Kardeşimle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kardeşimle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2013 Cuma

Müdahale toplantısı (alınganlık mı yapıyorsunuz, kardeşime gelin)

Geçen kardeşime, şu amerikan dizilerindeki müdahale toplantılarından yapsak ya dedim. Hık mık dedi.

Dün akşam öylesine oturuyoruz abim, ben, bu.
Nasıl oldu bilmiyorum ama bir kustu içindekileri yeminle, müdahale toplantıları halt yemiş.

Ama kız haklı beyler, şu alınganlık huyumdan vazgeçsem çok iyi olcak. Daha doğrusu ben böyle insan gibi vazgeçemicem, üstüne üstüne gidip iyice gerilmem lazım. Bende de bi huy var, keçi gibi inat. Alınma işte ne alınıyon herşeye. Allah allah ya.

Hayatımdaki en değerli varlık kardeşim lan. Çok eğleniyom ben onunla, ama köpek; çok acımasız eleştiriyo.

Öptüm.
N.

3 Ağustos 2013 Cumartesi

30 Temmuz

17 yaş çok güzeldir; tadını çıkar, olabileceği kadar fazla gez, öpüş vs vs demiş kardeşime Tolga. Kendi 18 yaşına girdiği ilk günlerde. Bir yaşın bu kadar ani dışarıdan gözlenebilmesi ne hoş. Her doğum günümüzde hatırlarız Tolga'nın o sözlerini, hafif de tebessümle tabi :D

Hayatımdaki en güzel şeylerden biri ne biliyor musunuz? Kardeşim.

Sevişme ihtiyacım falan olmayacağını bilsem hayatımın sonuna kadar onunla yaşayabilirim ama maalesef :D

25 yaş çok güzeldir, tadını çıkarın, sevişin; öpüşün; gezin; keşfedin; yeni insanlarla tanışın ama hepsinden önce eğer bir kardeşiniz yoksa annenizden size bir kardeş yapmasını isteyin. Başka da bir şey söylemiyorum.

Seni çok seviyorum kardeşim.
İyi ki doğdun.
İyi ki seni istemişim :D
N.



Ağlıcam. Ne kadar tatlısın di mi kardeşim?

28 Aralık 2012 Cuma

Hayaletli Eskişehir Turundayız Gençler

Anlatayım, yaklaşık olarak geçen ay gerçekleşti bu olay.

Ali, Zlatka, Conika, Vladimir ve ben; Hadi Ankara'ya gidelim deyip atladık Ali'lerin kamyonuna. Vuuuhuuuu; canı sıkılan arkadaki açık kasaya geçiyo, canı sıkılan bangır bangır şarkı söylüyo, Ali direksiyonda; hepimizin canı sıkılırsa toptan kasaya geçiyoruz, gelsin biralar. Nasıl eğlenceli nasıl, biraz soğuk hava ama eğlenceden kimsenin aklına hava gelmiyor.

Sabaha karşı saat 5 gibi Eskişehir'e giriyoruz. Hadi bizi gezdir diyorlar, yok diyorum ısrar ediyorlar; illa canımı sıkçaklar; illa özletçekler yani burayı. İyi diyorum.
Bi anda kamyonet kayboluyor. Esparkın hemen altındaki tren yolunun ordayız. Amacım köprünün bitişindeki çin restoranına götürmek gençleri, hep burda yiyoruz biraz da orda yesinler de lezzetin ne kadar ucuza mal edilebileceğini görsünler. Yürüyoruz yürüyoruz, her taraf sık sık ev ve duvar olmuş; caddenin sonundan Doktorlara çıkmamız gerekiyor fakat öyle çok ev yapmışlar ki önce bu labirenti aşmak gerekiyor. Sağ sol sağ sol derken epey bi uğraştan sonra sözde doktorlara çıkıyoruz. Çıktığımız yer köprünün hemen altı olması gerekirken biz bambaşka bir caddenin sonunda gibiyiz, Doktorlar caddesine benziyor evet ama sadece caddenin genişliği açısından, eski ve siyah beyaz evlerden oluşuyor burası biraz ürkütücü ama en azından sonunda köprüyü görüyoruz derken ce eee yine Kezban. Arkadaşlarına neden her yeri gezdirmiyorsun, sen biliyorsun buraları falan diyor, kendi kendine konuşuyor benimle ama ben ona cevap bile vermiyorum, pek hazzetmiyorum ondan biliyorsunuz. Neyse tin tin giderken geldik bizim çin lokantasına ama ev mi olmuş burası?

