Seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2012 Pazartesi

10.11.12 Ankara 1

İlerliyoruz, cart bakanlığı; ilerliyoruz curt bakanlığı; ilerliyoruz tart bakanlığı, hart bakanlığı kaldırımda ufacık mavi bir büfe devam ediyoruz hurt bakanlığı, zart bakanlığı, zurt bakanlığı; allahına kadar bakanlık dolu cadde, halka zerre yararı dokunmayan bakanlıklar. Sola dönüyoruz, kırmızı plaka 0034 ardından gözleri fıldır fıldır içi koruma dolu bi araba sonra yine kırmızı bir plaka sonra yine korumalı araç yine kırmızı plaka sürüp gidiyor derken aradan bi Hummer; öyle arabalarla alakalı müthiş heveslerim yoktur sadece iki araç istiyorum biri Cadillac Rod Hot 33-34;



 Bo Zolland - Cadillac Rod Hot 33-34
diğeri de Rolls Royce Phantom

RR Phantom
şimdi bunlara Hummer de eklendi, modeli konusunda düşünmedim pek ama hayal ediyorum da kapıyı açıp indiğimi, ooohh bebeğim cennetten mi düştün sen? Alcam birinizi, görceksiniz. Doldurcam içine kızları RR'nin; gelsin şaraplar, gelsin şampanyalar; istediğiniz erkeği atabilirsiniz arabaya sonsuz izin veriyorum yeeeeh huuu..

Çok hızlı ve anlaşılmaz bi Ankara gezisiydi bu, Ankara'ya ilk defa gelen biri burayı bakanlıktan ibaret zanneder, (örnekleri mevcut) yol komple; iki saate bir, bir saat çiş molası vermekle geçti zaten, e oraya gidince de kim senin lafını dinler sakalın mı var evladım, orta yaşlılar ve hafif yaşlanmışlar toplanır; biz gelmiyoruz oraya otobüsü buraya getirin derler sen de dımdızlak kalırsın. Programsız davranışlar minicik çocukları ne kelime koca koca insanlı bile toparlamana izin vermez. İnsanlar konuşa konuşa bebeğim, nerden anlayalım ne yapılacağını, söylemen lazım.



Her şeye rağmen harika bir seyahatti, beni kendime getirdiniz.
Öperim.
N.






                      

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Kırcaali

En sevdiğim. Bi de kiraz olsa yanımda, en sevdiklerim olacak.



Arda'nın barajı, gizli saklı anca bu kadar çekebildim; başımızda polisler bekliyor. Fotoğraf kesinlikle yasak.

Arda

 :D



İmeç








Son üç gündür Bulgaristan'daydım. Daha önce hiç gitmediğim bir yere gittim, Kırcaali.

Gözünüzü kapatın, ufuk çizgisine kadar aklınızın aldığı her yer sarı ve yeşil. Normal olarak bu mevsimde bile yeşil olurmuş fakat bu yıl kuraklık oldukça fazlaymış, sarıların nedeni de bu kuraklık. İnsanlar kıt kanaat yaşıyor, bağın bahçen varsa yetiştirip yiyorsun yoksa dışarıdaki hayat müthiş pahalı. O nedenle hangi kadını görürseniz görün yalnızdır. Eşlerin hepsi yurt dışında çalışıyor. Ancak o şekilde hayatlarını devam ettirebiliyorlar. Belki yılda bikaç sefer görüyor kadınlar eşlerini fakat buna hem alışıklar hem de artık yadırgamıyorlar, yoksa nasıl yaşanır? Bi markete ya da pazara çıktığınızda görüp görebileceğiniz her şeyin fiyatı bizdekiyle aynı, ekmek; süt; tuz; şeker vs vs(sadece içkilerin fiyatı bize göre çok ucuz ama onların gelirleri düşük olduğu için onlara içki de pahalı geiyor.) fakat biz asgari ayda 750 tl kazanıyorsak onlar 250 leva kazanıyor ve 1 leva -1 tl 15 kr. yani ayda 280 tl kazanıyorlar ve nerdeyse hiç iş yok. Gençlerin çoğu yurt dışına gidenler haricinde evde yatıyor.


Arkadaşım ne temiz havası vardır oranın ya! Ben burda bir iki sigara içince büyük tuvaletimi anca yapıyorum, orda ne sigara içtim ne doğru düzgün yemek yedim ama daimi olarak tuvaletteyim. (! 0,8 ve Zü'ye ayrıntılar ayrıca anlatılacaktır.) Oksijen zehirlenmesinden metabolizma alt üst oldu.

Biz böyle çıtı pıtıyız komple Türkiye halkı olarak, onlar topaç gibiler maşallah. Havasından mıdır, domuz etinden midir, yağından tuzundan mıdır bilmem. Yemeklere de çok fazla uyum sağlayamıyorsunuz. Damak zevklerimiz biraz farklı, biraz derken şöyle; yediğiniz yemek ne olursa olsun içinde allahına kadar yağ var, yağdan yemeği bulamıcaksınız nerdeyse.  Bi de ısrar ediyolar ye diye, fenalık geçirtiyolar bazen insana. Sebzelerin bir lezzeti var, allahım allahım; zaten dalından koparıp yiyosun, onun da zevki başka. O meyveler, ne bileyim cevizler, bademler hepsi yıkılıyo ağaçlardan, kimsenin umrunda değil. Daha yiyeceklerin kokusunu aldığınızda kendinizden geçiyorsunuz ki lezzetini nasıl tarif edeyim. Hormon da sıfır zaten. En büyük sorun kuraklıktan nerdeyse biçok ağacın hastalanmış olması.

