Rüyalarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rüyalarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2015 Cuma

Nasıldı? soldan gidebilirsiniz

Bir rüya gördüm. Çok güzeldi. Sen vardın ve o kadar mutluydum o kadar huzurluydum ki. Sonra uyandım. Kalbimin üzerine hayli ağır bi taş koymuşlar gibi hissettim, daha çok hissettim.

Rüyaları hep işaret olarak görmek istedim, öyle olduklarına inanmak için zorladım kendimi. Hadi tatlım kendini kandırmanın hiçbir anlamı yok. Biliyoruz ki bilinçaltında ne varsa rüyalarımız da onlar oluyor, yani gelecekten bir işaret değil senin ruhunu kemiren şeylerin ta kendisi rüyaların.

Tabi ki de sarılıp uyumak, bedenimi saran kollarında olmak, tatlı dudaklarına minik öpücükler kondurmak istiyorum. Ama rüyalar! soldan s. gidebilirsiniz, size inanmayı seçtiğim vakit bitti.


Hadi öperim.
N.

12 Aralık 2013 Perşembe

Rüyaya gel!

Ya bi gemiden iniyorum ya bi uçaktan. Yanımda bi kızla, kızı çok iyi tanıdığıma eminim.

Tolga! Tam karşımda hem de. Başımı sağa çeviriyorum; selam vermek istemiyorum, benimle konuşmaz diye düşünüyorum çünkü, hem gördüğümü belli edip yanımdaki kızın dikkatini ona çevirmek istemiyorum. Kız görürse tüm yüzsüzlüğüyle ona gidecek, biliyorum. Yürüyorum sağa doğru.

Kolumu bir el kavrıyor ve yavaşça yüzümü kendine doğru ceviriyor. Tolga! Sarılıyorum, sımsıkı (o sarılmaz zannediyorum, o da sarılıyor). Elimi tutuyor, hızlıca yürüyoruz; bir yere yetişmeye çalışıyoruz; anlayamıyorum. Bir geminin önünde duruyoruz, hareket etmek üzere; bindiriyor beni hızlıca ve gemi hareket ediyor.

Demek amacı buymuş diyorum. Gemi uzaklaşıyor, adım atma mesafesini geçti; atlamasını beklemiştim ama yapmadı. Umutsuzluk içinde onu seyrederken, gemiye doğru zıplıyor; son anda elleriyle tutabiliyor demirleri ve yanıma geliyor.

"Gidiyoruz burdan, bundan sonra benimle birlikte yaşamanı istiyorum. Ne olursa olsun asla yanımdan ayrılma, seni bir daha kaybetmek istemiyorum.." diyor. Sıkıca sarılıyorum.

Ve uyanıyorum.

28 Kasım 2013 Perşembe

Korkutucu toprak koltuklar

Gözlerimi açıyorum,

Küçük bir odadayım, birine şiddet uyguluyorlar; kurtarmak için mi ordayım bilemiyorum ama ben gelince her şey değişiyor.  Tesadüf o ya, bi banka soygunundan kaçan kişilerin yüzlerini görüyorum. Beni bi araca doldurup denize doğru götürüyorlar fakat bir süre sonra neden bilmiyorum indirip biz sizi karşıda bekliyoruz diyorlar.

Biz de Vildan ve ailesinin yardımıyla (İzmir'in tüm kıyıları yıgın yıgın toprak şehir yok nerdeyse ve ben bu toprak yığınlarını daha önce de gördüm) yığın haline getirilmiş kıyıdaki topraklardan geçiyoruz, Göztepe tarafına ulaştığımızda adamları görüyorum ve bir trenin arkasına saklanıyorum; görmezler beni;deyip geri dönüyorum..

Tanrım bu da nedir?

