11 Ağustos 2015 Salı

Genç Bir kız / Dan Franck 'Une Jeune Fille'

Hediye aldım, bir kitap. 'Genç bir kız' şeklinde çevrilmiş orijinal ismi 'Une jeune fille'.

Başta çok da ilgimi çekmedi, sadece arkadaşım gerçekten okumamı istediği  için okuyacaktım. Başladım; nasıl bittiğini hatırlamıyorum, ağlaya ağlaya bitme diye sarıldım kitaba.

Sinemasal bir dille yazılmış, Luca ve Anna'nın efsane aşkı. Koca bir hayatı resmen yavaşlatılmış, ağır çekimde aynı zamanda müthiş bir hızla okuyorsunuz; nasıl anlatacağımı bilemedim ama okuyunca anlayacaksınız. Şu fransız filmlerinin en büyük acıları, sevinçleri vs akıl almaz bir sükunetle ağır ağır anlatması ve o sükunetin içinde hayatın hızla geçmesi gibi, galiba yine anlatamadım :) en iyisi anlamak için okuyun.

Paris'te miyiz şuan? yok sanırım Leningrad'tayız; hayır trendeyiz? Şuan nerdeyiz biz diye dönüp dönüp sayfalarını defalarca kontrol ettiğim kitap. Hani HIMYM bittiğinde hissettiğim, göre göre boşa yaşanmış bir hayatı tekrar görmek yıkmadı beni desem yalan olur. Cesaret edip birbirlerine olan aşklarıyla hayatlarını birlikte yaşamaya karar verseler.. Bilemiyorum, ben de mi böyle olacağım?ı sorgulattı bana yeniden. Başkasına aşık, fakat bambaşka bir hayatı yaşayan..

Anna, Luca'ya;
"İçimde iki şehrin olduğunu ve bu ikisinin birbirine karıştığını hissediyorum. Paris ve Leningrad. Seninle beraberken, Leningrad içimi kemiriyordu, evet kemiriyordu çok doğru bir ifade, ama burada, Paris öksüzüyüm."

Luca: ".. her perşembe öğleden sonralarını hatırladığında veya Anna'yı düşündüğünde, geri getirilemeyecek bir kaybın acılarıyla dolu yılların kaçınılmaz geçişinin taşıdığı melankolik bir pişmanlık duyuyordu"

Ve 'Bir genç kız' hiç de tahmin ettiğiniz gibi bitmiyor, Bitişiyle ilgili en ufak bir ipucu bile yok.

Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
Seygiyle kalın.
N.

7 Ağustos 2015 Cuma

Nasıldı? soldan gidebilirsiniz

Bir rüya gördüm. Çok güzeldi. Sen vardın ve o kadar mutluydum o kadar huzurluydum ki. Sonra uyandım. Kalbimin üzerine hayli ağır bi taş koymuşlar gibi hissettim, daha çok hissettim.

Rüyaları hep işaret olarak görmek istedim, öyle olduklarına inanmak için zorladım kendimi. Hadi tatlım kendini kandırmanın hiçbir anlamı yok. Biliyoruz ki bilinçaltında ne varsa rüyalarımız da onlar oluyor, yani gelecekten bir işaret değil senin ruhunu kemiren şeylerin ta kendisi rüyaların.

Tabi ki de sarılıp uyumak, bedenimi saran kollarında olmak, tatlı dudaklarına minik öpücükler kondurmak istiyorum. Ama rüyalar! soldan s. gidebilirsiniz, size inanmayı seçtiğim vakit bitti.


Hadi öperim.
N.

4 Ağustos 2015 Salı

Kararlar hakkında

Nasıl anlatayım, daha önce hiç yaşamadığım bir şey bu. Ben hep net kararları olan biriydim, kötü kararlar da olsa bunlar. Şuan önümü o kadar göremiyorum her şey o kadar netsiz ki..

Belki tek bir konu olmuştur eskiden bir süre netsiz olan, aşk ya da iş ya da arkadaş ne bileyim başka birçok konuda, ama şu an her şey netsiz. İşin kötüsü, bu duruma neden olan ben değilim.

Bazen ne kadar kötü olduğunu düşünüyorum benim için, müthiş bir boşluk, müthiş bir bulanıklık. Nasıl anlatayım, evreni değil de beyninizle hep olduğunuz o güzel hayallerin olduğu bölgeyi düşünün, her yer gri, hiçbir şey görünmüyor ve siz sadece öylece boşlukta asılısınız.

Sonra duruyorum, al işte Nadya diyorum; sakinlik; huzur dışında hayatında hiçbir şey yok, keyfini çıkar. Gözlemle, yavaşla, insanları tanımaya çalış.

Önümde sabırlı olmam gereken bir koca yıl daha var ve sağlıklı.

Hadi ufak konular yine halledilir ama hayati önem taşıyan konularda vereceğiniz kararları en az bi beş on kere düşünün sonra böyle uğraşırsınız senelerce.

Dağılın şimdi
N.

31 Temmuz 2015 Cuma

Erkeklerden söz ediyorum

..sonra durup şunu diyorsun, ne değişti? Hep aynı şekilde olageldi. bundan sonra değişirse... Eh! kendi bilir.

Vardılar! Gittiler! Sonra tıpış tıpış geldiler!  Peki değişen ne? Hiç. Zamanında gelmiyorsan, ha gelmişsin ha gelmemiş..

Ekime kadar o zaman.
Olmadı! yine ekime kadar :D

Öperim.
N.

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Beyazlayan saçlar

Saçlarımda on ya da on beşe yakın beyaz var, göremediğim yerlerinde belki daha fazla ve bunlar son bir yılda oldu. Bir ilişkiyi bitirmeye çalışırken ve bir yenisi öncekinin yanlış kararları da olsa olur mu acaba diye endişelenirken. Endişelenirken, suçluluk duyarken ve daha çok endişelenirken..

Daha önce de benim önemli zannettiğim kalp kırıklıklarım oldu, hatırlamakta bile güçlük çekiyorum; onlara da üzüldüm, ağladım kendimi hırpaladım. Ama saçlarım beyazlamadı. Neden şimdi?

Derinlemesine mi düşünüyorum? Bir tel saçımın beyazlamasına neden olacak kadar mı önemli bu adam(?). Bi saniye! benim endişem kendi hayatım üzerine odaklı. Peki neden endişeleniyorum. Biri zaten bitecek maksimum bir yılı var, sike sike bitecek. Diğeri? Hayatımın ilerleyen noktasında olması bu kadar mı önemli? Ve bu önem zannettiğim şey yüzünden saçımı mı beyazlatacağım? Hangi kişi tek bir tel saçımın beyazlamasından daha önemli? Hiçbiri.

Böyle böyle kendine güvenen o sağlam kadını daha da sağlamlaştıracağım.

Tek bir tel saçımdan daha değerli hiç bir erkek yok.
Hadi selametle.
N.


Dipnot: Valla ah etmiyorum ama ne bileyim bir gram hakkımı bile helal edesim yok, hatta haram zıkkım olsun. Doğru mudur bilemem ama hani alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste diyolar ya, bana yaşattığın ve yaşatmaya devam ettiğin, hayatımın gidişatını etkileyen, kalbime senin yüzünden ket vurduğum her şeyin acısı çıkacaksa daha da aheste aheste çıksın piliis hatta, slov moşıında böyle iyice aheste aheste çıksın, kanırta kanırta; (Pardon diyemeyeceğim valla) sike sike çıksın. Ayaklarımın dibinde ölsen , sadece seyrederim, yok hatta onu da yapmam arkamı dönüp giderim.

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Acı, zevk ve güç hakkında.

Acılara bakıyorsun, bir süre sonra geçiyor.
Kafanı başka yöne çeviriyorsun, bakmışsın bir süre sonra orda da acı oluşabiliyor.
Lan insanız biz. hep mi güzel geçecek, hep mi aşkla, hep mi sevgiyle..

30 una az kalmış bir kadınım, bakıyorum ki bana zevk ve acı veren her şeyle yoğuruluyorum. geçmişe göre şöyle bir farkla, zevk aldığım şeylerden dibine kadar alıyorum; acılar ise, çabuk geçiyor; çünkü biliyorum uzun sürmeyeceğini ve hayatıma devam ettikçe asırlaarca uzakta kalacaklarını.

Güçlü müyüm?

Güç daima tehlikedir,
Kötü şekilde etkiler;
Harika bir şekilde yozlaştırır.
Hiçbir zaman güç istemedim,
Güç sadece onu yerden almak için,
Eğilmeye hazır olanlara verilmiştir.

..
Öperim
N.




Sorunların halledilmesi hakkında.

- Mesajla.
- Mesaj mı?.. insanlar problemlerini yüz yüze konuşmalı.

Güven problemi

- İnsanlara güveniyor musun?
- Kendime güveniyorum. 

5 Haziran 2015 Cuma

Kürtler hakkında

Ben Bulgaristan göçmeniyim. Türküm, iskan politikasıyla; avrupada alınan topraklara yerleştirilen isyankar Karamanoğullarından.