Yerleşim yerleri birbirine ve şehir merkezlerine çok uzak ve 18 yaşını geçen hemen herkesin şahsi bi binek aracı var. Erkeklerden çok kadın kullanıyor nerdeyse araçları. Zaten en son Varna'ya gittiğimizde kardeşimle farkettiğimiz en şaşırtıcı ve güzel şey otobüs şöförlerinin %90 kadın olmasıydı. Burda da çok farklı değil.

İnsanlar müthiş dobra, en başta çok yadırgadım ama sonra alıştım. Ayşe size kızdı mı? Hemen yapıştırıyor lafı suratınıza, sen şunu neden böyle yaptın, şunu neden dedin vs. arkadan konuşmak diye bişey kesinlikle yok. İşin garip ve güzel olan tarafı da birbirine kızan insanların küsmemesi, konuşup; tartışıp problemi bi şekilde hallediyorlar ve sonra hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.

İnsanların hepsi çok neşeli ve çok şakacı, mutlaka ki problemleri var ama eğlenmeyi de çok iyi biliyorlar.

Sabahtan beri nerdeyse on kahve içtim ama göz kapaklarım hala yarım açabiliyorum o da zar zor. Akşam eve gideyim saat 9 dedim mi yatçam yatağa, gelen misafirleri de kovcam :D Buna siz de dahilsiniz Zü ve 0,8.

Çok zevkliydin Kırcaali, bidahaki sefere kadar iyi bak kendine.
Öperim.
N.



15 Ekim 2008 Çarşamba

Awake/Clay/Hayden Christensen-Hala Ahi Ocağı


'Eğer yeniden hayata başlayabilseydim,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
İlkinde olmadığım kadar neşeli olurdum,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik asla sorun bile olmazdı.
Daha fazla risk alırdım hayatta.
Daha fazla Seyahat ederdim,.
Daha çok güneşin doğuşunu izler,
Daha çok dağa tırmanır,
Daha çok nehirde yüzerdim.
Daha çok görmediğim yere giderdim.
Daha az bezelye ve doyasıya dondurma yerdim,
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Elbette mutlu anlarım oldu ama
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem.
Hayat budur zaten:
Anlar, sadece anlar.
Siz de anı yaşayın.
Her yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan
Gitmeyen insanlardandım ben.
Eğer hayata yeniden başlayabilseydim,
Yanımda hiç bir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atar.
Ve sonbahar bitene kadar çıplak ayaklarla yürürdüm.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım daha olsaydı, eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
Ölüyorum…'

Jorge Luis Borges

14 Ekim 2008 Salı

+/Ahi Ocağı




Konuşulan söz sessizce beslenen her düşünceden daha güçlüdür. Ancak konuşurken içeriğin ve kullandığınız sözcüklerin mümkün olduğunca pozitif olmasına ve pozitif düşüncenizin böylece konuşma tarzınıza da yansımasına ve güçlenmesine özellikle dikkat etmelisiniz. Bu nedenle korku, nefret, yoksulluk, hastalık, anlamsızlık vs. gibi sözcükleri kullanmaktan kaçınmalısınız. Bu tip negatif sözcükler hayat gücünüzü ve hayat sartlarınızı olumsuz etkileyen enerjiler oluşturmaktadırlar.
Pozitif olmak yolunda basarılı olabilmek için her negatif düşünceyi sabırla pozitif bir düşünceyle değiştirmeniz ve gelecekte benzer hatalar yapmamak için her hatalı davranışı zihninizde düzeltmeniz yararlı olacaktır. Aynı şekilde noksanlık ifade eden veya olumsuz olan her sözcüğü güven ve başarı ifade eden sözcüklerle değiştirmelisiniz.

8 Mayıs 2008 Perşembe

Kibir! Kesinlikle en sevdiğim günah.


Öğretiyor zaman herşeyi; sen onlara hayran olurken, sen onların ne kadar mükemmel göründüklerini ve ne kadar kişilik sahibi insanlar olduğunu düşünürken onlar senin yılışık vs olduğunu söylüyorlar kendi aralarında; ne kadar saygısızca, sen onlara arkadaş canlısı olarak yaklaşıyorsun onlarsa kafalarında bambaşka ve saçma sapan şeyler kurup konuşuyorlar.. Seni olduğun gibi değil kendi beyinlerinde görmek istedikleri gibi görüyorlar ve diğerlerine de o şekilde aksettiriyorlar. Ayıp! İnsanın masumiyetini ve iyi duygularını suistimal ediyorlar. Bana defalarca söylenmiş olmasına rağmen asla kabul etmediğim ve inadına hayır öyle değildir dediğim şeylerin aslında nasıl da söylendiği şekliyle doğru olduğunu çok güzel öğrendim.. Kanıma dokunan; benim gayet güzel ve masum duygularımı bu kadar iğrenç yerlere çekmeleri. Ne kadar terbiyesizler, üzülerek söylüyorum bunları ama onlar hakkındaki tüm iyi düşüncelerimi mahvettiler; hepsi böyle düşündüyse üstelik bu daha da gurur kırıcı. Herşeyin iyisini biliyorlar belki ama insan olmayı öğrenememişler.
Paşa Kemal haklı kısasa kısas olcaksın, iyi düşünceleri haketmiyor bu insanlar, kötü olcaksın..

7 Ocak 2008 Pazartesi