Vladimir Valentinov Sergeyev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vladimir Valentinov Sergeyev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2012 Cuma

Hayaletli Eskişehir Turundayız Gençler

Anlatayım, yaklaşık olarak geçen ay gerçekleşti bu olay.

Ali, Zlatka, Conika, Vladimir ve ben; Hadi Ankara'ya gidelim deyip atladık Ali'lerin kamyonuna. Vuuuhuuuu; canı sıkılan arkadaki açık kasaya geçiyo, canı sıkılan bangır bangır şarkı söylüyo, Ali direksiyonda; hepimizin canı sıkılırsa toptan kasaya geçiyoruz, gelsin biralar. Nasıl eğlenceli nasıl, biraz soğuk hava ama eğlenceden kimsenin aklına hava gelmiyor.

Sabaha karşı saat 5 gibi Eskişehir'e giriyoruz. Hadi bizi gezdir diyorlar, yok diyorum ısrar ediyorlar; illa canımı sıkçaklar; illa özletçekler yani burayı. İyi diyorum.
Bi anda kamyonet kayboluyor. Esparkın hemen altındaki tren yolunun ordayız. Amacım köprünün bitişindeki çin restoranına götürmek gençleri, hep burda yiyoruz biraz da orda yesinler de lezzetin ne kadar ucuza mal edilebileceğini görsünler. Yürüyoruz yürüyoruz, her taraf sık sık ev ve duvar olmuş; caddenin sonundan Doktorlara çıkmamız gerekiyor fakat öyle çok ev yapmışlar ki önce bu labirenti aşmak gerekiyor. Sağ sol sağ sol derken epey bi uğraştan sonra sözde doktorlara çıkıyoruz. Çıktığımız yer köprünün hemen altı olması gerekirken biz bambaşka bir caddenin sonunda gibiyiz, Doktorlar caddesine benziyor evet ama sadece caddenin genişliği açısından, eski ve siyah beyaz evlerden oluşuyor burası biraz ürkütücü ama en azından sonunda köprüyü görüyoruz derken ce eee yine Kezban. Arkadaşlarına neden her yeri gezdirmiyorsun, sen biliyorsun buraları falan diyor, kendi kendine konuşuyor benimle ama ben ona cevap bile vermiyorum, pek hazzetmiyorum ondan biliyorsunuz. Neyse tin tin giderken geldik bizim çin lokantasına ama ev mi olmuş burası?

Girelim ya, belki içeridedir lokanta. Giriyoruz, alt katı açan olmuyor, üst kata çıkıyoruz. Çalıyoruz kapıyı; korkuyoruz da aynı zamanda ve kapıyı öle bir şey açıyor ki altımıza ediyoruz nerdeyse hepimiz, bi hışımla ikinci katın merdivenlerinden ilk kata inan mi ararsın, çığlıklar eşliğinde çıkış kapısına bulmaya çalışırken birbirine çarpan mı ararsın, hem ayakları kıçına değerek koşup hem bana ana avrat söven mi?
Öyle bir koşuyoruz ki gelişimizde saatler süren caddeyi birkaç saniyede katediyoruz ve hoppala Espark'ın önündeyiz. Herkes öyle sakin ki sanki az önce göz bebekleri olmayan, sadece beyaz bir çarşafla boynundan aşağısını örtmüş, saçı başı iğrenç bir kadın hepimizi kovalamadı. Ben tedirginim tabi, bütün hevesim kaçtı; bunlar da tutturmuşlar biz Ankara'ya gitmemeye karar verdik, burda geçirelim geceyi demeye.

Grupçak hoplaya zıplaya giden bizimkiler bi tarafta, iki gün napçam burda; sinirlerim tepeme çıkçak, Efsad'a gidemicem cuma değil bu gün Tolga'yı görme ihtimalim yok, kar da yağmamış diye hayıflanan ben bi yandan..
Üniversite caddesine giden  yolda Kahve Diyarı'nın oraya gelince bi kuş bakışı yapıyorum caddeye karşı ve ne ben varım, ne Zlatka ne Conika ne Ali ne kamyon ne kezban ne Vlat  Tolga da yok. 