Girelim ya, belki içeridedir lokanta. Giriyoruz, alt katı açan olmuyor, üst kata çıkıyoruz. Çalıyoruz kapıyı; korkuyoruz da aynı zamanda ve kapıyı öle bir şey açıyor ki altımıza ediyoruz nerdeyse hepimiz, bi hışımla ikinci katın merdivenlerinden ilk kata inan mi ararsın, çığlıklar eşliğinde çıkış kapısına bulmaya çalışırken birbirine çarpan mı ararsın, hem ayakları kıçına değerek koşup hem bana ana avrat söven mi?
Öyle bir koşuyoruz ki gelişimizde saatler süren caddeyi birkaç saniyede katediyoruz ve hoppala Espark'ın önündeyiz. Herkes öyle sakin ki sanki az önce göz bebekleri olmayan, sadece beyaz bir çarşafla boynundan aşağısını örtmüş, saçı başı iğrenç bir kadın hepimizi kovalamadı. Ben tedirginim tabi, bütün hevesim kaçtı; bunlar da tutturmuşlar biz Ankara'ya gitmemeye karar verdik, burda geçirelim geceyi demeye.

Grupçak hoplaya zıplaya giden bizimkiler bi tarafta, iki gün napçam burda; sinirlerim tepeme çıkçak, Efsad'a gidemicem cuma değil bu gün Tolga'yı görme ihtimalim yok, kar da yağmamış diye hayıflanan ben bi yandan..
Üniversite caddesine giden  yolda Kahve Diyarı'nın oraya gelince bi kuş bakışı yapıyorum caddeye karşı ve ne ben varım, ne Zlatka ne Conika ne Ali ne kamyon ne kezban ne Vlat  Tolga da yok. 

26 Kasım 2012 Pazartesi

Mutlaka okuyun



Beni sevin,
Benim gerçekten sandığınızdan daha fazla sevilmeye ve önemsenmeye ihtiyacım var.

Ne olduğumu söyleyin bana, hayatımın şu noktasına kadar sizin tespitinizle en iyi yaptığım şeyi ve en yapamadığım şeyleri sıralayın; huylarımı da, en iyisi ya da iyilerini ve en kötü ya da kötülerini yazın bi kağıda verin bana. Ben kendimi tanıyamıyorum.

Resmen gelişine yaşıyorum ve bu durumdan çok rahatsızım. Bir şeyleri başarabileceğime inanmak istiyorum, destek olun bana.

Bir işe yaradığıma inanmak istiyorum çünkü son zamanlarda hissettiğim en ağır duygu bu ve hiçbir konuda başarılı olamadığım hissi de tuz biber.


Kardeşlerim! Bana yardım edin.

Yukarıda istediklerimi yazın bi kağıda verin bana, ya da çakralarımı açın; bişey yapın, kurtarın beni.

Sizi seviyorum.
N.

22 Kasım 2012 Perşembe

Kardeşime!

Sadece bikaç kelimelik bir kararla hayatımızın akşını değiştirebiliyoruz. Alışıyoruz yeni hayatımıza ya da zorluk çekiyoruz alışmakta.

Yenilikler hep iyidir, geliştirir ve değiştirir bizi. Yeter ki cesaret edebilelim.


Sevgili küçük kardeşim! Kucaklıyorum seni cesaretinden ötürü. Şimdi belki biraz zorluk çekeceksin, bıkacak; sinirleneceksin ara sıra ama inan ki en doğrusunu yaptın.

Seni seviyorum.

16 Eylül 2012 Pazar

Kardeşime

Abla sen bana metali sevdirdin ben de sana Maaruul fayfı.

Seni seviyorum kardeşim.
Ablan.
N.