Beş yaşıma kadar Varna'da yaşadım. Genelde oradaki Türkler batıda yaşarlar, biz doğudaydık; çok nadirdir oralarda Türkler. Biz çok olmasa da, annemler ve onların buyukleri müthiş zorluk çekmişler. Ben çok da farkında olduğumu zannetmiyorum türk olduğumu, zaten beş yaşına kadar türkçe bilmezdim, evde belki konuşulurdu ama benim tüm çevrem Bulgar'dı ve oradaki birçok şeyi hatırlamama rağmen türkçe konuştuğumu hiç hatırlamam. Türkçeyi Türkiye'ye gelince öğrendim.
Bu arada en az beş yılda bir gidiyoruz oraya, çift vatandaşız hala orda haklarımız var, toprak sahibi olabiliyoruz, iş kurabiliyoruz, emekli maaşı alanlar var, oy kullanabiliyoruz; seçimlerde mesela türkiyenin belirli bölgelerine sandıklar geliyor ve biz de oradaki türk partilere oy atıyoruz oradaki vatandaşlarımızın haklarını korusunlar diye. Tatile gittiğimizde bize garip garip baktıklarını seziyoruz türk olduğumuzu anladıkları için, ortalıkta türkçe konuşan çok ama batı bölgelerde yani türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde; gerçi orada da devlet dairelerinde hatta marketlerde bile türkçe bilmelerine rağmen konuşmaya çekiniyor insanlar. Varna'da devlet dairesine gittiğinizde bulgarca birşeyler soruyorlar mutlaka, cevap bekliyorlar; dili bilmediğinizi farkedince köpürüyorlar, "hem dilimizi bilmiyorlar hem bizim vatandaşımızlar, atmak lazım bunları vatandaşlıktan" falan diye, hiç sesimizi çıkaramıyoruz tabi, çünkü annem ve babam orayı vatanları biliyor ve vatandaşlığından çıkmak istemiyorlar, çocuklukları orda, gençlikleri, hayalleri..

Neye benziyor anlattıklarım? Türkiyedeki kürtlere mi? Ama onların pkksı var diyeceksiniz, evet asla onayladığım ve hoşlandığım birşey değil, biz her şeylerine boyun eğdik bulgarların; haklarımızı aradığımızda katledildik. Dağa falan çıkmadık, onlardan insan öldürmedik, çocuk, kadın, yaşlı vs; belki çatışmalar olmuştur tabi ama derinini bilemem o kadar araştırmadım; tabi biliyorsunuz her millet kendini sütten çıkmış ak kaşık olarak tanıtır, kötü şeyler olsa da türkler anlatmazdı bunu.

Belki bi 7-8 yıla kadar kürtler konusunda astığım astık kestiğim kestiktim, sonra ne kadar ortak yönümüz olduğunu gördüm ve utandım kendimden düşündüklerim için. Haklarının olmadığını insanca yaşayamadıklarını söylediklerine sahit oldum biçok kez ve şiddetle karşı çıktım, elektriğinizi bile biz ödüyoruz diye, evet biz ödüyoruz doğru söylüyorum ama yürürlerken veya kendi aralarında kürtçe konuşurlarken falan öyle bir bakıyoruz ki bu bile kendilerini aşağılık hissetmelerine, bu ülkede insan gibi yaşayamadıklarını düşünmeye yeter de artar bile.

Hdp ye oy vermeyeceğim, akpye asla, mhpye de vermeyeceğim, chpye de vermek istemiyorum; hiçbirini hakikaten desteklemiyorum; güvenmiyorum hiçbirine gerçi dürüst olsalar politikacı olmazlar ya neyse.

Demem o ki biraz sakin yaklaşın olaya, geçmişte çok şey oldu evet unutamıyoruz, affedemiyoruz haklısınız; onlar da bizi affedemiyorlar belki ama napalım olanla ölene çare yok biliyoruz ki. Hepimiz insanız ve insanca yaşamaya hepimizin hakkı var, temsil edilmeye hepimizin hakkı var.

Lütfen, birbirimizi başkalaştırmayalım, hepimize yetecek kadar toprağımız var.

19 Mayıs 2015 Salı

Yırtık don muhabbeti

Ya yeni böyle dantelli mantelli seksi bi çamaşır alıyosun tamam mı, bin bir türlü hayalle falan; içinde çok seks göründüğünü düşünüyorsun; hayır iyi de para veriyosun dona yani. Allahın cezası tualetini yapıp çekerken kendilerini, çok sevgili parmaklarından biri danteline giriyor ve..  O anki hisleri nasıl anlatabilirim bilemiyorum.

Ben de günlük ped kullanan bir şahıstım sene başına kadar, sonra farkettim ki böyle penye ama eski bir ton donum var, yenilerini giymeye fırsat bile bulamıyorum. Karar verdim, günde iki tane falan değiştiriyorum eskisinler, yırtılsınlar, yıpransınlar da artık onları atıp yenilerine geçeyim diye. Anacım bi bok olmuyo hiçbirine. Hayır bi tane o dantelli efsane donlardan birini giymeye kalksam anında yırtılır bunları sene başından beri deli gibi giyiyorum, bişey olsun biri ya. Bişey olsun, atayım artık. Bıktım.

29 Nisan 2015 Çarşamba

Ölüm

Bu konuda hiç yazmadım sanırım.

Ben amcamı çok severim. Belki fiziki olarak çok vakit geçirmedik ama ruhsal olarak oldukça bağlıyımdır ona.

Bir salı akşamı fotoğraf dersinden çıktım, tesadüf olarak en yakın arkadaşlarımdan biriyle buluştuk ki cidden dışarıda buluşma işini çok nadir yaparız. Güldük eğlendik. Eve yaklaşınca abisi bizi almaya geldi, hala gülüp eğleniyoruz. Telefonum çaldı, arayan annem. Eve gelmemi istedi. Geç geleceğim dedim. Israr etti. Biraz geç kalacağım diye üsteledim. Amcan dedi. En son biri hakkında bunu söylediğinde "Gülşen ablanın bebeği.." bahsettiği varlık hayatını kaybetmişti. Korkup, noldu amcama dedim. Söylemedi. Üsteledim, noldu amca dedim. Sakin ol, dedi. Sonra kiminle nerde olduğumu sordu, belki de güvende olup olmadığımı öğrenmek içindi. Söyledim. Anne ne oldu amcama söylesene diye yükselttim sesimi. Sakin ol, amcanı kaybettik dedi.

AMCANI KAYBETTİK. AMCANI KAYBETTİK. AMCANI... AMCANI KAYBETTİK. KAYBETTİK.. KAYBETTİK.. YANKILANDI, SONRA DAHA ÇOK YANKILANDI..

O akşam Zü ve Ali olmasa napardım bilmiyorum..

Bilirsiniz, Sizin hiç babanız öldü mü? Der efsane bir şiirinde Cemal Süreyya.

Sizin hiç amcanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum.
Yıkadılar, aldılar, götürdüler;
Amcamdan ummazdım bunu,
...

Amca! Nasıl gittin? Nasıl gidersin?

Seni seviyorum. Canın yeğenin.
N.

Dipnot; İçmeyin! içki sirozdur, siroz ölüm.

27 Nisan 2015 Pazartesi

Acı ve mutluluğun döngüselliği hakkında

Çok hoş olmayan bir dönem atlattım(sayılır) hayatıma etkileri maalesef ki hala devam ediyor, resmi bir durum var o da hallolsa güzel bir döneme geçiş yapacağım.

Kendi kendime hep takardım, ay ben mutlu olmayacak mıyım, ay zart ay zurt diye. Son bir yıldır her şey güzel olcak vs gibi laflarla kendimi avutuyordum. Meğer avutma falan değil bu düpedüz kandırma imiş. Çünkü;

"Modern insan mutluluk hedefiyle yasiyor. Hic gerceklesmeyecek bir yalan. Cunku hayat, acilarin ve iyilesmelerin, yaralanmalarin ve ayaga kalkmalarin birbirini dongusel olarak takip ettigi bir butun."

diyor terapistin biri. Valla düşününce oldukça da haklı.

Hayır öyle ya da böyle bir acı bir mutluluk, bir yıkım bi toparlanma vs olacaksa neden üzülüyorum lan ben?

Hadi biraz daha güç. Yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim gibi, hadi bebeğim biraz daha güç. Bak hiç kimse, hiçbir şekilde öğretemezdi sana bunları, hadi biraz daha sabır.

Öperim güzel ruhumu.
:*
N.

Canım kelimesinin benim için önemi hakkında

Canım kelimesi benim için çok değerlidir. Ağzımda laçkalaştırdığım bir kelime olmamıştır, gerçekten canımdan gördüğüm canım kadar değer verdiğim insanlara söylerim(dim, bunca insanla sürekli yakın ilişki içinde olduğum bir işim olmadan önce)

Biriyle karşılaşırım;
O- A, N. canım nasılsın?
Ben- Aaah (*adı neydi bu kızın? adı neydi? neydiii? off, ya neydi adı?) Canım ya, iyiyim sen nasılsın?

Kızın adını bir türlü hatırlayamam ve götü toparlamak için canım deyiveririm.

Hadi ilki yine iyiydi, geçenlerde kardeşimle birlikteyken bi arkadaşla karşılaştık;

O - Merhaba N.ciğim nasılsın?
Ben- İyiyim (*siktir ya, allahım adı neydi, çok iyi tanıyorum kızı o kadar muhabbetimiz var, adı neydi?) canım sen nasılsın?
O- iyiyim ben de, arkadaşın mı?(kardeşimden söz ediyor)
Ben- Kardeşim, (tanıştırmaya kalkıyorum, deli cesaretiyle; halbuki hala hatırlayamadım kızın adını) bu benim H.; kardeşim bu da arkadaşım (..... yarım dk adını düşünüp kendimi rezil ederim) hani sarı bi kuşu var babası balkondayken böyle böyle yapıyodu ha işte bu o kız.

Resmen kızın adını unutup, kardeşime kuşlu kız diye tanıştırdım kendisini, hayır kuşlu arkadaşım de bari, kuşlu kız ne lan? Hayır sen hatırlayamayıp boka saran olayı canım diyerek toparladın tamam da neden tanıştırmaya kalkıyosun kardeşinle?

Çok insanla muhattap olmaya başladığımdan beri insanlara canım derken acayip suçluluk duyuyorum, kelimenin bende anlamı bambaşka çünkü ve o anlam kesinlikle onlarda yüklü değil.

Bu arada Hacercim seni kuşlu kız olarak tanıttığım çok çok özürlerimi sunuyorum.

Öperim.
N.