5 Eylül 2012 Çarşamba

Sarıl bana ruhum

Birkaç gün önce düşündüm de, şu sıralar ön yargılarıma fazla kapılmışım hayır sadece ön yargı da değil kendi düşündüklerimi karşı taraf düşünüyormuş gibi lanse etmeye çalışıyorum kendime hatta çevremdekilere ve bu konuda oldukça başarılıydım taa ki fark edene kadar.

-Nadi sen ne kasıyorsun kendini bebeğim ya, hayat işte. Şimdiye kadar senden aldığı mükemmel güzellikte duygu ve hislerin yerini yenileriyle doldurmadı mı; yaşattığı kahrolasıca acıları değiştirip değiştirip yine çektirmiyor mu sana.
-Evet

-Eee, değişen bişey yok yani, ıkınsan da ıkınmasan da ne yaşaman gerekiyorsa yaşıcaksın; kimin ne yaptığını ne konuştuğunu neden dert ediyorsun hem belki adam öyle demek istemedi ya da söylediği şey senin düşündüğün yola çıkmıyor. Hani sen insanların söylediğinden fazlasını algılamaz ve düşünmezdin, eskide mi kaldı o zamanlar. Toparla kendini, sana ne elalemin ne düşünebileceğinden. Ben seni seviyorum ve senin mutlu olaman benim tüm dünyamın mutlu olması demek. Rahat ol. Yaşının, güzelliğinin ve yeteneklerinin farkına var. Dik dur, gülümse, saçlarını serbest bırak, gözlerini; beynini ve sağ işaret parmağını da. Geçmiş geçmişte kalmıştır, hatırlayıp üzülmeyi kes artık; şu an yaşadığın onca güzel şeyi yaşayamayan milyonlarca insan var. Etrafına bak, güneş, yemyeşil çimenler, birbirinden değerli iki kız kardeş ve kendisinden asla vazgeçmeyeceğin harika bir erkek kardeşin var. Onlarla daha sık görüş, iç, sohbet et ve yaşadığın anların içinde ol, zaman asla geri gelmeyecek.  .
-...
-Arkadaşlarına ve ailene hak ettikleri değeri göster Nadi çünkü her şey bittiğinde yanında sadece onlar kalacak. Seni seviyorum, nefesin tükenene kadar yanındayım, hatta belki daha sonrasında bile.

Söylediklerimi aklından çıkarma N.
Öperim.

N. Ruhun

21 Mart 2012 Çarşamba

Bir Dost :P


Bugün en eski, en mükemmel, en çok zamanımın geçtiği, en benzediğim dostum Vladimir Valentinov Sergeyev'in doğum günü.

Onu ne kadar çok sevdiğimi anlatmaya kelimelerimi yettiremiyorum.

İyi ki doğmuşsun Vlat, iyi ki benim en benzersiz hatta tek dostumsun.

Seni çoooook ama çooooooook seviyorum.
Nadejda.

31 Ocak 2012 Salı

Fotografium - Canon 600D

Bu Vlat'la Abd ye giden Ali var ya, geçen gün gelmiş artistlik yapıo, -babasının parasıyla aldığı- makinesinin yanında benimki hiçmiş, sonra bi de bana üzülme üzülme diyo. Sen o tarz şeyler söylemesen üzülmeyeceğim zaten.


Bildiklerimin birçoğunu p80 imle yapmakta zorlanıyor olabilirim. Ne pahasına olursa olsun; D90 mı olur, Eos 600D mi olur bilmem; nasıl benim olacağını da bilmem ama birine mutlaka sahip olacağım.

Bulduğum mükemmel bir yolu size de göstereyim;


Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarakCanon 600D Manfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.


Sevgiyle kalın.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Dön Bana!