Tüm köye topraklardan ve yaslanma kısımları uzun sandalyeler yapmışlar ve tüm halkı oturtmuşlar onlara, halk da genç insanlardan oluşuyor, en yaşlısı 25 yaşında, ilginç bir köy :)

Fark edilmeyeceğimi sandığım bir yere oturdum fakat hemen buldular beni (öldüreceklerini biliyorum ve beni serbest bırakmaları için beni bulan çocuğu ayartmaya çalıştım hatta neredeyse yattım çocukla ama işe yaramadı) Beni ve birini'i köyün güzeli ve yakışıklısı seçtiler, plan yapıyorlar yanımızda; şöyle yapıp öldürelim zaten kaza olduğunu göreceği için millet sorun olmayacak vs vs..

Başımı sola çeviriyorum, yanıma bağladıkları insan; Tolga..

Uyanıyorum, ter içindeyim; kaç gündür sırt üstü uyuyamıyordum ve şuan sırt üstü uyuduğumu fark ediyorum. Bu ameliyat iyi geldi.

25 Eylül 2013 Çarşamba

Kahreden rüyalarımdan biri

Urladaydım haftasonu.

Gözlerimi açtığımda, hangi ildeyiz bilmiyorum ama Varna'daki apartmanımızda yaşadığımızı, ordaki gibi dil, din, ırk herkesin karmakarışık olduğunu görüyorum. Kardeşim ve Zü yanımda.

Pkk saldırıyor apartmanımıza, saklanacak yer arıyoruz saatlerce sürüyor saldırı. Bir ara durgunlaşıyor her yer, yaşlı bir kürt teyze koridora atıyor kendini dövüne dövüne ağlıyor, ne yapacağımızı şaşırıyoruz, erzak arıyoruz, kıyafet arıyoruz; apartmandan çıkamadan öleceğiz, biliyoruz. 50 yaşlarında bir kürt abi geliyor, sarılıyor; korkmayın diyor, geçecek. Bu hayvanların ne istediklerini biz de bilmiyoruz diyor.

Kahroluyorum.
N.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Rüyalarımda neden hep ölüm var?

Ön açıklama: Dünyalar tatlısı bir kuzenim var. Matematiği üçüncülükle bitirip yüksek teknoloji enstitüsünde yüksek lisans yapacak; yani iki yıl daha burda o nedenle giderken çok üzülmedim.

Gözlerimi kapattığımda geri gelmişti. Onu o kadar üzgün görmemiştim hiç. Sürekli sevgilisini sayıklıyordu, ayrı kaldığı için üzüldüğünü düşündüm; ta ki Ediz'in öldüğünü öğrenene kadar.

Ölüm haberlerini aldığım yerdeydim yine. Varna'nın o küf kokan, artık yalnızlaşmış bana ölüm gibi gelen o apartmanda. Ve Ediz ölmüştü. Pınar'a ne söyleyeceğimi şaşırdım. Yaşıyor gibiydi Ediz, meğer hepsi hayalmiş, Pınar'ın o müthiş hayal gücü bizi gerçekten Ediz'le olduğumuza öyle inandırmış ki..

Sürekli yanımızda dolaşan ve sürekli olumlu, sürekli mutlu Ediz'i gördükçe daha çok ağladım. Bu adamın yıllar evvel öldüğüne inanmak, o an ölmüş olabileceğime inanmaktan çok daha zordu. Ve sabah oldu.

N.

26 Haziran 2013 Çarşamba

Gezi Parkı / Abdullah Cömert - Ethem Sarısülük - Mehmet Ayvalıtaş

Şimdi uyandım hala kendimde değilim..

Şehit cenazesindeymiş tüm Türkiye.. Sokaklar yığınla insan. Türk bayrağına sarılı üç tane naaş halkın üstünde. 
Gözlerime inanamıyorum çünkü o şehitler kim biliyor musunuz? Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük ve Mehmet Ayvalıtaş.. ve en çok ağladığım kısım da, naaşları halk taşımıyor bizzat kendileri taşıyor. Kucaklamışlar bayraklara sarılı tabutlarını..