*İç sesimin söyledikleri

26 Nisan 2015 Pazar

Beklenti hakkında

Benim bir ritüelim vardır. "Az beklenti, çok mutluluk." Sonra daha da fazlası olarak, "Sıfır beklenti." (bu bile bir beklenti değil mi?)

Tecrübeyle sabitlenmiştir, böyle bir şey namümkün maalesef. Uzun yıllar bunu gerçekleştirebilmek için uğraştım; işin acı tarafı gerçekleştirebildiğime de inandım. Büyük beklentiler içindeyken bile, bi beklenti içinde değilim yalanını söyledim kendime; istem dışı.

Lan! Beklentisiz hayat mı olur? Beklentilerin olmasa nasıl bir işi yapmak için uğraşacak şevki bulacaksın kendinde?

Hay ya! Tamam halletçez. Biraz daha uzasın şu polyannacılıktan gerçekçiliğe geçiş de.

Hadin selametle.
Öperim.
N.


24 Nisan 2015 Cuma

Kırk yıllık kefalim böyle GÖT görmedim

Hadi biraz kefalim cidden, insanların söylediklerini doğru kabul ediyor, onlara inanmayı tercih ediyorum. Ulan tamam da salaklık dönemimi atlattığımı da düşünemiyor musun? Hayır ben hiç mi kimseden öğrenmeyeceğim, ulan onca tanıdıktan bi tanesi bile mi söylemeyecek gelip bana? Ha?

Allahın götü! Onca konuşup konuşup nasıl gelip bana canım cicim yapıyon lan? Suratına bakarken sana katlanamadığımı ifade edemiyor muyum? Zor tutuyorum kendimi. Ağzının ortasına geçirmemek için dişlerimi nasıl sıktığımı da mı farketmiyosun? Ulan bu kadar mı salak yerine koyuyorsun beni?

Hayır ne var lan benimle alıp veremediğin, ne abuk subuk konuşuyosun dicem; inkar edip edip o mu dedi bu mu dedi diceksin. Ben bunu yapar mıyım, sana hep yardım etmedim mi diceksin. Benden bekliyo musun diceksin, ay tutup bi de ağlarsın da sen; ben çok hassasım da bilmem neyim de deyip. Psikolojinin ne kadar bozuk olduğundan ailevi sorunlarından girer bir de güzel kıvırırsın. Masaya çık masaya!

Ulan varya o kadar alamıyorum ki hırsımı :@

Salak değilim, salağa yatıyorum.

Hadi selametle.

Dipnot: Zü, neye bu kadar tepki verdiğini anlamamıştım. Yazarken durumun benzerliğine ben bile şaşırdım. Özelden mesaj atarsan kim hakkında konuştuğumu yazcam. Bu GÖTle Alinin zerre kadar ilgisi bile yok hatta. 

22 Nisan 2015 Çarşamba

Göt


Ah! Siz hayatınızda böyle göt gördünüz mü?
Lüle saçları arasında saklı kurnaz aklı,
İlim, irfan; sorsan hepsi onda saklı. 

Haspam
Sadece her şeyde o haklı. 
Madem atacaksın, yalan yanlış 
Anlattığın insanlara bi bak
N. elbet bir gün duymuş olacak.

Arkadaş ayağı göt ayağı

Size zarar verecek insanlar uzağınızdan değildir. Sizi tanımayan etmeyen bi insanın sizinle ne alıp veremediği olabilir ki?

Böyle götleri iyi tanımanız lazım ve hayatınızdan uzaklaştırmalısınız onları, enerjinizi ve şevkinizi alırlar. Onlarla ilgili sinirlenip köpürerek geçireceğiniz vakitte daha iyi şeyler yapabilirsiniz.

Gereksiz kendini öven, bi sik yapmazken kendini yapıyormuş gibi gösteren, alttan alttan sizi aşağılar gibi konuşan insanları SİKTİR EDECEKSİNİZ hayatınızdan.

Haddini bil pezevnk herif.

Hadi selametle.
N.

20 Mart 2015 Cuma

Yalnızlığın keşfi - Paul Auster

Sebahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sı nasıl etkilediyse bu kitap da beni öyle etkiledi.

İki bölümden oluşuyor, "Görünmeyen bir adamın portresi" ve "Anı Kitabı"..

Auster; babasının ölümünden sonra, onunla yaşadıklarını, onun davranışlarından nasıl etkilendiğini müthiş bir dille anlatıyor. Benim çocuğum olursa onu nasıl yetiştiririm korkum zaten vardı, fakat bunu daha çok arttırdı.

" Beckett 'Alışkanlık öldürücü bir şeydir' der. Zihin somut belirtilere tepki göstermezse, duygusal belirtilerle karşı karşıya kalınca ne yapar?"

"Ölmüş bir adamın eşyalarıyla yüz yüze gelmekten daha korkunç bir şey olmayacağını öğrendim. Eşyalar cansız şeylerdir: Yalnızca kendilerinden yararlanılan yaşamdaki işlevleriyle anlam kazanırlar. O yaşam sona erince, aynı kalsalar bile, yine de değişirler. Hem vardırlar, hem yokturlar; Artık ait olmadıkları bir dünyada kalıp yaşamaya mahkum olan somut hayaletlerdir. Örneğin, artık gelip kapıyı açamayacak bir adamın yeniden kullanması için sessizce bekleyen bir dolap dolusu giysi için ne düşünülebilir ki?"

"Başka birinin yalnızlığına girmenin olanaksız olduğunu anlıyorum. Bir başka insanı az da olsa, tanıyabileceğimiz doğruysa, bu ancak o kişinin kendini tanıtmak istediği ölçüde gerçekleşebilir. Birisi: Ben üşüyorum, diyebilir. Ya da hiçbir şey söylemez, biz onun titrediğini görürüz. Her iki durumda da onun üşüdüğünü biliriz. Ama ya adam ne bir şey söylüyor, ne de titriyorsa?.."

'"Düşgücü etkinliğinin ilk izlerini mutlaka çocuklukta aramamız gerek. Çocuğun en çok severek ve kendini vererek yaptığı iş oyundur. Belki de her çocuğun oyun oynarken düşgücü güçlü bir yazar gibi davrandığını, kendine bir dünya yarattığını, ya da daha doğrusu, kendi dünyasındaki şeylerin yerini değiştirip onlara yeni bir düzen verdiğini söyleyebiliriz.. Onun bu dünyayı ciddiye almadığını düşünmek yanlış olur; yam tersine, oyunu çok ciddiye alır çocuk ve oynarken oldukça fazla kullanır duygularını." Freud

"Bu iki köpek benim ağabeylerimdir" demiş ikinci yaşlı adam. "Bu katır benim karımdır", demiş üçüncüsü. Bu başlangıç cümlelerinde tasarımın özü yatmaktadır. Çünkü bir şeye, gerçek dünyadaki gerçek bir nesneye, bir hayvana örneğin, bakıp da onun şuanda olduğundan başka birşey olduğunu söylemek ne anlama gelir? Her şeyin çifte yaşamı olduğu, hem dünyada, hem de zihnimizde bu yaşamlardan herhangi birini yok saymanın o şeyi iki yaşamda birden öldürmek olduğu anlamına gelir.'

Orhan Hoca'dan aldım okumak üzere ama en kısa zamanda edinip tekrar okumalıyım.

Belki tek bir cümlesi üzerine saatlerce düşünmeniz gereken bir kitap. Şiddetle tavsiye ediyorum. Okuyunuz.

Sevgiyle kalın.N.




20 Şubat 2015 Cuma

2015 senden neler istiyorum bi göz at bebeğim :)

Ne mi istiyorum?

1- Huzurlu bir iş ve aile hayatı istiyorum.
2- Az ve samimi olan çekirdek çevremle bağlarımın kuvvetlenmesini istiyorum; onları daha iyi anlamayı ve onlar tarafından daha iyi anlaşılmayı istiyorum.
3- Paramı kesinlikle alarak en geç nisan sonuna kadar boşanmayı diliyorum hem de tüm kalbimle.
4- Mantığımı kalbimi ve ruhumu ele geçirecek aşkı istiyorum, ayakları yere basan ve tutkulu bir aşk.
5- Dişlerime hazirana kadar tel taktırmayı istiyorum.
6- Haziran'da Bükreş'e gitmeyi istiyorum.
7- Mayıs'ta yamaç paraşütü yapmak istiyorum.
8- Bu yıl 30 özel gün çekimi hedefi koyuyorum en az onu gerçekleştireceğim.
9- Sezon sonu bir adet Nikon D800 almış olmayı istiyorum.

Hadi sağlıcakla.
N.

23 Ocak 2015 Cuma

448. Kayıt - Stickman'den özendim :D

Allah belamı versin yaşadığımı hissediyorum ya. Evlenen aklımı sikiyim çok pardon ama.

Resmen neşemi, yaşama sevincimi, insanları sevebilme yetimi, yalnızlıktan aldığım hazzı, ağız dolusu attığım kahkahaları, bağıra bağıra söylediğim şarkıları, ruhumla hissettiğim sevişmeleri öldürmüş göt. Şimdi de ben onu öldürdüm :D

Evlilik öldü yaşasın hayat! :D
Öperim gözlerinizden.
N.

Dipnot: Stickman daha askerde misin sen ya? Dön artık.

1 Ocak 2015 Perşembe

Ölüm korkusu nedeniyle dine sarmak hakkında.

Bugün 60'ına merdiven dayamış zamanın delikanlılarından olan bi amcayı gördüm, bilin bakalım napıyordu. Tabi ki namaza yetişmek için camiye koşuyordu. Afalladım!

Biz ilköğretimde bütün duaları bilirken bu ve tayfaları kelimei sahadeti bile bilmezdi. Şuna karar verdim insan yaşlandıkça ölüm korkusu bürüyor ruhunu. E dürüst bir hayat geçirmediyse bok bok işler peşinde koştuysa da yusuf yusuf tabi.. Gelsin dualar, gelsin tövbeler.. Sonra vay efendim hristiyanlarda günah çıkarma var; e müslümanlarda da var kardeşim işte.