Daha dün, geçen haftada değil miydik? Ondan önceki gün harcayabileceğimiz en az parayı düşünerek piknik alanına gitmiyor muyduk? Geçen hafta Eskişehir'de değil miydik hatta Efsad'da hatta Tolga Akmen'le arkadaki masada oturup Erdem (Çetinkaya) Hoca'ya ne kadar bayıldığımızdan söz etmiyor muyduk? Ondan bi önceki hafta da Şakir Hoca ve Gülsen Hoca'yla Trabzonda değil miydik? herkes yürüyerek çıkıyordu zirveye biz arabayla.. Bak Trabzon'dan bi önceki hafta da bizim ordaki ormanda; ben, kardeşim, kuzenlerimiz Musti ve Yaşar'la unutulmayacak bir orman yolculuğu yapmıyor muyduk? Yağmurlu ve buz gibi bir havada, ben henüz 10 yaşındayım, yaşar 8 kardeşim 6 ve Musti 5...


Ne kadar hızlı geçiyor zaman di mi? Ardından mı koşuyoruz yoksa o mu bizi kovalıyor kaçmamız için bilmiyorum, tek bildiğim çok süratli ve hissettirmeden geçtiği...

Tutup bana biri zamanını değerlendirmeyi bilmiyosun falan demesin şimdi, gayet de iyi biliyorum. Tamam dünya için pek bi boka yaramıyor olabilirim belki çevremdekiler belki kendim için de işe yarayan bi bok değilimdir ama zamanımı olabildiği kadar verimli değerlendirmeye çalışıyorum. Bazen dünyayı durdurmak için rahatsızlık verecek tüm sesleri kapatıyorum, sessizce bi köşeye oturup kapatıyorum gözlerimi, dünyayı durduruyorum. O an hiçbir şey hareket etmiyor evren üzerinde.... duruyorum; evren da duruyor, duruyorum; evren de duruyor.. sonra üzülüyorum insanlara, ne de olsa herkesin mutlaka yarım kalan bir şeyleri var; bitirmeye zamanlarının olmadıkları ya da cesaretlerinin, bitirmek isteyip hep kendinden kaçtıkları işleri var; şans veriyorum onlara yarım kalanları bitirmeleri için ve açıyorum gözlerimi, dönüyor dünya. Ben bir daha etraf sakinleştirip gözlerimi kapatana kadar deli gibi dönüyor, ben de koşturup giden zamanın ortasında sessizleştireceğim birkaç dakika bulana kadar koşuyorum, bulduğumda yeniden durduruyorum onu; kendime; insanlara; dünyaya bakıyorum; değişen yıpranmış vücutlardan, körelmiş hislerden başka birşey var mı diye.. Yok, bir şans daha vermek istiyorum ve açıyorum gözlerimi yeniden.

Dünya bana sesleniyor;

-Tatlım!...............   Sana dönüyorum.

14 Eylül 2011 Çarşamba

İşler dedim, gidişler dedim..


Vlat geldi. Sa:00:00 itibariyle normal hayatıma dönebilirim.

Gidelim Splintır.

13 Eylül 2011 Salı

Zaman kavramı kalmadı

Ve bügün işkencemiz bitiyor. Aksilik olmadığı takdirde Vlat bir sürpriz yapıp bu akşam kucağımızda olacak.
Ne çok özlemişim..

Annem hep "insan kuş gibidir." der, küçükken anlam veremezdim, eğer kuş gibi olsaydık istediğimiz zaman istediğimiz yere gider orda istediğimiz kadar kalır vıdı vıdı vıdı zırvalardım. Sürekli isteyerek olmasa bile birgün dünyanın bir ucunda diğer gün de diğer ucunda olabiliyoruz. Bulunduğumuz konumdan bir başka yere gidince sanki yıllardır seyahate geldiğimiz yerde yaşıyormuş gibi hissederiz geri geldiğimizde de hiç gitmemiş gibi. İnsanlar, şehirler, tarih kokan nesneler hepsi ama hepsi hafızamıza kazıya bildiğimiz kadardır ya da fotoğraflara. Akıp giden zamanı kimse durduramıyor, annemin fotoğraflarına bakıyorum, babamın, kardeşimin.. İyi bir şey mi bilmiyorum ama okuldayken geçmeyen zamanı artık durduramıyorum, yalvarıyorum resmen durması için ama nafile. Bazen, şu sıralar sürekli kafama takılan zamanının hızlı geçmesi düşüncem nedeniyle kendimi bir anda kırk yaşında bulacağım diye korkuyorum. Ha ebet bi gün yaşlanacağız ama n'olur en azından çalıştığım saatler dışında yavaş geçsin şu zaman. Bu kafa patlatmalarımın sonunda zaman kavramının göreceli olduğu konusunda kesin kanaat kıldım.