Gözümün içine baka baka geçtiler önümden.
İnanamadım gözlerime, inanamadım.. Hayatım boyunca rüyalarımda gördüğüm hiçbir yüz bu kadar net değildi..

Çok şey söylemek istiyorum ama, şuan ne kelimeleri toparlayabiliyorum ne de kendimi.

N.

17 Mayıs 2013 Cuma

İbrahim Tatlıses'le öpüşmek!

İbrahim tatlıses in programı varmış ve ben de onu seyrediyor muşum. (Ben?) Öyle bir dalmışım ki. bi fark ettim adamla gözgözeyiz sonra bi anda dudaklarıma yapışıverdi.

Ben böyle korku, böyle büyük bir irkilmeyle daha önce bir uykumdan uyandığımı hatırlamıyorum sevgili insan arkadaşlarım. Öyle korktum ki cidden ibrahim tatlısesle öpüştüm diye anlatamam, direkt kelimeler kifayetsiz kalıyor :D

Sabah sabah böyle bir korkuyla uyanmak berbat bişey; yeniden uyumaya çalıştım ama yok, bir türlü motive olamıyorum.

N.

6 Nisan 2013 Cumartesi

Rüyalar bilinçaltının dışa vurumudur

Dört bölümdü bu gece.

1- Doğumhanedeydim. Ben doğuruyordum, şaşkınlık içindeydim çünkü hamile olduğumun bile farkında değildim. Nerdeyse bi 5 aylık göbeğim vardı, çok tatlıydım ve az sonra ordan bi bebek gelecekti dünyaya. Mucizevi bir şeydi.. Masaya yattım, bebek doğdu ama ortalıkta hiç göremedim onu.

Biraz sonra yataktan kalktım, düşük yapıyordum, doktor sürekli yürümem gerektiğini söylüyordum; ben de yürüyordum. Yürüyordum ama ayakta durmakta o kadar büyük güçlük çekiyordum ki kelimelerle anlatamam, doğum yapmanın düşük yapmaktan daha kolay olduğunu düşünüyordum ve çok korkuyordum. En sonunda lavaboya girdim, ıkındım, ıkındım koca bir kan parçası halinde bacaklarımdan süzüldü minicik bebek.

2- Karşıda bir televizyon var, önümde de küçük bir erkek çocuğu duruyor. Başımı hafif sağa yatırdığımda gayet izlenen bir show programına Tolga'nın davet edildiğini gördüm, o an içimi büyük bir ızdırap kapladı. Ne acıydı görüp, dokunamamak ona. Acı içinde olduğum yere mıhlanmışken bi an önümde belirdi. Sırtı dönük. Bir kerecik olsun dokunmak için elimi uzatmaya bile korkuyordum, kalbim çok kırmıştı; ben de onunkini kırmıştım ama aradan geçen zaman unutturamıyordu onu bana ve çok özlüyordum. Ölecek gibi.

Yüzünü döndü, sadece yüzüme bakıyordu, hiçbir şey söylemiyordu. Kalbim yerinden fırlamak üzereydi, ona sarılmamak için kendimi öyle zor tutuyordum ki.. Düşüncelerini de duyuyordum, o da sarılmak istiyordu bana.. Sonunda dayanamayıp küçük çocuğu kucakladım, ona Tolga'ymış gibi sımsıkı sarıldım, kokusunu çektim içime, birkaç saniye sonra baktım ki Tolga da bana sarılıyor..

3- Kafam dağıldı, hatırlayamadım şimdi 3. rüyamı. Ama devasa bi binada geçiyodu.

4- İşe geç kalıyorum. Koşarak çıkıyorum ana caddeye. Dayıyor siyah captiva gövdesini caddenin sağına, içi bir yığın insan dolu. Bakıyorum, biraz daha bakıyorum ve binmiyorum araca. Gitmesini işaret ediyorum elimle. Özgürlüğümü kazanıyorum.