 Affet allahım onun için affet bunun için sen bağışlayansın affedensin vs vs. Hadi böyle bi sistem var diyelim, tamam canım ya sen şu yetimin hakkını bu şekilde yemiştin ama dur ben seni bağışlayayım mı desin?

Yaparken düşünün kardeşim yediğiniz bokları. Sistem sizin sandığınız gibiyse ve tanrı ihtimal verdiğiniz kadar bağışlayıcı değilse sıçtınız, haberiniz ola.

Yeni yıla da böyle bi konuyla başladım ama idare edin artık :)

Hadi öptüm.
N.

İyi seneler dilerim.

Lanet 2014 bitiyor sonunda.
Tabi ki batıl bir şey biliyorum ama ister istemez seviniyorum.

Garip bi bakışım var yıllara, takvimlerdeki günleri tek tek adımlıyor gibi hissediyorum kendimi; takvim bitince de hoop diğer yıla atlıyorum. O nedenle yılları süreklilik arz eden bir şeyi yaşıyormuş gibi değil de bitip yeniden başlayan bir şeymiş gibi yaşıyorum. Velhasıl kelam bu düşüncem 365 günü bir bütün olarak hissedip bittiğine de sevinmemi sağlıyor.

Yeni bir yıla adım attık, e hadi şerefe o zaman.
Öperim.
N.

15 Aralık 2014 Pazartesi

Teknolojide bok var, Evet.

Teknoloji çok fena.

Okul bitiminde arkadaşlarımıza bişeyler yazdırdığımız defterler vardı eskiden,
Sonra yıllıklar,
Sonra kendi kendimize tuttuğumuz günlükler vardı,
Sonra bloglar falan.

Artık blog falan okumuyo insanlar, instagram var. Twitter var. Daha o kadar çok şey var ki takip edemiyorum açıkçası ben. Ama şuna eminim, bu blog işini çocuğuma anlattığımda ne kadar ilkelmişsiniz anne diyecek.

Bok var bu kadar hızlı ilerliyo herşey.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Ted.

How I met Your Mother 'ı bitirdim belki bi ay önce falan. Resmen yıkım yaşadım.

Ted hayatının büyük bir bölümünü boşa yaşamış ve bize çocukların annesiyle tanışma hikayesini değil Ted'in Robin'le olan aşk hikayesini anlatmış. Kendime gelemedim günlerce. Hayatın bu kadar acımasız olması müthiş sarstı beni. Benim de farkına varmayıp boşa bi hayat yaşayabileceğim fikrini çıkaramadım aklımdan günlerce. Seçimlerimizi yanlış yapmanın bedelini hayatımızla ödüyoruz.

İyi de hangi seçimin bizim için doğru olan olduğunu nerden bileceğiz?
Doğru ne?
Bi de,
Ben hayatım boyunca neden gerçekleri hep reddettim?


Ne biliyor musunuz?
Kendi hayatını kendi kendine bok eden ütopik bi geri zekalıyım.


N.


                        

Sabırsızlık ve acelecilik hakkında

"Birçok konuda hep sabırsız oldum ve bunun acısını fena halde yaşıyorum.

-Tüm kararlarımın sonucu hızlıca gerçekleşsin isterim,
- Tüm yaptıklarımın meyvesini acilen alayım isterim,
- Bi konu varsa en çabuk şekilde halledilmeli ve sonuçlanmalı. Aksi halde arada kalıyorum, bir şey bitmiyor ama ben bitsin ve artık başka bir şeye başlayayım istiyorum.

Aralar bana göre değil, net olmalı her şey. Biten iş bitmiştir, üzerinde düşünmeye gerek yoktur artık başkasına başlana bilmelidir. Arada kesilmiş saçı da sevmem, ya uzun olmalı ya kısa. Arada kalmış insanları sevmem, ya çok iyi arkadaşımdır ya da hiçbir şeyim. " dedim hep hayatımın son bikaç ayına kadar. Fakat hayatımın içinde robitik varlıklar yok, herkes benim gibi insan. Hepsinin duyguları, düşünceleri var.

Hiçbir şey benim ütopik dünyamdaki gibi işlemiyor. Kabul etmemek için direnirken buluyorum kendimi hep, ama öğreniyorum.

Tüm kararlarım hızlıca sonuca ulaşmaz,
Yaptığım hiçbir şey anında meyve vermez,
Her konu hızlı şekilde halledilip sonuca ulaşmaya bilir,
Saçlarımı kestirirsem uzaması için o lanet arada kalmış saç durumunu yaşayacağım,
En iyi arkadaşım var evet iki üç kişi kadar ama gerisi her türlü hayatımda olmak zorunda ve kıçımı da yırtsam hepsini hayatımdan atamayacağım.

Netlik mi istiyosun Tatlım? "Her şey güzel olacak" bi masal.
Kötü şeyler de olacak ama hepsi bir süre sonra geçiyor.

Hadi şerefe.
N.

14 Ekim 2014 Salı

Su katılmamış salak görmediyseniz buyurun, burdayım :)

Geçtiğimiz cuma (10 Ekim 2014) mis gibi bir Candan Erçetin konseri vardı, sereserpe oturduk çimlere önümüzde biramız cipsimiz kulaklarımızda Candan ooh değmeyin keyfimize.

Zeki ben bi ara kuzenimle tuvalete gittim, giderken de telefonuma baktım; sevgili bir insan yazmış amaan biraz merak etsin sonra cevap veririm deyip telefonu çimlerde bıraktım. Döndük, buralardadır diye merak edip aramadım bi 40 dk kadar telefonu sonra bir de ne görelim. Cee eee! telefon yok!

Karakol faturasını bi de bi numarası falan varmış onu istiyor tabi, hayır ben de telefonumun faturasını hep yanımda taşırım ya o derece geri zekalıyım. Komiser de babacan bi adam çıktı benim gözlerin alkolden döndüğünü görüyor gülüyor falan :) Anlayacağınız haşırttı blekbord :)

İşin arka yüzü; Telefonu ayrıldığım adam(?) aldı o nedenle kullanmayı falan hiç istemiyordum, sürekli kendi kendime yakınıyordum istemiyorum bu telefonu falan diyordum (bana üç buçuk yıllık ilişkimizde aldığı tek şey buydu)  hatta benden iki hafta önce telefonunu kaybeden kuzenime (farkettiğiniz gibi su katılmamışlık sülaleden geliyor :D ) satmaya bile çalıştım :) yani çağırdım telefonun gidişini. Numarayı da değiştireceğim kısa zamanda. Bi ton masraf yaptım elimdeki tüm parayı yatırdım nerdeyse yeni telefona ama tamamen benim, gönül rahatlığıyla kullanabilirim onu; zordan alınmış alınmak istemeyerek alınmış ve yalancı, dolandırıcı bir insana ait değil en azından.

Hadi şerefe :)
Telefonlarınıza mukayyet olun, bi de; "Hayal etmeyi istikrarla sürdürdüğünüz her şey gerçekleşmeye mahkumdur" unutmayın ;)

N.

Size su katılmamış salak göstermeyi vaadetmiştim :) hemen gösteriyorum,

                                                     


Taa geçen yıl çekilmişti, kaybettim tüm fotoğraflarımı notlarımı zor bulunan müziklerimi derken swarmda bu fotoğrafı buldum ve harbiden sevindim :)













10 Ekim 2014 Cuma

Ted

 "İnsanlarla yollarınızın sonsuza dek ayrılmasının ne kadar kolay olduğunu fark ettiğiniz an şok olursunuz. İşte bu yüzden yanınızda olmasını istediğiniz birini bulduğunuzda bunun için bir şey yapmalısınız." Ted 

Otomatik Portakal - Anthony Burgess

"Şiddet, şiddeti doğurur." 


Gelmiş geçmiş en rahatsız edici filmlerin arasında sıralanır "A clockwork Orange" o yüzden izlemeye kesinlikle cesaret edemedim hiç.

Geçenlerde dr da dolaşırken kitabı buldum, okuyabilir miyim diye çok düşündüm; çünkü sonuç olarak o film kitaptan uyarlamaydı ve insan hayallerinde her şeyi daha rahatsız edici yapabiliyor. Alacağım, cesaretimi toplayınca okurum dedim. Bi kaç ay sonra yani geçen hafta okudum. Kısaca bahsedeyim,

Bir gencimiz mevcut, Alex; zaten kitabı da onun ağzından okuyorsunuz. Yaşamları şiddet üzerine kurulu olmasına rağmen yaptıklarını gayet normal görüyor. Başına onca şey gelmesine rağmen bakış açısının değişmemiş olması çok şaşırtıcı geliyor.

Müthiş bir dille yazılmış kitap, bi ara Alex'in argosu dilimde kalacak diye bile korkmuştum.

"Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum." diyor Bay Burgess.

Düşüncelerinize sağlık.
Sevgiler.
N.


9 Ekim 2014 Perşembe

"Seni sevenle evlen" ?

"Bu hayatta mutlu olmak istiyorsan sevdiğin kişiyle değil de seni seven kişiyle evlenmelisin" Ne klişe ama. Senelerce annemle bu cümle üzerine tartıştık, şimdi bunu bi yaşıtımdan duymak düşündürdü beni.

  • Siz de böyle düşünüyorsanız bunu evlenmek istediğiniz insana söylemeyin, beni sevmiyor ve sevmeyecek algısı oluşturur. Kim kaldı aklında, kim ona böyle düşündürtüyor, ben bişey yapmadım ona, yoksa hala unutamadı mı?
  • Kuzum deli misiniz siz? hayatınız boyunca sevdiğinizi söylemeden mi yaşayacaksınız? ve sevildiğinizi duymadan.. yaşamayın daha mantıklı değil mi?
  • Hayır bi de sizin karşı tarafı sevmeme durumunuz da ihtimaller dahilinde, beni seviyo diye sizin sevmediğiniz biriyle mi evlenceksiniz?