Kim karrrdişiiim :D

10 Eylül 2012 Pazartesi

Haftalar arası geçiş dönemi

Bir haftadır doğru dürüst arkadaşlarımızla görüşmüyorduk. Bir hafta önceki tüm yorgunluklarımızı geçtiğimiz haftaya taşımıştık. Ondan önceki haftaların yorgunluğunu da..
Nerdeyse tüm hafta burnumuzu dışarı bile çıkarmadan gece 3-3:30 lara kadar hep film izledik, işe çoğu hafta yaptığımız gibi bu hafta da daimi olarak uykulu gittik. Tüm hafta dışarı çıkmadık bari hafta sonu acısını çıkarıp eğlenelim dedik, ne mümkün; ülke aile facialarından geçilmiyor ki.. Boşa zaman harcamanın daha mükemmel bir yolu olamaz, gerçekten anlaştığın sohbet edebildiğin insanlar haricindeki insanlarla takılmaya çalışmaktan başka. Hayır Ali'nin katlanılmaz kendini beğenmişliğini, ben merkezciliğini
ve dünyanın en mükemmel insanı oymuş da sen at kıçına konan sinekmişsin gibi davranmalarını bile yeğlerdim, o derece kötüydü.
Dipnot:(Ben bu çocuğu neden sevemiyorum ya? Kardeşi en değişilmez iki arkadaşımdan biri ama onun nerdeyse hayatım için hiçbir değeri yok. En basit örnek geçen hafta sonu arkadaşlarından birinin fotoğraflarını çektik, iki gün sonra fotoğrafları çıkarılacak hale getirdim, biraraya gelelim insanlarla da vereyim diye bekliyorum; bu diyo ki bana ver fotoğrafları ben gösteririm onlara- o kadar ısrar etti hala da ısrar ediyor-, arkadaşım benim de emeğim var ben de neyi beğenip beğenmediklerini neleri onarabileceğimi söylemelerini ve diğer sefer daha iyi olmayı isterim onların düşünceleriyle, tongaya getircek alcak fotoğrafları ben muhattap olmıcam o insanlarla; oldu canım. Hatta sözde biz birlikteyken seçeceklerdi dün fotoğrafları ama adam vermiş bile, ben de bendekileri vermiş olsaydım çoktan iletecekti karşı tarafa benim de ruhum duymayacaktı. Ortak iş böyle yapılmaz bebeğim, herkesin çabası var; herkes aynı ölçüde eşit. Ben fotoğrafı öğrenmeye başladığımdan beri bu çevredeki insanların kendini beğenmişiğini, ben yapabiliyorum kimse benim gibi yapamazcılığını hiç bi yerde görmedim. Bi Faruk Atalayer; bi Erdem Çetinkaya, bi Levend Kılıç ki bunlar ordinaryus olabilecek seviyedeki adamlar, "Mühim olan istek, sen istersen en iyi şekilde öğrenir ve uygularsın fotoğrafçılığı." Coolpix P80 im için "En mükemmel fotoğrafçılar bile bazen proesyonellerini bırakıp kompaktlarıya çekiyorlar." deyip insanı yüreklendirirlerdi. Yapabilirim 'i yerleştirirlerdi insanın içine, sadece daha fazla pratik yapıp öğrendiklerini yerleştirmek ve görmeyi bilmek şartıyla. Burda ise gidip bikaç kıçı kırıktan sürekli, orası olmamış fotoşop yap burası olmamış fotoşopla düzelt, şu fotoşopu öğrenmelisin vs gibi sözler işitiyorum; arkadaşım ben doğal olmasını istiyorum, o yüzündeki ben ya da sivilce onun ruh haline, yüzüne yansıyor yani bana sana ve diğerlerine gerçekliği yansıtıyor. Çok sinirlendim yine.)


Asıl olarak eğlencesiz, uykusuz ve bol para kayıplı bir hafta sonu geçirdik, bu akşam deliksiz uyumayı, dinlenmiş olmayı yarına dinç uyanmayı planlıyorum çünkü yarın akşam parti yapıyoruz.

Dinç kalın Z.Ö. ve H.Ö.
Sizi seviyorum.
N.

5 Eylül 2012 Çarşamba

Sarıl bana ruhum

Birkaç gün önce düşündüm de, şu sıralar ön yargılarıma fazla kapılmışım hayır sadece ön yargı da değil kendi düşündüklerimi karşı taraf düşünüyormuş gibi lanse etmeye çalışıyorum kendime hatta çevremdekilere ve bu konuda oldukça başarılıydım taa ki fark edene kadar.