Vlat!
Hadi gelin bügün de gidelim.
Ben limonlu içmem ama.

8 Eylül 2011 Perşembe

İstikrarsızlık

Elalem nasıl istikrarlı yazıyo arkadaş.. Hem paylaşım sıklıkları hem yazıların ana fikirleri nasıl da sürekli bir uyum halinde. Bana bak, ne yazdığım bile belli değil. Ama çözdüm; ben kendimden başkasına yazmıyorum, hep geleceğim için bu birikimler. Büyük ben olgunlaşınca, şimdiki üzüntü ve sıkıntılarımın anlamsızlığını çözünce; hem okusun; nasıl yavaş yavaş piştiğimi görsün hem de gülmekten ölsün diye :D

Niye beni kimse okumuyo, niye kimse yorum yapmıyo diye üzülüyorum bazen. Yazmaz tabi adam; sen ona hitap etmiyosun ki kendi kendine konuşuosun.

Vlat'a -9 gün kala.
Ne biçim özledim.

4 Eylül 2011 Pazar

gvgnhffffffffgjn

Vlat! N'olur gel artık. Çok özledim seni.

Ölmek istiyorum ölmek. Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa. dsnaTmcehjxwOenruuvLnytq3G4ymxöcAhfnuxrAöearhKvneuMcxmeEsjkxöNsdfEkfdıjdSkvjıgvdfEsncvVydvbG5edcfdsuxcjİxzkjjösdıLufmhdEysnRcvydLshfvdEjgkfdj

19 Ağustos 2011 Cuma

Rüya

Gece gördüğüm rüyada Ali ve Vlat vardı. Uuzun bir rüya ve hatırlamıyorum tamamını ama sonlara doğru Vlat'la bulunduğumuz binanın bir alt katına iniyorduk ve orası Am-erika'ydı. Karşı caddeden de bizim buralarda oturan enine boyuna bir adam var onu gördüm hatta göz-göze geldik. O kadar.

Sabah hazırlandım işe gidiyorum, o adam. Ve göz-göze geldik. Allah allah bi iş var bu işte; kesin bişeyler olacak da Vlat'ın gelmesi gibi bişey olamaz ki; bugün mü gelcekti falan filan diye düşünüyorum.. bi yarım saat sonra hararetli bir tartışma, küfür kıyamet ve ayrılıyoruz domuz sevgilimle. Tabi ben o sinire hayatımızın bir parçası olan feysbuktan ilişkimizi bitirdim (ne mükemmel di mi, ne salağım :D) neyse hemen telefon geldi, neresi lan orası? +8 gibi bişey, açtım. Vlat telefonda, canım benim. Sen üzülme biz varız dedi nasıl teselli etmeye çalışıyor beni canım kuzum. Zamana bırak lütfen acele kararlar verme diyor.

Geçen kardeşim abla len rüyalar ilerde yaşıcaklarımızın da ipucunu veriomuş dedi, bok var da söylüon; biz bilmioz sanki.

Çok kederli bir kendimden hikayeler var; erkeklerle bi türlü bağlantı kuramıyomuş; "Ya sana ne erkeklerden, yalnızlığının; özgürlüğünün tadını çıkarsana; mal mal her şeyi sorgulayan, meraktan kıçı yırtılan bi insan olması güzel mi hayatında?" Bıktım ya. Nerde o başıma buyruk, gezip yiyip içip sıçtığım zamanlar.

"Ben bu dünyanın devri devranını, izzeti nefsini sikeyim.
Yansın bu ibneler, itfaiyenin hortumunu sikeyim.
Mecnun muyum, bir am için çöllere düşeyim,
Verirse verir, vermezse Leylayı da sikeyim." Neyzen TEVFİK

Tezer gibi sinirden toparlıyamıyorum ağzımı. Geçen çok sevgili bir insan yorum yapmış yine, nasıl sevinçliyim nasıl. Cinsimi bilmediği için hitap edememiş. Bayanım. :D Bazen belli olmasa da.