  Bunu aklı başına gelmemek olarak da nitelendirebilirsiniz ama bu cümle hala bana çok itici ve samimiyetten uzak, arkadaş zor ya da imkansıza yakın da olsa günün birinde kafa dengim bir insan olacaktır mutlu, hüzünlü, tartışmalı, anlaşmalı, sevmeli, sevişmeli yaşayacağım; olursa ekime olmazsa sikime kadar.
Hadi öptüm.
N.


9 Eylül 2014 Salı

Boşanma evresi

Hayatımıza bir şekilde giren her şeyin bir nedeni var.

Çok zor bir dönemden geçiyorum, ciddi anlamda karşınızdaki insan terbiyesiz ve pis ise boşanmak en azından o boşanma evresi çok zor geçiyor. Hayatınız boyunca yapmadığınız şeyler yapmışsınız gibi lanse edilebiliyor karakterinize bile uymayan çirkin iftiralar atılabiliyor. Ama, kesinlikle bir nedene hizmet ediyor her şey. Tek başınıza öğrenmenizin (yaşasanız) asırlar süreceği şeyleri birkaç yılda öğreniyorsunuz.

2014 sonu değerlendirmemde senelerdir şiddetle savunduğum bir şeyi terk edeceğim. Size tavsiyem;

- Herkesi kendiniz gibi sanmayın.
- Kimseye koşulsuz güvenmeyin.
- Herkesi mutlaka ölçün, deneyin. Ne karşısında ne tepki veriyor, ne söylediğinizde ne yapıyor vs vs.
- Size değer vermesini sağlayın, nasıl başarılacağını henüz ben  de bilmiyorum. ( Bileniniz varsa öğretsin lütfen)


Hadi iyi geceler bebeklerim,
Seçimlerimizi düzgün yapalım.

Erkeklere ölüm :)

N.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Hıdır Aslan / Tanrı ve Kadın

"Bir toplumun uygarlaşması, o toplumun kendi geçmişini yargılamasıyla başlar. Kendi geçmişini yargılamayan bir toplumun uygarlaşması düşünülemez. Gerçi yargılama terimi geniş bir anlam taşır. Siyasal, kültürel, ekonomik, inanç ve insan hakları gibi konuları içermektedir. Bunlar içinde toplumun gelişmesinin önünde en büyük engel hiç kuşkusuz dini inançtır.

İnancını yargılamamış toplumların medeni dünyanın en gerisinde kalan toplumlar olduğunu tartışmaya gerek yoktur.

Günümüzde kadın hakkı diye bir hakkın tartışılması insanoğlunun en büyük ayıbıdır. Birilerinin hakkı tartışılıyorsa, onların hakları elinden alınmış olduğu içindir.

İnsan kendini koruyamadığı veya korktuğu doğa karşısında aciz kaldığı için çareyi tapınmada bulmuştur. Bu korkuya dayalı arayışlar Tanrıları yaratmıştır. Bu tanrıların hakim sınıflar için hiçbir anlamı TABİİ Kİ yoktur. Yoksulun yaratıp var ettiği inanç kurumları egemen sınıflar tarafından gasp edildikten sonra, halkı korkutmak ve kendi egemenliklerine boyun eğdirmek için kullanılmıştır.Böylece insanoğlu kendi yarattığı tanrıdan kendisi korkar olmuştur. Belki diyeceksiniz ki "İnsan kendi yarattığından korkar mı?" Korkar! Tıpkı atomu yapıp sonra da karşısında çaresiz kaldığı gibi.."


Semavi dinlerin tüm kitapları neden erkeklere hitap eder?
Kadın semavi dinlerin Tanrı'sına göre ikinci sınıf mıdır?
Erkek cinsi neden kadınların namusundan sorumlu olsun? Onların namusları neden bizden sorulmuyor?
Namus cinsel organ mıdır? Eğer öyleyse bize ait olan bir uzuvdan erkeklere ne?

Semavi dinlerin getirdiği süregelen erkek egemen sistem, savaşan; çatışan, üstünlük kurma çabası adına her şeyi mübah gören; eşitliksiz bir sistemdir ve kadın gücünü hiçe sayar.

Hiçbir toplum ataerkil sistemi haketmez, anaerkil olalım ve eşitlik, adalet, barış gelsin dünyaya.

Hadi, hep birlikte çalışırsak başarırız.

Ellerinize, kalbinize, düşüncelerinize sağlık Hıdır Bey. Yüreğimin en güzel yerindesiniz.

Öperim,
N.

7 Ağustos 2014 Perşembe

Kızlar! Erkekler hakkında, lütfen cevaplayın! Öptüm

Dişiler, bebeklerim!

Zor olcak biliyorum ama bundan sonra tek hedefimiz bütün erkekleri pipilerinden asmak olsun, ne kadar dayanabiliyolar bakalım.

-Hiçbirine ama hiçbirine boyun eğmek yok
-Alttan almak yok,
-Onlar için çaba sarfetmek hiç yok,
-Hoşlarına gitmiyorsanız çeker giderler; onlar için değişmek falan filan; yok öyle şeyler.
-Cazibelerinden erisek de bunu onlara söylemek yok
-İçimizden geldiği gibi rahat rahat konuşmak yok, susalım ki bişey oldu sansınlar
-Her çıkalım dediklerinde evet demek yok, daha çok istesinler

Kızlar bileniniz varsa şunlara cevap versin;

Bi erkeğin burnu nasıl sürtülür?
Bi erkek nasıl dize getirilir?
Bi erkek nasıl kendine hayran bıraktırılır?
Bi erkek nasıl sizin için herşeyi yapar?

Allah aşkına birileri cevaplasın, hayır illa erkek olsun hayatımda benim için ölsün mülsün falan diye istemiyorum, sakın yanlış anlaşılmasın; sadece bişey denicem :)

Öptüm,
N.

6 Haziran 2014 Cuma

Hayatınıza anlam veren temel zemin nedir?

En son yazmadığımdan beri resmen hayatım değişti.

Güven, benim sandığım kadar basit bir durum değilmiş. Hayatınızın temellerini kurduğunuz kelimeler belki de karşı taraf için fazla bir şey ifade etmeye biliyormuş; sevgi gibi. Sevgi verdiğiniz, sonsuz güven duyduğunuz birinden hiçbirinin karşılığını alamaya biliyormuşsunuz.

Pişman mıyım? Hayır. Yaşanması gerekiyormuş.

Akıl oldu, bundan sonra sonsuz güven ve sonsuz sevgi beklemesin hiç kimse benden. Meclis hariç :P

En kısa zamanda bitmesi dileklerimle.

Hadi şerefe.
N.

5 Haziran 2014 Perşembe

Tolstoy - İnsan Ne İle Yaşar

1) -İnsanın içinde ne vardır? Ne ile yaşar?
-İnsanın yüreğine sevgi egemendir.
2) -İnsana verilmeyen nedir?
-Kendi gereksinimlerinin bilgisi.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Macbeth - William Shakespeare

Ross
-Bunun korku mu yoksa akıllılık mı olduğunu bilemeyiz.

Lady Macduff
-Akıllılık! Karısını, evini bırakıp kaçmak mı? Tamamen korkaklık onunki, akıllılık falan değil, sevgi hiç değil, mantığa tamamen aykırı, ne de olsa bir kaçış bu.


Jonathan Slinger - Macbeth

12 Mart 2014 Çarşamba

Berkinciğim!

Geçen hazirandı bi gece rüyamda Abdullah'ı, Ethem'i ve Mehmet'i gördüm; hayatım boyunca herhangi bir rüyada hiç kimsenin yüzünü bu kadar net gördüğümü hatırlamıyorum.
Uyandım, gözlerimi açamadan dakikalarca ağladım; gözlerimi açarsam gece öyle keskin, acı, hayal kırıklığı ve soru dolu bakışlarını ruhumun en derinine saplayarak gözlerime bakan Abdullah'ı, Ethem'i ve Mehmet'i göreceğim diye o kadar korktum ki.. Çünkü onlara ne söyleyeceğimi bilmiyordum.

Şimdi! Berkinciğim, sen de bana o bakışları yöneltirsen; sana ne söyleyeceğimi bilemediğim için nasıl korkuyorum biliyor musun uyumaya..
Kelimelerim, kalbim ve ruhum o kadar yetersiz ki..

N.

cem karaca | durduramayacaklar halkın coşkun akan selini

)

5 Mart 2014 Çarşamba

Hayal et! Daha güçlü!

Sınırsız ve özgür olabileceğin tek yer hayallerin, hadi daha iyisini yap.
En mükemmeli hayal et, sürekli. Korkma, daha ileri git.
Tek sınır beynin.
N.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Fotoiz Abant Platformu 2014 2. Gün - Bölüm 1

İkinci gün alışmış uyanıyorsunuz, yüzlere, seslere, mekanlara.

Erdal Kınacı'yla başlıyorsunuz güne. Ne lezzet ama.

Bir ara oturmuş sohbet ederken buluyorum Prof. Dr. Sabit Kalfagil ve Prof. Dr. Güler Ertan'ı (ben yazarken yoruluyorum ünvanlarını :), onlarsa almışlar; siz hesaplayın artık ) izin isteyip sessizce oturuyorum yanlarına fotoğraf hakkında eğitim üzerine şöyle bir sohbet var,

Sohbetin başını bilemiyorum tabi,

Güler Ertan: Torunum (ilkokul öğrencisi) benimle sergilere gelmek istediğini söyledi, belki kitaplarımdan etkilenmiştir bilemiyorum (biz farkına varmasak bile çocukların birçok konuda farkındalık düzeyleri yüksek ve sizin fotoğraf hakkında söyleyebileceğiniz her cümle onları etkileyebilir; demek istiyorum fakat bölemiyorum sohbetlerini) ama kimse ona fotoğrafla ilgili bir şeyler söylememişti o zamana kadar. Ben de ilgileniyorum merak ettiklerini anlatıyorum, çocukken aşılanması iyi olabilir belki Sabit, sen ne düşünüyorsun?