-Nadi sen ne kasıyorsun kendini bebeğim ya, hayat işte. Şimdiye kadar senden aldığı mükemmel güzellikte duygu ve hislerin yerini yenileriyle doldurmadı mı; yaşattığı kahrolasıca acıları değiştirip değiştirip yine çektirmiyor mu sana.
-Evet

-Eee, değişen bişey yok yani, ıkınsan da ıkınmasan da ne yaşaman gerekiyorsa yaşıcaksın; kimin ne yaptığını ne konuştuğunu neden dert ediyorsun hem belki adam öyle demek istemedi ya da söylediği şey senin düşündüğün yola çıkmıyor. Hani sen insanların söylediğinden fazlasını algılamaz ve düşünmezdin, eskide mi kaldı o zamanlar. Toparla kendini, sana ne elalemin ne düşünebileceğinden. Ben seni seviyorum ve senin mutlu olaman benim tüm dünyamın mutlu olması demek. Rahat ol. Yaşının, güzelliğinin ve yeteneklerinin farkına var. Dik dur, gülümse, saçlarını serbest bırak, gözlerini; beynini ve sağ işaret parmağını da. Geçmiş geçmişte kalmıştır, hatırlayıp üzülmeyi kes artık; şu an yaşadığın onca güzel şeyi yaşayamayan milyonlarca insan var. Etrafına bak, güneş, yemyeşil çimenler, birbirinden değerli iki kız kardeş ve kendisinden asla vazgeçmeyeceğin harika bir erkek kardeşin var. Onlarla daha sık görüş, iç, sohbet et ve yaşadığın anların içinde ol, zaman asla geri gelmeyecek.  .
-...
-Arkadaşlarına ve ailene hak ettikleri değeri göster Nadi çünkü her şey bittiğinde yanında sadece onlar kalacak. Seni seviyorum, nefesin tükenene kadar yanındayım, hatta belki daha sonrasında bile.

Söylediklerimi aklından çıkarma N.
Öperim.

N. Ruhun

5 Ağustos 2012 Pazar

Vişne Reçeli Yapımı

Geçen bir kavanoz vişne reçeli alacaktım ve böğürtlen zaten meyveleri tane tane değil, böyle sıfır meyve; bal kıvamında reçeller içindekiler kısmını okuyorum; renklendiriciler; kıvam arttırıcılar vuhuuu havada uçuşuyo. Yahu dedim ben artık nirvanaya ulaşmış bir insanım, koskoca domates suyu yaptım reçel mi yapamıcam? Zararlı olan bi şeker bi de olsa olsa meyveler hormonludur :D ama en azından saçma sapan şeyler olmıcak ve daha az zarar görcez dedim ve iki kilo vişne aldım.

Vişne Reçeli Yapımı,
Temizlemeye başladım vişneleri. Yaklaşık bir saat sürdü otunu çüpünü ayırıp yıkamak. 03:15 te oturdum, çekirdeklerini çıkarmaya başladım 04:30 da biraz da hızlı olmaya çalışarak bitirdim. Tencereye yerleştirdiğim 2 kg vişnenin içine 2 kg şeker boşalttım ve uyuduğumda sa:05:00 dı. Gündüz 11:30 da çalan telefonla uyandım. Orta tüpte kısık ateşte bir saat kapağı kapalı şekilde kaynattım sonra en küçük tüpe aldım orda devam ettirdim 13:30 da tüpü kapattım. NOT: REÇEL YAPARKEN TENCERENİN KAPAĞININ KAPATILMAMASI GEREKİYORMUŞ.
Vişneler biraz çekmiş kendini, kapağını kapatmasam diri diri kalacakmış, bi dahakine tencerenin kapağını kapatmayacağım :)

Sonra daha önce kuruttuğum şişelere doldurdum reçeli,
8 kavanoz 290grlık şişe oldu. Çok lezzetli görünüyor ve tadınca da lezzeti hissediyorsunuz.