Seni seviyorum Vlat.
Onca km'den yine ilk yardımıma koşan sensin.
Sensiz içtiğim her bira artık iyice iğrençleşmeye başladı.
Dön!

Nadya İvanova.


7 Temmuz 2011 Perşembe

Dokuz'da dokuz.

Benim dostlarım iki elimin parmaklarını geçmiyor. “Nerde çokluk orda bokluk” atasözü’nü hemen hemen 19 yaşımdan beri şiddetle benimsemişimdir. O yaşa kadar herkesin samimi, içten pazarlıksız vs vs olduğunu düşünürdüm, e insan herkesi kendi gibi sanırmış. Saflık işte, ama ben bu saflığımı hep çok sevdim ve hala çoğu zaman saf ayağına yatıyorum, kime ne benim neyi bilip neyi bilmediğimden. Bırak saf sansınlar.

%100 den başlatırdım insanlara olan güvenimi, onlar kendileri düşürürdü % lerini. Sonra bigün Gülsen Ablam dedi ki, “Sen içinin temizliğinden yapıyorsun bunları ama büyüdükçe insanların sandığın gibi olmadığını öğreneceksin; sana bi tavsiyem var % 0 dan başlat insanlara güvenini; sıkıyorsa kendi arttırsın %sini.” Ne gerek var deyip geçmiştim. Hakikaten haklıymış Ablacım, büyüdükçe insanların sandığım kadar masum, samimi, güvenilir olmadığını çok sancılı şekillerle öğrendim. Öğrendikçe güvenmemeye başladım, öğrendikçe insanlardan kaçmaya başladım; hatta bi ara herkesle muhabbeti kesmiştim, merhaba bile demiyordum kimseye. Sonra düşündüm, “Hatalı olan kimse yok, herkes kendi karakterini yaşıyor, o karakter sana uygunsa onunlasın, değilse ondan uzakta.” Çok çok daha seçici olmaya karar verdim, bi manası yoktu karakterime yakın olmayanlarla muhatabın. Yavaş yavaş etrafımdakilerle şaşılacak derecede ortak yönlerimizin olduğunu gördüm, tesadüf diye bir şeye asla inanmadım; inanmam da, her şey tamamen seçimlerle alakalı. Farkında olmadım belki ama ben şekillendirdim çevremde olanları. Gurur duyuyorum kendimle.

Yaptığım, yaşadığım hiçbir şeyden pişmanlık duymadım. Yaşanmış olması gerektiğine içtenlikle inanıyorum her şeyin, yoksa ayırt etmek çok daha zor ve sancılı olurdu benim için bu saatten sonra.

İnsanlar benim gözümde üçe ayrılıyor artık, akrabalar; dostlar ve tanıdıklar. Keskin hatlarla ayrık hepsi birbirinden ve dostlar hep eskilerden gelenler; tanıdığım; huyunu suyunu iyi bildiğim, bu nedenle kızıp kırılamadığım insanlar. Yenilerini tanımaya, onlara zaman ayırmaya hiç tahammülüm yok.

Seni çok özledim Vlat.

Nadi.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Wisconsin Dells - İzmir

İzmir'desin, Haziran 27; yazın ortası olmalı ve deli sıcaktan kavrulmamız gerekirken bu kıç donduran soğuk niye? Ben hiç mi buz gibi bira içemeyeceğim?

Bu soğukta diken diken olacak bir tüyüm bile yok, ne cesaret; helal olsun bana. Kendimle gurur duydum bu akşam.

Seni çok özledim Vlat.

+1 Yıl, Özlemek varken, tüm çırpınışlar çaresiz.