Sabit Kalfagil: Bu kadar küçük yaşta fotoğrafla tanışmaları ilerde bu konuyla ilgilenmemelerine neden olabilir. Resimle başlatmak daha iyi gibi geliyor bana,

Tanıyamadığım bir bey: Evet, bir kadraja oturtmayı öğreniyorlar gördüklerini.

S. Kalfagil: Çok haklısınız, çok iyi bir bakış; biz sonsuz görüyoruz fakat o resim kağıdı kadrajı öğretiyor çocuklara, neyi katacaklar içine; neyi katmayacaklar onu hesaplıyorlar. Bu çok iyi bir disiplin, kaldı ki artık gençler disipline gereken önemi vermiyorlar, her şey erteleniyor ve geleceğe birikiyor; gelecek daha çok ağırlaşıyor ve yapılması gerekenler hep geç kalıyor. Buluşmaları gereken saati bile aksatıyor artık insanlar.

Ve Sabit Kalfagil'in Sunum sırası geliyor. Güneşin gökyüzündeki hareketlerinden yararlanarak hazırladığı şablonları anlatıyor, her vakitte her istediğiniz yeri istediğiniz gibi görüntüleme şansınız yoktur efendim diyor. Müthiş bir sistem, ülkenin buna yeteri kadar önem vermediği ortada. Zaten nadirdir di mi devrinde efsane olmaları insanların? Onları kaybetmeyi bekliyoruz hep, sonra acaba bu insan ne demek istemişti deyip okuyoruz onları ve haklı olduklarını, çok değerli düşünceleri olduğunu görüyoruz. (A bakın aklıma ne geldi, kıskançlık olabilir mi bunun nedeni? O insana değerli olduğu hissini yaşatmak istemem belki? Bilemedim.) Bu adam muhteşem.

Daha önce de dinleme şansına erişmiştim kendilerini, kesinlikle çok katı ve disiplinli bir insan olduğunu düşünmüş, hafif de korkmuştum. Belki kişilik, ama nasıl haklı biliyor musunuz böyle davranmakta. Şimdi onu daha iyi anlıyor ve daha çok seviyorum.

Sayın Öğ. Gör. Atanur Sevim'in Samsun Güncesi adlı sunumuve  Prof  Dr. Güler Ertan'ın Venedik Maskeleri, Dans ve Renk sunumlarını seyrettik.

Gültekin Çizgen çıktı sahneye ve fotoğraf tekniklerini anlattı, yeni başlayanlar için oldukça öğretici; zaten bilenler içinse pekiştirici nitelikte. Sürekli fotoğraf çekmenin önemini fazlasıyla vurguladı, her gün; her gün.. Kendisinin tek bir günü bile atlamadığını belirtti.

Bikaç kitabını almıştım Gültekin Hocanın, imzalamasını rica etmek için yanına uğradım bir ara, okumanın çok mühim olduğunu ama insanımız tarafından çok az yapıldığını belirtti. Merak etmeyiniz efendim, yükselecek o okuma oranı; yeter ki umutlu olalım.


Fotoiz Abant Platformu 2014 1. Gün

Fena soğuk olacak, kazaklar, tank gibi botlar, ağır ağır çantalar ve kahkahalarla geçen 10 saat yoldan sonra işte Aban'tayız.

Hayır. Sandığım gibi soğuk değildi hiçbir yer hiçbir insan. Prof.  Dr. Ata Yakup Kaptan'ın İnşaat İşçileri adlı sunumuyla başlayan gün Öğr.Gör. Güngör Çınar'ın Delta Düşseli; Bahman Zohori'nin Nepal Günlükleriyle devam etti.

Türk Fotoğrafında eğitim üzerine yapılan panelde, panelistler, Doç. Dr. Osman Ürper, Yard Doç. Dr Abdullah Sezgin, Fazlı Öztürk, Dr. Ömer Gemici ülkemizde fotoğraf adına eğitim veren kurumların eksikleri, bu konularda yapılması gerekenler üzerine tartışıldı.

Nacizane fikrim, toplumuzda artık ulaşılması çok kolay hale gelmiş olan fotoğraf makinelerine sahip insanların büyük çoğunluğunun fotoğrafı teknikten ibaret sanmaları beni oldukça rahatsız ediyor. Bu işin ruhu var! Senin nasıl ruhun varsa, benim nasıl ruhum varsa fotoğrafın da ruhu var kardeşim. Sen fotoğrafın ruhuna ne ölçüde değer verirsen o ruh da sana o ölçüde değer verir. Duyularını harekete geçirir, bakarken görmeni sağlar, ruhunu aydınlatır, iletişimini kuvvetlendirir, vücudunu; aklını ve kalbini diri tutar. Dikkatli oku, teknik sağlamıyor bunları. Gerçi ne ustaları okumuyorsun bunu mu okuyacaksın ya neyse.


İşlerini sürekli gördüğüm, hayranlıkla seyrettiğim ve anlamak için çabaladığım Erdal Kınacı, işlerinin öyküsünü hatta kendi öyküsünü anlatıyor; sadece dinleyelim diye mi dersiniz?

İsmiyle büyüdüğünüz insanları dinlemek, onların işlerini seyretmek olağanüstü sevinç sağlıyor size. Ve çok sevgili İzzet Keribar, nasıl sevimli nasıl paylaşımcı nasıl ruhu güzel bir insan.. işte diyorsunuz örnek; samimi sözleri sizi sarmıyor; sizi kamçılamıyorsa her şeyinizle bu işin peşinden koşmak, için bence çıkın ve bir daha da dönmeyin geri.

Sunumlarla devam ediyor gün.

Akşam şöyle bir bakıyorsunuz etrafınıza; hatta buna bile gerek kalmıyor, aldığınız nefesin kalitesiniz hissediyorsunuz ciğerlerinizde.

Ve Abant'ta ilk gün böyle bitiyor.

Yarın görüşmek üzere.
N.

6 Şubat 2014 Perşembe

Camera Lucida - Fotoğraf Üzerine Düşünceler / Roland Barthes


Roland Gerard Barthes, göstergebilme büyük katkılar yapan  Fransız aydın ve eleştirmen. Yapısalcılık, göstergebilim ve psikanalizin etkilerini birleştiren, kendine özgü bir edebiyat eleştirisi geliştirmiştir. Postmodern düşüncenin de kurucu öncülerinden biri sayılır.


Tabi ki yaptığı işin ruhunu bilir insan, ama artık her şey o kadar hızlı ki belki oturup yaptıklarımızın derinliklerine inme fırsatı bulamayabiliyoruz. Bay Barthes bunu yapmış bizim için.

"..belki de Fotoğraf, onu bir dil olma şerefine erdirecek bir gösterge kadar ham, kesin ve soylu olmak için çırpınıyordur." Fotoğraf bir dil değil mi? "Life'in editörleri 1937'de ABD'ye gelen Kertesz'in fotoğraflarını geri çevirmişler, neden olarak da bunların -çok fazla konuştuğunu- söylemişlerdir; bu fotoğraflar bizim düşünmemizi sağladılar, bir anlam -birebir olandan farklı bir anlam- önerdiler. Sonuç olarak Fotoğraf korkuttuğu, ittiği ve hatta damgaladığı zaman değil, kara kara düşündürdüğü zaman yıkıcıdır."

İnsan daha ne olduğunuzu okurken yoruluyor Bay Barthes. Fotoğraf üzerine yazmanız bizim için büyük şans.
Fotoğraf yapmıyor oluşunuz, sadece onu okumaya, anlamaya çalışmanız ve bunu bizimle paylaşmanız; kendimize ayna tutmak gibi.. Ama göremediğimiz noktaları aydınlatan bir ayna; anlatımımızı güçlendiren; ruhumuzu harekete geçiren..

Sevgiyle kalınız.
Görüşeceğiz,
Öperim.
N.



14 Ocak 2014 Salı

Sütyen kopçası ve Erkek

O filmlerde gördüğünüz deliksiz sevişme sahneleri var ya, yalan onlar; ya da kadınlarda sütyen yok.

Ateşli bir öpüşmeyle başlar, dokunuşlar, kıyafetleri çıkarmalar derken sıra sütyen kopçasına gelir.. bütün büyü bozulur çünkü erkekler sütyen kopçalarını açmakta müthiş beceriksizdir. Bi de açmak için inat ederse vay halinize :) kopçayı görebilmek için sizi önüne alır, çekiştirir; yardım kabul etmez, kopçayı; onu koparmakla tehdit eder :D

O kopçayı açtığında ise zafer kazanmıştır adeta.

Anlamakta zorlanıyor insan di mi, ufacık şeyi nasıl açamadıklarını :D

Şimdi filmleri izlerken kopça açmaya çalışma kısmını da hayal etmeye çalışın, çok eğlenceli oluyor :) o devasa, yakışıklı, seksi, adeta her yerinden arzu fışkıran mükemmel şey tam bi aptala dönüyor :D


18. yy'da yaşamış erkeklere selam :) şimdiki erkekler şükretsin.
Hadi öptüm.
N.

13 Ocak 2014 Pazartesi

Çekim nasıl gerçekleşir?

Otobüste hep karşılaşıyosun. Durakta ya da, ne bileyim belki de markette.. Bakıp bakıp geçiyosun, zaten o da sana bakıyo adeta punctum; sonra studiuma dönüşüyo. Bu ilginç alışveriş, çekim belki de; ne garip di mi?