Tolga'ya söyliyim London'dan gelirken bana bir adet altın madalya getirsin, benim gibi bir insan domates suyu ardından da reçel yaptıysa kesinlikle hak ediyor demektir madalyayı. :D

Dip Not: Sevgili kardeşim ve Zü. Bana olmayan yardımlarınızdan ötürü bu reçelleri 5 tatlı kaşığıyla bir porsiyon oluşturmak üzere porsiyonu 5tl den satacağım size. Bu kadar.

Reçelli ve sağlıklı kalın.
Boğazınızdan geçen her lokma, aç uyuyan ve yemek bulamayan milyonlarca insanın da midesine insin. (Değişen, gelişen dünyada dileklerimiz de farklılaşır, kendimi bildim bileli değişmeyen tek dileğim budur benim, hangi dine inanıyorsanız inanın, sizce var olsun ya da olmasın Tanrı yahut başka birşey nolur dileyin onların da doymasını belki hep birlikte istersek gereçekleşir, Tanrı da ya evren; kim gerçekleştirirse gerçekleştirsin.)
N.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Domates Suyu Nasıl Yapılır?

Kendimi bildim bileli annemin evde hazırladığı lütenitsa, reçel, biber közlemesi vs vs için sürekli kızardım bağırırdım ona.

-Bu kadar uğraştığına değer mi, git al bakkaldan; üç beş lira kar yapçam diye çektiğin eziyete bak.(Asıl olarak bu kadar kızıp çemkirmemin nedeni de yardım istemesiydi sanırım :D ) Cevap şu olurdu;
-Yardım etmiyosun bari bağrınıp durma, git başımdan; yapınca yemezsin.

Ben haksızmışım gençler :D

Geçen bizimkiler Ersezgin Tarım' montaja gittiler, bunlara yedişer kasa domates vermişler hem de hormonsuz. Biz bi öğrendik, bağrış çağrış Remziye Abla ben ve Ender Abla birer kasa getirttik kendimize; tabi ikisi de domates suyu yapçaz cart curt dediler. Düşününce bana da çok mantıklı geldi, ben domatese hasta bir insan olarak yaz kış malesef hormonlu da olsa alıp yiyiorum domatesi. Benim neyim eksik ya ben de yapçam dedim. Öyle gazla benzinle çalışmıyorum genel olarak ama devreler yanmış bi kere.

DİPNOT: Tanıyan herkes bilir domates kesmeyi bile beceremeyen bir insanım, büyük doğrarım bunu hayvan mı yiyecek der kardeşim, küçük doğrarım senin dişinin kovuğuna girdi mi diye sorar. Heralde bu yemek konusunda başarısız olduğum kadar hiç bişey konusunda başarısız değilimdir. Keşke yemek yapmanın kriteri iyi sevişmek olsa, siz sevişirken Yemek; "ooo helal olsun gençlere ben hemen hazırlanayım da yorulmuşlardır bi yemek yesinler" dese :D

Domates Suyu Nasıl Yapılır?
Dün eve geldim saat 18:30. Bir güzel yıkadım domateslerimi, bi de kuruttum. Çıkardım blendırı, dörde bölüp bölüp rendeledim hepsini 5 kg domatese yaklaşık 5 yemek kaşığı tuz attım, daha doğrusu bi kasem var; o kase beş kere doldu ve her kaseye bir yemek kaşığı tuz attım. Sonra, kuruttuğum kavanozlarıma (kavanozlarım yalnız, ben doğurdum sanki :D) doldurdum yaptığım karışımı :D
5 kilo domatesten;
3 ad 750 grlık
3 ad 200 grlık ve
10 ad 290 grlık şişe doldu.



Konuşuyoruz bugün annemlesen domatesin do sunu doğrayamazdın gidip şimdi domates suyu mu yaptın deyip katlana katlana güldü. O halden bu hale geldim anlayacağınız :D

Hormonsuz kalın.
N.





24 Aralık 2011 Cumartesi

Tescillenmek ve Fransa İlişkileri

Çok sevgili kardeşim gerzekliğini bir kere daha tesciledi. Gelen mesajı aynen yazıyorum.

"Fransayla ilişkilerimiz Göteborgla eşleşince kozmetik alımı da durcak, loreal ve maybelineden ne alcaksan al 22 şubata kadar."