Bu sefer açık kalmamış hiçbir yerim. Terlemişim. Çok uzun zaman önce araştırmıştım, öyle benim atıp tuttuğum gibi değil yani olay;  ne fazla sıcaktan ne de fazla soğuktan rüya görmüyor insan.

Her şey tamamen bilinçaltı.
Senin yapamadığını, gece yapmışsın gibi gösteriyor bilinçaltın; söyleyemediğini söylemişsin gibi.
İhtiyacı var bilinçaltının bunları yapmaya ama sahibi olan kişi yapmıyor; o da; sen uyanık halde benim istediklerimi yapmazsan ben de uyurken sana bir bir yaptırırım bunları diyor.
Ve bilinçaltı rüyalarla ortaya çıkıyor.

Kendinizi anlamakta, tanımakta güçlük çekiyorsanız başınızı hafifçe rüyalarınıza çevirin.


Rüyalarla kalın.
Öperim.
N.

20 Şubat 2013 Çarşamba

Kapısız Tuvalet

Böyle büyük bi binadayım. Sırtımda çantam, nerden geliyorum ya da nereye gidiyorum hiç hatırlamıyorum. Her taraf yabancı öğrenci dolu onu hatırlıyorum sadece.

Bi koridordan sağa dönüyorum, ce cee işte tuvaletler; fakat kapıları yok ve herkes kapısız tuvaletlerde yapıyor ne yapacaksa. :) kadın erkek de karışık üstelik.
Canıma minnet, nolacak; bence sıkıntı yok, ben elalemin orasına burasına bakacak değilim, ola ki baktım; adam benim mi olcak yoo, üstelik benim ruhum da vücudum da aç değil arkadaşım, ikisini de doyuruyorum.

Üç tuvalet var, ortadakine gireceğim çünkü diğerleri dolu. Solda, herkesi izleyen, uzun boylu, sarışın, ukala bi alman var; durup durup gülüyor, sinir ediyo beni. Neyse diyorum tam giriyorum japon bi genç durmuş tuvaletin içinde, yaslanmış duvara, kapı olması gereken ama olmayan yerden dışarı bakıyo, tutup kolundan atıyorum, alman hemen alıyo bunu yanına birlikte gülüşmeye başlıyolar, meğer arkadaşlarmış.

Pantolonumu indirsem mi indirmesem mi diye düşünüyorum, çünkü sinir oldum şu çocuklara; o esnada Gökmen geliyor, veriyor sırtını bana, kapı görevi görüyor tuvalete. Sen merak etme diyor. Oh diyorum, rahat rahat yapıyorum tuvaletimi ve açıyorum gözlerimi.



N.



Kütahya'da Panayır

Kütahya daydık kardeşimle dün sabah. Sabahın 5 inde bi yer arıyoruz; neresi olduğunu hatırlamıyorum. Bir göbekten üç yola ayrılan bi nokta yanında yaşlı bir adamla, Alp'i görüyorum, sırtından görüyorum ama o olduğuna eminim. İşi gücü vardır, İzmir'de görüşürüz diyorum seslenmiyorum. Devam ediyoruz yolumuza.

Akşam büyük bir panayır var şehrin meydanında ve her yer hem boz gibi hem de sıcacık. Tabi ısıtan şey eğlence ve coşku sadece; hava kesinlikle ısıtmıyor. Meğer panayırın organizatörleri Alp ve yanındaki adammış; aynı zamanda bi belgesel mi sinema mı ne çekmeye gelmişler buraya; ondan tam emin değilim. Bayağı bi lafladık.