Ufaklığımdan beri hayatımdaki hemen herkesin doğum gününü öğrenmiş ve burcuna göre, “Şu şunu yaparsa kızmamak lazım, e doğasında var napalım.” Derdim. Hepsinin de doğum gününü kutlar şaşırtırdım onları, nerdeyse 365 gün kutlanacak bir doğum günü vardı. Mutlu olduklarını hissederdim ve ben de haz duyardım onlara bunu yaşattığım için. Sonra baktım ki nerdeyse 10-15 yıla yakın hep doğumunu kutladığım insanların beni pek umursadığı yok. Başlarda karşılık beklemezdim yani son iki yıla kadar, sonra “Bu insanlar hiç mi merak etmez, bunca yıl tek bir sefer kaçırmadım; insan biraz nezaketli olup bana da bir mutlu yıllar demez mi?” diye düşünmeye başladım. Çok da bir önemi yoktu belki kutlamalarının ama, nezaket bekliyordum işte. Vazgeçtim bu işten. İki yıldır bana yakın nerdeyse sadece 9 kişiden başka hiç kimsenin doğum günü umurumda değil. Hatta baktım kim hiç kaçırmadığım doğum günlerini artık hatırlamakta zorluk çekiyorum.

Hepimiz büyüyoruz, farkındalıklarımız gelişiyor, değişiyor; eskiden müthiş önemli olan şeylerin artık hiçbir ehemmiyeti yok. İnsanlar unutuluyor, yaşanmışlıklar, paylaşılmışlıklar unutuluyor.


Haziran 9’dan beri içtiğim biralar öyle acı ki.. Arpası Ankara’nın mıdır, İstanbul’un mudur Yoksa özlemenin midir bilmem.


Sevgi, sağlık ve güvenle kal Vladimir Valentinov Sergeyev.

Seni çok seviyorum.

Nadejda Svetoslavova İvanova 

14 Haziran 2011 Salı

+1



Abimleredeydik dün akşam kuyrukçu olduğum güzel bir bataktan sonra- ki ortalarda olmayı pek sevmiyorum ya en sonda ya en başta olmalıyım; bunu her şey için başardığımı söyleyemem ama, sevmiyorum işte ortalarda olmayı- eve geldim.

Arkadaşı gelmişti kasabadan, abisine anlatacaktı aslında Stephan’ın baldızıyla evlenmek istediğini ama fark etti ki abisi ona eskisi kadar sıcak değil. Vazgeçti. Stephan’a doğru yola koyuldu nasıl anlatacağını düşüne düşüne o sırada da uykum geldi, kapattım kitabı koydum komidine. Saat, 00:27’ydi, sağa dön sola dön bir türlü uyuyamıyordum, ne koymuş yengem bu türk kahvesinin içine de uyuyamıyorum diye düşünürken heralde sızmışım. Gözümü açtım telefon acı acı inliyor,  İngiltere mi? Yok canım, onun bildiği numarayı kapattım ya, Almanya da değil bu; +1 yazıo burada; ABD. Valem mi arıyo?

Büyük bi heyecanla;
-Efendim!
-Canım.
-Aaaaaaa inanamıyorum, çok özledim seni :’(
-Ben de seni çok özledim canım, uyandırdım mı; bu saatte uyumazsın diye düşündüm.
-Hayır uyandırmadın(Oha, nasıl 180 derece döndüm :D). İyi misin? Bi aksilik yok ya?
-Yok yok, iyiyim, biraz sorunlu oldu ama yerleştik, Ali işe gitti bugün ben de yarın başlayacağım.
-…
-….
-…
-Ben seni ararım yine, seni seviyorum.
-Ben de seni çok seviyorum.

Saat, 00:45, demek daha yeni uyumuşum..

Yoksun ya şimdi, yokluğunu biliyorum ya; çok daha çok özlüyorum seni. Her an ağlamaklıyım her an oturup  içesim var. Yanında olabilmeyi o kadar çok isterdim ki… Hiç kimse zerresini bile dolduramıyor boşluğunun. Ben başka arkadaş istemiyorum, seni istiyorum.

Çok az keşke-m oldu biliyorsun, şimdi bu da dahil onlara; Keşke kuş olup uçabilsem yanına; bana ait her geceyi, senin tüm gündüzlerinle geçirebilsem..

Seni seviyorum Vlat.
Nadejda.



9 Haziran 2011 Perşembe

Vladimir Valentinov Out!