Ardından da şu mesaj:


"Eyvahlar olsun :(  loeralin cilt temizleme ürünlerini de alamıcaz."

Koyun can derdindee, kasap et.

Dipnot: Fransanının simgesi neden horozdur?

"Kendi ayakları bokun içindeyken şarkı söyleyen tek hayvan horozdur da ondan."

Eeee klavuzu karga olanın ayakları boktan çıkmazmış.

Sevgiler.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Dön Bana!

Daha dün, geçen haftada değil miydik? Ondan önceki gün harcayabileceğimiz en az parayı düşünerek piknik alanına gitmiyor muyduk? Geçen hafta Eskişehir'de değil miydik hatta Efsad'da hatta Tolga Akmen'le arkadaki masada oturup Erdem (Çetinkaya) Hoca'ya ne kadar bayıldığımızdan söz etmiyor muyduk? Ondan bi önceki hafta da Şakir Hoca ve Gülsen Hoca'yla Trabzonda değil miydik? herkes yürüyerek çıkıyordu zirveye biz arabayla.. Bak Trabzon'dan bi önceki hafta da bizim ordaki ormanda; ben, kardeşim, kuzenlerimiz Musti ve Yaşar'la unutulmayacak bir orman yolculuğu yapmıyor muyduk? Yağmurlu ve buz gibi bir havada, ben henüz 10 yaşındayım, yaşar 8 kardeşim 6 ve Musti 5...


Ne kadar hızlı geçiyor zaman di mi? Ardından mı koşuyoruz yoksa o mu bizi kovalıyor kaçmamız için bilmiyorum, tek bildiğim çok süratli ve hissettirmeden geçtiği...

Tutup bana biri zamanını değerlendirmeyi bilmiyosun falan demesin şimdi, gayet de iyi biliyorum. Tamam dünya için pek bi boka yaramıyor olabilirim belki çevremdekiler belki kendim için de işe yarayan bi bok değilimdir ama zamanımı olabildiği kadar verimli değerlendirmeye çalışıyorum. Bazen dünyayı durdurmak için rahatsızlık verecek tüm sesleri kapatıyorum, sessizce bi köşeye oturup kapatıyorum gözlerimi, dünyayı durduruyorum. O an hiçbir şey hareket etmiyor evren üzerinde.... duruyorum; evren da duruyor, duruyorum; evren de duruyor.. sonra üzülüyorum insanlara, ne de olsa herkesin mutlaka yarım kalan bir şeyleri var; bitirmeye zamanlarının olmadıkları ya da cesaretlerinin, bitirmek isteyip hep kendinden kaçtıkları işleri var; şans veriyorum onlara yarım kalanları bitirmeleri için ve açıyorum gözlerimi, dönüyor dünya. Ben bir daha etraf sakinleştirip gözlerimi kapatana kadar deli gibi dönüyor, ben de koşturup giden zamanın ortasında sessizleştireceğim birkaç dakika bulana kadar koşuyorum, bulduğumda yeniden durduruyorum onu; kendime; insanlara; dünyaya bakıyorum; değişen yıpranmış vücutlardan, körelmiş hislerden başka birşey var mı diye.. Yok, bir şans daha vermek istiyorum ve açıyorum gözlerimi yeniden.

Dünya bana sesleniyor;

-Tatlım!...............   Sana dönüyorum.

23 Kasım 2011 Çarşamba

0,8

Bak aklıma ne geldi.

Benim çok sevgili bi kardeşim var biliosunuz ki, 0,8. Sevgilisi de Stefan.

Aralarında geçen bir olay var.


0.8'in ağzından olay:

Biliosun abla Stefan Berlin'de okuyo. Onun yanına gittim bak taa nerden nerelere.. Neyse sabah kahvaltı hazırladım buna ama sofrada bi kuş sütü eksik, bu da bilgisayarın başında Wow oynuyor, yanına gittim;
-Kuşum kahvaltı hazırladım hadi gel
-Tamam
(Bekliyorum gelen yok, yeniden gittim yanına)
-Hayatım kahvaltı hazır
-Hıhı
(Hala bekliyorum)
-Aşkım hadisene..
-Tamam
(Sinirleniyorum ve yeniden gidiyorum içeri) Bağırarak;
-Nefis bi kahvaltı hazırladım, iki saattir sen bekliyorum, her şey soğudu, buraya kadar gelip sana kahvaltı hazırlıyorum umurunda bile değil, sen zaten beni umursamıyosun  vs.vs.vs.vs.vs.vs.vs.v.s.......
Bunun üzerine Stefan'da bağırarak;
-Ne bağırıyosun bee, git kendin yap kahvaltını.