Ben diyor bunun deli gibi eğitimini aldım kaç yıl. Öyle kıçı kırık adamlar geliyor, ne okumuş ne bişey; yapmaya kalkıyor bu işi. Olmaz efendim diyor. Oldukça sağlam saydırıyor. Aslında ben de bunu yapmak istediğimi söylüyorum, senin bir birikimin var ama yine de çok zor; çok okumalısın, çok seyretmelisin diyor, bu arada yürüyoruz; yapılan panayırın ve yakılan ateşin karşısındaki halk binasına gidiyoruz, orda konaklamışlar birkaç gün, eşyalarını toplayacak ve saat 12 civarı gidecek. Halk binası neresi biliyor musunuz? "Dallas of the Flora" Alp'in kaldığı daire de Osman'nın yaşadığı ve terk ettiği daire.

Hazırlığını tamamlıyor, o hemen gidecek; biz ise biraz daha kalacağız. Sımsıkı sarılıyoruz, garip bir şey oluyor, açıklayamıyorum. Ardıma bakmadan ve bir daha görüşmeyecekmişiz gibi çıkıp gidiyorum kapıdan. O benim çok sevgili bir arkadaşım; hiç değilse farkı zamanlarda da olsa aynı yoldan aynı şekilde geçtik.



N.

13 Şubat 2013 Çarşamba

Derya ölmüş.

Gözleri bi açtım Derya'ların üç katlı bi evi vardı, üçüncü kattayım ve Derya'nın odasından içeri giriyorum. Oda aslında aynı eskisi gibi ama her şey yer değiştirmiş. Tek boy bi kitaplık vardı o üç boy olmuş ve içinde çiçek böcek, peluş ya da bikaç tane aşk meşk kitabı değil de böyle bildiğin sapasaplam devrimci kitapları var.

Denizler, Mahirler falan.. Boy boy sıralanmış kitaplar, dergiler, gazeteler. Yani belli ki odayı Deniz Abla işgal etmiş. Derya'yla alakası yok bu odanın.

Bi an aklıma Derya'nın bi kaç gün önce öldüğü geliyor.. tam o an da annesi beliriyor karşı koridordan, fark ediyor beni ve yürümeye başlıyor bana doğru. Herhangi bir açıklama yapmama gerek kalmadan sarılıyor bana (zaten onlara girerken kapıyı değil o pencereyi kullanıyordum normalde, ondan bişey demedi herhalde diyorum içimden) Ağlıyoruz neden öldü diye, biraz sohbet ediyoruz ve Deniz Abla geliyor içeri, bi anda kardeşim de beliriyor yanımızda.

Ufak bi sohbetten sonra yine ağlamaya başlayacakken Deniz Abla kalkıyor, ben ağlamayacağım diyor ve başlıyor oynamaya. Delirdiğini düşünüyorum, kardeşime bişey olsa ben bikaç gün sonra bile ayağa kalkabilecek vaziyette olmam diyorum kendi kendime.

Ve kapatıyorum gözlerimi.
Sevgiyle kal Deniz Abla..
N.

Dipnot; Ben neden bu sıkıntı yaşadığım, görmek bile istemediğim insanları hep rüyalarımda görüyorum. Bana kalsa, konuşmamayı yeğlemezdim onlarla, ama kendileri istediler. Zaten iki kişiler. Şimdi hatırladım, bana hep ikisi derdi, sen herkesi kendin gibi sanıyorsun, insanlar çok pis falan diye, kezban derya senin için hiç iyi arkadaş değil dersi derya da kezbandan uzak dur o çok sinsin çok kurnaz derdi. Birbirilerini ne kadar iyi tanımşılar :D

28 Aralık 2012 Cuma

Hayaletli Eskişehir Turundayız Gençler

Anlatayım, yaklaşık olarak geçen ay gerçekleşti bu olay.

Ali, Zlatka, Conika, Vladimir ve ben; Hadi Ankara'ya gidelim deyip atladık Ali'lerin kamyonuna. Vuuuhuuuu; canı sıkılan arkadaki açık kasaya geçiyo, canı sıkılan bangır bangır şarkı söylüyo, Ali direksiyonda; hepimizin canı sıkılırsa toptan kasaya geçiyoruz, gelsin biralar. Nasıl eğlenceli nasıl, biraz soğuk hava ama eğlenceden kimsenin aklına hava gelmiyor.