Hep söylerdin. Hep gideceğim derdin; “Bu sene de başvurdum, çıkar mı acaba?”. Tabi her şeye olduğu gibi , buna da dahildim ben. “Sen de başvur birlikte çıkarsa gideriz”.. Tamam. Birlikte yaşayacaktık orda, tartışacak, eğlenecek, hayıflanacak, bağırıp çağıracak sonra yine birbirimize sarılacaktık; deli gibi ağlayacaktık muhtemelen. İkimizden başka hiç kimsemiz olmayacaktı.

Ben sana hiç inanmadım biliyor musun Vale. Hep, bunların da senin hayal dünyanın ürünü olduğunu; böyle bir şeyin asla gerçekleşmeyeceğini düşünürdüm, ne büyük hata. Hakikaten bir hayal ürünü yarattın şimdi ve gittin. Çooook uzaklara. Hem de bensiz, ben evlenme öncesinde saçma sapan işlerle uğraşırken sen, başını da aldın gidiyorsun anasının Am-erika! ına. Bütüüüüün hayallerinle birlikte. Ne manzara ama. Ben ardından bile bakamadım, çünkü hiç hayallerimin arasına dahil etmedim ben orayı, orda yaşamayı.. Sadece sen söylediğinde ufacık bir kısım canlanıyordu, o da böyle bir şeyin olmayacağını düşünerek; e ne ekersen onu biçersin.

Bu aralar epey boşladım ben hayallerimi, hatta hiç hayal kurmuyorum desem yeridir uzun zamandır. Bundan sonra hayallerimi yeniden alıyorum dünyama onlarla kucak kucağa yaşamaya devam edeceğim eskisi gibi. Bi de çok iyi öğrendiğim bir şey var Valem, sen “Dünyayı yakacağım.”  Bile desen inanacağım. Şimdi gitmiş olman, üç aylığına dahi olsa kalbimi parçalara bölüyor. Sen benim en yakın arkadaşımsın, senin yerini kimse dolduramaz; beraber yaptığımız kahvaltılar, gezmeler, muhabbetler, ton balıklı makarnalar (uzun zamandır bunları yapamıyor da olsak) , tekme tokat birbirimize girişlerimiz, 24 saati asla geçemeyen küslüklerimiz, hiç birşey olmamış gibi “Nadi ne duydum biliyor musun?” deyişlerimiz..
Uzay’da bugün nolmuş, yoook artık.. Astral seyahatlerimiz…

Yokluğunu biliyorum ya, şimdi çok özlüyorum seni çok..

Not: Zencilere fazla bulaşma, aman diyim :D, bi de ters bişey olursa hemen atla gel tamam mı? Orda seni bağlayan hiç birşey yok ama burada sana bağlı bir insancık var.


Bu sefer sağlıkla kal.
Seni çok özleyecek olan insan,
Nadi.

10 Temmuz 2009 Cuma

09.07.09

Bu tarih yılda sadece oniki kez oluşuyor. Çark tamamen tersine döndü ve önümde sadece baş yıl var.
Dokuz: Hb; Yl; Zry; Rgnr; Abim; dokuzu dolduramıyorum, az ve yeterince öz.



Uygur'lara yapılanlara isyan içerisindeyim..

14 Ekim 2008 Salı

+/Ahi Ocağı




Konuşulan söz sessizce beslenen her düşünceden daha güçlüdür. Ancak konuşurken içeriğin ve kullandığınız sözcüklerin mümkün olduğunca pozitif olmasına ve pozitif düşüncenizin böylece konuşma tarzınıza da yansımasına ve güçlenmesine özellikle dikkat etmelisiniz. Bu nedenle korku, nefret, yoksulluk, hastalık, anlamsızlık vs. gibi sözcükleri kullanmaktan kaçınmalısınız. Bu tip negatif sözcükler hayat gücünüzü ve hayat sartlarınızı olumsuz etkileyen enerjiler oluşturmaktadırlar.
Pozitif olmak yolunda basarılı olabilmek için her negatif düşünceyi sabırla pozitif bir düşünceyle değiştirmeniz ve gelecekte benzer hatalar yapmamak için her hatalı davranışı zihninizde düzeltmeniz yararlı olacaktır. Aynı şekilde noksanlık ifade eden veya olumsuz olan her sözcüğü güven ve başarı ifade eden sözcüklerle değiştirmelisiniz.