/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