Sabaha karşı saat 5 gibi Eskişehir'e giriyoruz. Hadi bizi gezdir diyorlar, yok diyorum ısrar ediyorlar; illa canımı sıkçaklar; illa özletçekler yani burayı. İyi diyorum.
Bi anda kamyonet kayboluyor. Esparkın hemen altındaki tren yolunun ordayız. Amacım köprünün bitişindeki çin restoranına götürmek gençleri, hep burda yiyoruz biraz da orda yesinler de lezzetin ne kadar ucuza mal edilebileceğini görsünler. Yürüyoruz yürüyoruz, her taraf sık sık ev ve duvar olmuş; caddenin sonundan Doktorlara çıkmamız gerekiyor fakat öyle çok ev yapmışlar ki önce bu labirenti aşmak gerekiyor. Sağ sol sağ sol derken epey bi uğraştan sonra sözde doktorlara çıkıyoruz. Çıktığımız yer köprünün hemen altı olması gerekirken biz bambaşka bir caddenin sonunda gibiyiz, Doktorlar caddesine benziyor evet ama sadece caddenin genişliği açısından, eski ve siyah beyaz evlerden oluşuyor burası biraz ürkütücü ama en azından sonunda köprüyü görüyoruz derken ce eee yine Kezban. Arkadaşlarına neden her yeri gezdirmiyorsun, sen biliyorsun buraları falan diyor, kendi kendine konuşuyor benimle ama ben ona cevap bile vermiyorum, pek hazzetmiyorum ondan biliyorsunuz. Neyse tin tin giderken geldik bizim çin lokantasına ama ev mi olmuş burası?

Girelim ya, belki içeridedir lokanta. Giriyoruz, alt katı açan olmuyor, üst kata çıkıyoruz. Çalıyoruz kapıyı; korkuyoruz da aynı zamanda ve kapıyı öle bir şey açıyor ki altımıza ediyoruz nerdeyse hepimiz, bi hışımla ikinci katın merdivenlerinden ilk kata inan mi ararsın, çığlıklar eşliğinde çıkış kapısına bulmaya çalışırken birbirine çarpan mı ararsın, hem ayakları kıçına değerek koşup hem bana ana avrat söven mi?
Öyle bir koşuyoruz ki gelişimizde saatler süren caddeyi birkaç saniyede katediyoruz ve hoppala Espark'ın önündeyiz. Herkes öyle sakin ki sanki az önce göz bebekleri olmayan, sadece beyaz bir çarşafla boynundan aşağısını örtmüş, saçı başı iğrenç bir kadın hepimizi kovalamadı. Ben tedirginim tabi, bütün hevesim kaçtı; bunlar da tutturmuşlar biz Ankara'ya gitmemeye karar verdik, burda geçirelim geceyi demeye.

Grupçak hoplaya zıplaya giden bizimkiler bi tarafta, iki gün napçam burda; sinirlerim tepeme çıkçak, Efsad'a gidemicem cuma değil bu gün Tolga'yı görme ihtimalim yok, kar da yağmamış diye hayıflanan ben bi yandan..
Üniversite caddesine giden  yolda Kahve Diyarı'nın oraya gelince bi kuş bakışı yapıyorum caddeye karşı ve ne ben varım, ne Zlatka ne Conika ne Ali ne kamyon ne kezban ne Vlat  Tolga da yok. 

25 Aralık 2012 Salı

İyi bir haber mi bu, kötü mü?

Aslında düzenli adetim geliyor ama garip bi şeyler oluyordu son zamanlarda; gözlerimi kapattım ve doktora gittim. İki aylık hamileyim. Kimseye söyleyemedim henüz. Şaşkınım fakat  zannettiğim kadar kötü hissetmiyorum. Daha küçük olduğumu ve istemeyeceğimi zannetmiştim, öyle bi hisse kapılmadım. .