Kardeşimin uzun zaman önce bana anlattığı şekliyle olay buydu. Ama geçenlerde Stefan'la sevgilimi konuşurlarken duydum, bu olaydan söz ediyorlar.

Stefan'ın ağzından olay:

0.8 yanıma gelmişti, sabah Wow oynuyorum deli gibi bi savaşın içindeyim, bu birden geldi bağırmaya başladı hiç bişey yokken, bi bok anlamadım neden bağırıyo bu diye düşünürken savaşımı böldüğü için ben de ona bağırdım;

-Nefis bi kahvaltı hazırladım, iki saattir sen bekliyorum, her şey soğudu, buraya kadar gelip sana kahvaltı hazırlıyorum umurunda bile değil, sen zaten beni umursamıyosun  vs.vs.vs.vs.vs.vs.vs.v.s.......
Bunun üzerine Stephan'da bağırarak;
-Ne bağırıyosun bee, git kendin yap kahvaltını.(İçimden;Savaşımı yarıda böldün, ne baaarıyon)

14 Kasım 2011 Pazartesi

Kaç Leva kaç?

Benim bi kardeşim var biliosunuz. Sidik yarıştırıyoruz şu aralar. Evet yarıştırıyor muyuz, yarıştıralım; başla.. gibi bi diyalog olmadı ama ben aramızdaki gizli rekabeti biliyorum. Güya beni geçecek, haspam. Kimi, nerde geçiosun, geçtiğin insan kim biliyor musun? Böyle hırslarla bana gelme sevgili kardeşim, anamı da alır giderim bak. Aklını başına devşir.


Deyvit'i anladık da kız kaç Leva? Satın almak istiyorum 30 leva yeter mi?

Allahımmm, kendimi seviyorum, nasıl dalga geççem bununla diodum, nasıl zekiyim ya, nasıl da çıkardım espriyi hemen.

21 Eylül 2011 Çarşamba

AAAAAaaaaaAAAAA

Şu sıralar Abimlerin evine doğru yürüyen kardeşim az önce benim yanımdaydı.

-Len blogu okudun mu :D (ben)
-Okudum allaan gerizekalısı, ne kötülüon beni len?
-Daha çok şey yazcaktım da vs. vs. acıdım.

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Kardeşim'e Saygıyla

Yapma şunu benim geri zekalı kardeşim. Görüş açımı mahvediosun. İki dakkada on kere girip çıktın.

Defol.

Gidelim Splintır.
Kardeşinin Ablası

30 Temmuz 2009 Perşembe

30 Temmuz 09-İyiki Doğdun Hb

Tren Ankara'ya gidiyordu..
Ve ben artık büyük umutlardan, bütün büyük devrimlerden vazgeçmiştim.. Artık sadece küçük ve anlamlı şeyler bekliyordum hayattan..
Kimsenin aklına gelmeyen, ama yine de sıradan, hayat kurtaran iyilikler;beni bu zalim zamandan kurtarıp ruhumu arındıran anlamlı sohbetler, dostça yakınlıklar, insana yaşama sevinci veren küçücük incelikler bekliyordum artık hayattan..
Tren Ankara'ya gidiyordu.. Elimde Dostoyevsky'nin mektupları vardı..

Ey zorba! Ey hayatı Emir'le yıkayan! Zulmet ki tez vakit yıkılasın.

(Zry! Hb! En parlak yıldız üçümüzün olsun ve kaysın(!) tüm dileklerimize.)

10 Temmuz 2009 Cuma

09.07.09

Bu tarih yılda sadece oniki kez oluşuyor. Çark tamamen tersine döndü ve önümde sadece baş yıl var.
Dokuz: Hb; Yl; Zry; Rgnr; Abim; dokuzu dolduramıyorum, az ve yeterince öz.



Uygur'lara yapılanlara isyan içerisindeyim..