Bişey var. Ne, ne olduğunu biliyosun ne de nasıl olduğunu ama var olduğu kesin.

Hayır çocuk yakışıklı da değil di mi? Ya da kız öyle ahım şahım güzel değil; zaten bu çekimin kriterinin güzellik olduğunu sanmıyorum. Ne garip.

Ortak yanı var mıdır acaba bu çekimleri yaşayanların, bu çekimin nedeni ne?

Düşünün.
N.

30 Aralık 2013 Pazartesi

Klozetlerde su akıtan musluğun önemi.

Birkaç gündür Bulgaristandaydım;

Müthiş bir doğa, yemekler;  içkiler; insanların tavırları; mekan;  şarkılar; oyunlar; Türkiye’de hayatınız boyunca yaşayamayacağınız bir eğlence; her şey o kadar mükemmel.

Fakat insanız biliyorsunuz ve sıçmamız (bu şekilde yazdığım için üzgünüm ama gerçek bu) gerek (endişenemeyin bu arada, Angelina Jolie de sıçıyor; yalnız değiliz yani). Neyse, işin sonunu düşünmeden;  (ki de normalde düşünmeniz de gerekmez) yaptınız büyük tuvaletinizi. Klozetin arkasındaki vanaları tek tek deniyorsunuz; hangisinden su aktığını bilmediğiniz için.. fakat hiçbirini çevirdiğinizde su akmadı. Bozuk mu? Hayır.

Az önce sıçmamıştınız, işte şimdi sıçtınız; çünkü bu tuvaletlerde öyle su falan yok.  O anki çaresizliğinizi hayal edin. Umarım restoranda böyle bir şey yapmamışsınızdır, çaresizliğinize bir de panik eklenmiştir kesin.

Hayır herkes o kadar rahat davranıyor ki (tam Türkiye’deki siyaset sistemi gibi; adamlar milyon dolarlar götürdü ama kimse öyle bir şey olmuş gibi davranmıyor) ; sanki tuvaletlerinden ezelden beri su akıyormuş da bu sorunu yaşayan bir benmişim gibi.

Azcık para verelim şunlara da klozetlerine musluk taktırsınlar, verdiğimiz vergilerin nereye gittiği belli değil zaten (aslında çok belli de neyse); bari sağlıklı bir şey yapmış oluruz.

Musluklarımıza şükredelim.
Sınırı geçince herkesin tuvalete koştuğunu gördüm ama çaktırmadım.
Sevgiyle kalın.

N.


26 Aralık 2013 Perşembe

Belirsiz

Hayat çok ilginç. Önünüze neler çıkaracağı hiç belli olmuyor. Ama böyle çok güzel.

Sevgiler
N.

24 Aralık 2013 Salı

Cesarete gel!

Ne biçim bi hafta?

Huuu! Dedikodular gırla.

Bak sen bana namus ayakları yapanlara? Hadi ben biliyordum zaten biriyle birlikteyken gidip başkalarıyla da yattığını; ama bilmediğini sandığım insanlar da biliyormuş :D

Demek bana, biz kimin ne olduğunu biliyoruz dediklerinde bunun sağlam bir dayanağı varmış.

Ya bi de sen gidip benim en yakın hissettiğim insanla bunu nasıl yaptın? Haberim olmayacağını mı sandım tatlım? Ooo coorli! Çok safmışsın.

Bak şimdi ne dicem. Belki uzun zaman alcak ama -mutlaka olacak- görüştüğümüzde artık yüzümde can sıkıcı, rahatsız olmuş bir ifade göremeyeceksin. Dönüştü o, alaycı; küçümseyen ve senin ne yaptığını bilen bir gülümsemeye.

Hadi öptüm.
N.

23 Aralık 2013 Pazartesi

Hobbit : Smaug'un Çorak Toprakları


İnsanı canlı canlı öldürcek bunlar. Arkadaşım bir filmde bu kadar insan üstü yaratık mı olur? İnsanız biz insan, dayanma gücümüz de bi yere kadar.


Hayır Legolas (bkz. Orlando Bloom) var zaten, ne gerek var Bard (bkz. Luke Evans)'a? Tauriel'inki de çok fena; Kili (bkz. Aidan Turner-Allah ne biçim yaratmış di mi?)

Ay baktı; Allahım kıza ne dedi yaaa(bebeğiim, yerimm); Anaa nasıl dokundu eline..;  Ok atışına bak şunun yaa; Oha ne biçim kayıkçı o?; offf ; derken filmden bişey anlamıyosun zaten.

Burdan yapımcılara sesleniyorum; Yardırın be gülüm!


Not: Biscolata'cılardan bir yılbaşı sürprizi daha bekliyoruz ona göre.
N.




Luke Evans
Aidan Turner





21 Aralık 2013 Cumartesi

Sanatçı?

Fotoğrafın sanat camiasında girmesi konusundan bildiğimiz ve eserleriyle göz kamaştıran sanatçılar var. Oscar Gustave Rejlander, Julia Margaret Cameron, Henry Peach Robinson. Diğer dallardaki birçok sanatçı yaptıklarının sanat olmadığını, bunun fotoğraf makinesinin bir becerisi olduğunu iddia ettiler. 


Oscar Gustave Rejlander - Two ways of life

Henry Peach Robinson - Fading Away

Julia Margaret Cameron - Esin Perisinin Fısıldayışı


Bu fotoğrafların, birleştirme tekniği; düşünce aşaması, yapım aşaması nasıl ki bize dönemin özelliklerini, dönemin ruhunu, dönemin akışını en sadece şekliyle anlatıyorsa ilerleyen dönemlerimize de Ali Alışır'ın eserleri aynı etkiyi sunacak.
Ali Alışır - virtual wars

Ali Alışır - virtual bodies

Ali Alışır - Virtual Places
Fotoğraf üzeriden konuşursam, sanatçı ayrımını yapmakta güçlük çekiyorsunuz ama bu adamın eserlerini gördüğünüzde işte diyorsunuz, sanatçı bu.

N.



20 Aralık 2013 Cuma

Kendim gibi sanıyorum sizi. (Benim neden arkadaşım yok?)

Her zaman söylerdim ben, kızan arkadaşlarım olurdu. Kızmayın. Hepiniz biliyorsunuz ki bu dünya çıkar dünyası ve ben sizin gibi çıkarlarım doğrultusunda yaşamadığım için sizin gibi de düşünemiyorum.

İhtiyaç duyduğunda ya da kendi arzusu olduğunda benimle görüşen, bağlantı kuran; kendi istemediğinde ya da ihtiyacı olmadığında benimle bağlantı kurmayan insanalar kızıyor üstelik bana. Yapmayın!

Bulunduğunuz durum ya da mekandan biraz uzaklaşın, daha önce düşünüp söylediğiniz ve şuan yapıyor olduğunuz şeyleri bi kıyaslayın. Fena tezatlar di mi? Siz kendi kişiliğinizi oturtamamışsınız daha, siz kendinizle çelişiyorsunuz kuzum.

Beni tanıyorsunuz, bu davranışlarınızın beni ne kadar üzebileceğini benden daha iyi biliyorsunuz; merak etmeyin, özellikle yaptığınızı biliyorum. Canımı acıtmak için, benden üstün(?) olduğunuzu kanıtlamak için. Farkında mısınız yalnız, yürüdüğünüz yolun zeminini ben olmasam atamayacaktınız?

Şimdi ne mi olacak? Eskisi gibi. Ben olmayacağım.

N.



Cemaat & Akp / Action

Naptılar, nasıl oldu bilmiyorum ama iki taraf birbirine öyle bir girdi ki..

Lan ülke bizim, ülke halkın ve tüm halk ağzını açmış bu taht kavgasını seyrediyor. Bu türk milletinin aklı başına gelmicek.

Benim gözüm doldu.

N.

16 Aralık 2013 Pazartesi

Bakar mısınız?

Sistemi bir eleştiriyor. Fena.

Bölümlere ayrılmış bir oyun ve ülkenin içinde bulunduğu durumu oldukça trajikomik bir şekilde anlatıyorlar. İzlemenizi tavsiye ederim.

Sinan Bengier, Umut Oğuz, Hilmi Erdem baş rollerde.

N.

12 Aralık 2013 Perşembe

Rüyaya gel!

Ya bi gemiden iniyorum ya bi uçaktan. Yanımda bi kızla, kızı çok iyi tanıdığıma eminim.

Tolga! Tam karşımda hem de. Başımı sağa çeviriyorum; selam vermek istemiyorum, benimle konuşmaz diye düşünüyorum çünkü, hem gördüğümü belli edip yanımdaki kızın dikkatini ona çevirmek istemiyorum. Kız görürse tüm yüzsüzlüğüyle ona gidecek, biliyorum. Yürüyorum sağa doğru.

Kolumu bir el kavrıyor ve yavaşça yüzümü kendine doğru ceviriyor. Tolga! Sarılıyorum, sımsıkı (o sarılmaz zannediyorum, o da sarılıyor). Elimi tutuyor, hızlıca yürüyoruz; bir yere yetişmeye çalışıyoruz; anlayamıyorum. Bir geminin önünde duruyoruz, hareket etmek üzere; bindiriyor beni hızlıca ve gemi hareket ediyor.

Demek amacı buymuş diyorum. Gemi uzaklaşıyor, adım atma mesafesini geçti; atlamasını beklemiştim ama yapmadı. Umutsuzluk içinde onu seyrederken, gemiye doğru zıplıyor; son anda elleriyle tutabiliyor demirleri ve yanıma geliyor.

"Gidiyoruz burdan, bundan sonra benimle birlikte yaşamanı istiyorum. Ne olursa olsun asla yanımdan ayrılma, seni bir daha kaybetmek istemiyorum.." diyor. Sıkıca sarılıyorum.

Ve uyanıyorum.