Bi banka oturdum çıkışta, insanları seyrettim. İçimde bi canlı mı yetişiyor şimdi? Anlamam lazımdı zaten karnım bi garip olmuştu son zamanlarda ama mide bulantısı falan hiç yaşamadım. Gerçekten çok garip, hatta belki garip olduğu için kötü karşılamamış da olabilirim. Kime söyleyeceğim ki şimdi bunu? Nasıl olur bu işler. Gerçekten çok şaşkınım.


28 Kasım 2012 Çarşamba

Hissettiğin gibi yaşamak

Dün kötü bir gün geçirdim. Ölümün insanları nasıl çaresizleştirdiğini; insanların, sevdiklerinin ölmesine karşın hala hayatta oldukları için suçluluk duyabileceklerini ve hiçbir şey olmamış gibi normal yaşamlarına dönecekleri için kendilerini nasıl kötü hissettiklerini yeniden hatırladım. Ölüm maalesef bizim bir parçamız, bunu kabul etmek zorundayız. Ölüm bir kişiye hayatı boyunca bir defa geldiğinden yani alışılması zor olduğundan korkutucu görünür.

Genel olarak yıpratıcı bir günün ardından gözlerimi açtığımda devasa bir alışveriş merkezindeydim, yapayalnızdım. Bulunduğum noktanın sağında yine devasa yağlı boya tablolar, tuvaller ve fırçalar varDI. 1,63 üm ve boyum kadar taboları çevirip çevirip inceledim, hepsi harika ve bir o kadar yapılabilir göründü. Onların hemen arkasındaki büyüüük sepetlere yerleştirilmiş fırçaların yanına gittim tabloları bırakıp; biraz uğraştıktan sonra işime yarayan 3-4 fırçayı aldım, burası mükemmel gerçekten. Belki bi bölümü falan vardır buranın oturup tablolarını yapabileceğin, rahatlatıcı.. Kendimi şu sürekli gittiğim canlı mankenler ve tamamen arzu ettiğim kıyafetlerle dolu dükkanda gibi hissettim.

Öperim.
N.

4 Ağustos 2007 Cumartesi

günlük 8 tl


1 ağustos gecesi ankara'daydım rüyamda oraya taşınmışız, akşam saatinde; kocaman bir apartmanın üst katlarındayız, balkondan etrafı seyrediyoruz annemle, izmiri bırakıp nasıl geldim die düşünüyorum... Atakule görünüyor onun önünde de gölgesi harkulade olan bir camii var, ben izmrde hiç böle bi güzelliğe raslamadım diyorum ve fotoğraf makinasına koşuyorum ama sonra nedense içeri giriyoruz.. Babam bi çalışma masasında kitap yazıyor ve balkon perdesiyle duvar arsına bir kız sıkışmış :D (nasıl oluyorsa artık) yanmaya başlayan perdelerden kurtulmaya çalışyor, annem ona yardım etmemi sölyor ve kızı ordan çıakrıyorum bir ütü masasının çevresinden dolaşarak. Dün gece ise karmakarışık bir rüyaydı gördüğüm. Aysel yanımda, olmadı diorum kazanmaadım Ankara'mı ve sarılıp ağlıyoruz birlikte, yeniden dene dior denetmezler diyorum, Elmaz'ı görüyorum ama nsıl gördüümü hatırlamıyorum, Sibel ve annesini görüyorum önce konuşuyoruz, benim yüzmek arzuma karşı çıkıyor gibiler sonra da bir yat geliyor; boş yer var gelin diyorlar.. Karşımda kocaman uçsuz bir deniz var taa uzakalra açılıyor, yanımda annem var ve ardım sadece kısacık bir kumsal... insan hayatı sadece 8 tl ve öğrenciysen hayat herşeyden daha zor senin için... ANKARA'YI İSTİYORUM...