10 Aralık 2013 Salı

Arkadaşımın aşkı bana aşık olursa!

Bi arkadaşımın sevgilisi aradı. Açtım;

"Konuşma şimdi, ben sana deliler gibi aşık oldum. Yanınızdan ayrıldığımızdan beri sürekli seni düşünüyorum. Ben hayatımda senin kadar güzel bi kadın görmedim, bakışın, mimiklerin, sohbetin; resmen sana tapıyorum. Ne istersen söyle yapacağım. Yeni bi hayat kurarız, hiç kimseden; hiçbi şeyden korkum yok. Seni çok mutlu edeceğim, nolur bana bi şans ver. Benim hayatımda biri olabilir, senin de olabilir; böyle diye kendi istediğimiz hayatı yaşamaktan korkalım mı, kaçalım mı istediğimiz hayattan?"

Şok oldum. Hayatımdaki hiçbir erkek bu kadar cesur olmadı, cesur olsalar çok daha farklı bir hayatım olurdu.

N.


Dipnot: Bu erkekler nerden çıkıyo böyle tek tek, daha önce nerdelerdi? Kapıldıysa iyidir. Düz mantık bunlar yemin ederim.

Dipnot 2: Bu yeni nesil erkekler nedir böyle ya, devrelerim yanıyo! 

28 Kasım 2013 Perşembe

Korkutucu toprak koltuklar

Gözlerimi açıyorum,

Küçük bir odadayım, birine şiddet uyguluyorlar; kurtarmak için mi ordayım bilemiyorum ama ben gelince her şey değişiyor.  Tesadüf o ya, bi banka soygunundan kaçan kişilerin yüzlerini görüyorum. Beni bi araca doldurup denize doğru götürüyorlar fakat bir süre sonra neden bilmiyorum indirip biz sizi karşıda bekliyoruz diyorlar.

Biz de Vildan ve ailesinin yardımıyla (İzmir'in tüm kıyıları yıgın yıgın toprak şehir yok nerdeyse ve ben bu toprak yığınlarını daha önce de gördüm) yığın haline getirilmiş kıyıdaki topraklardan geçiyoruz, Göztepe tarafına ulaştığımızda adamları görüyorum ve bir trenin arkasına saklanıyorum; görmezler beni;deyip geri dönüyorum..

Tanrım bu da nedir?

Tüm köye topraklardan ve yaslanma kısımları uzun sandalyeler yapmışlar ve tüm halkı oturtmuşlar onlara, halk da genç insanlardan oluşuyor, en yaşlısı 25 yaşında, ilginç bir köy :)

Fark edilmeyeceğimi sandığım bir yere oturdum fakat hemen buldular beni (öldüreceklerini biliyorum ve beni serbest bırakmaları için beni bulan çocuğu ayartmaya çalıştım hatta neredeyse yattım çocukla ama işe yaramadı) Beni ve birini'i köyün güzeli ve yakışıklısı seçtiler, plan yapıyorlar yanımızda; şöyle yapıp öldürelim zaten kaza olduğunu göreceği için millet sorun olmayacak vs vs..

Başımı sola çeviriyorum, yanıma bağladıkları insan; Tolga..

Uyanıyorum, ter içindeyim; kaç gündür sırt üstü uyuyamıyordum ve şuan sırt üstü uyuduğumu fark ediyorum. Bu ameliyat iyi geldi.

16 Kasım 2013 Cumartesi

Ayyar Hamza (Konya DT)

Geçen Arap Abdo diye bi oyuna bilet aldım. Oyuncu rahatsızlanmış, yerine başka bir oyun gelmiş.

Konya Devlet Tiyatrosu "Ayyar Hamza".

Eğlenceli bir oyun, karmakarışık aşk işlerinin içinden öyle güzel sıyırıyor ki Hamza aşıkları; kendi bile şaşkın.



15 Kasım 2013 Cuma

Bu Ne Biçim Hikaye Böyle

Bu blogun isminin nerden geldiğini göstereyim mi?
Her daim içimde bulunduğum durumla nasıl bağdaştığını anlayacaksın. Sadece sözlere odaklan..



Aman Tanrım! Burda bir ölü var! Bunun katili de sen olmalısın!

Gözlerimi açıyorum,

Mis gibi bir yerdeyim, yemyesil bir çayır; gökyüzü şahane, cennet gibi.. Dev bir ağac var sol altın oran noktasında..

Birinin yanındayım ya da o benim yanımda, vildan yahut zü; hatırlayamıyorum. Bir yılan beliriyor; öldürecek bizi, öyle bir saldırıyor ki anlatamam.. nasıl oluyor bilmiyorum ama yanımdaki insan onu öldürmeyi başarıyor, gövdesinde küçücük bir yara acıyor ve yılan uzaklaşıyor bizden can çekişiyor kıvrana kıvrana; koşarak biz de ondan uzaklaşmaya çalışıyoruz ve koşup bulunduğumuz çayıra kuş bakışı bakabilmeye başladığımızda kanımız donuyor..

Çayırda devasa büyüklükte bir yılan var ve tüm çayırı kaplamış.
Ondan nasıl kurtulduk?
O devasa ve korkunç yılan nasıl minicik bir çizikle öldü aklım almıyor..
Nefes nefeseyim, ne; ne hissettiğimi biliyorum ne de ne hissetmem gerektiğini, hayatımda böyle bir şaşkınlık yaşamadım..

Öyle bir sıçrayarak uyanıyorum ki, kendimi karşıdan görsem eminim korkardım.
Telefonuma bakıyorum hemen, yılanın ne demek olduğunu merak ediyorum.. Saçma sapan şeyler yazıyor..

Ve Tolga'yı fark ediyorum.
Hayır!

Kalbimden nefret ediyorum!
Ölmeliyim, knock.

1 Ekim 2013 Salı

Andımız'ı da kaldırdılar..

İçip içip, sarhoş olup, hıçkıra hıçkıra ağlamak istediğiniz oluyor mu? Şuan tam da bunu yapmak istiyorum.

Ama orospu çocuğu hükumet içki satışını yasakladı 9 eylülde (bize inat sanki), hepimiz sustuk. Bugün Andımızı kaldırdı, hepimiz yine susuyoruz.

27 Eylül 2013 Cuma

Eski arkadaşların kilosuyla olan sorunum

En son liseden, üniversiteden hatırladığım arkadaşlar var ve hepsi fit, fit demeyelim de şişman değil diyelim.

Neyse ben de, bikaç ay önce sigarayı bırakana kadar 50 buçuk - 51, maksimum 52 kiloydum şimdi 54 buçuk falan (tabi vercem ben onları) ama böyle çok seksi olmuşum, belki şişman kalayım bi halta benzemeyeyim diye insanlar gaza getirmeye çalışıyolardır beni, bilmiyom.

Ne üzülüyodum hep ya, bunların hepsi fit şimdi bi de benim halime bak falan diye, üç kilo falan var halbuki ama üzülüyodum. Geçenlerde farkettim ki endişelencek birşey yok, onlar da genişliyor :D en kilo almıcak kız, damacana boy olmuşsa gerisi halt yemiş.


N.

Lanet Criminal Case

Criminal case oynadım uyumadan önce.

Allah belasını versin o oyunun. Uyumamla birlikte her yer kan gölü, öyle bir uyanışım vardı ki resmen kendimi uzaktan gördüm.

Gözlerimi açamadım bile korkudan, tamam dedim; geçecek bebeğim, açma gözünü, hadi dön bi tarafa, alışacaksın bu evde yalnız kalıp karabasan görmemeye, ya da göreceksin; bilemiyorum.

Hadi uyu, hadi uyu diye diye uyuttum kendi kendimi.



Dünyadaki her şey ne kadar ekşın görünüyo ama ne kadar sıradan lan. Az sonra uyucam bana müthiş ekşın mesela. Ya bi de biz ne kadar küçüğüz lan dünyaya bakış.

N.

Müdahale toplantısı (alınganlık mı yapıyorsunuz, kardeşime gelin)

Geçen kardeşime, şu amerikan dizilerindeki müdahale toplantılarından yapsak ya dedim. Hık mık dedi.

Dün akşam öylesine oturuyoruz abim, ben, bu.
Nasıl oldu bilmiyorum ama bir kustu içindekileri yeminle, müdahale toplantıları halt yemiş.

Ama kız haklı beyler, şu alınganlık huyumdan vazgeçsem çok iyi olcak. Daha doğrusu ben böyle insan gibi vazgeçemicem, üstüne üstüne gidip iyice gerilmem lazım. Bende de bi huy var, keçi gibi inat. Alınma işte ne alınıyon herşeye. Allah allah ya.

Hayatımdaki en değerli varlık kardeşim lan. Çok eğleniyom ben onunla, ama köpek; çok acımasız eleştiriyo.

Öptüm.
N.

25 Eylül 2013 Çarşamba

Kahreden rüyalarımdan biri

Urladaydım haftasonu.

Gözlerimi açtığımda, hangi ildeyiz bilmiyorum ama Varna'daki apartmanımızda yaşadığımızı, ordaki gibi dil, din, ırk herkesin karmakarışık olduğunu görüyorum. Kardeşim ve Zü yanımda.

Pkk saldırıyor apartmanımıza, saklanacak yer arıyoruz saatlerce sürüyor saldırı. Bir ara durgunlaşıyor her yer, yaşlı bir kürt teyze koridora atıyor kendini dövüne dövüne ağlıyor, ne yapacağımızı şaşırıyoruz, erzak arıyoruz, kıyafet arıyoruz; apartmandan çıkamadan öleceğiz, biliyoruz. 50 yaşlarında bir kürt abi geliyor, sarılıyor; korkmayın diyor, geçecek. Bu hayvanların ne istediklerini biz de bilmiyoruz diyor.

Kahroluyorum.
N.

Hı, London! Again, you..

Loving every minute, cause you make me feel so alive! Alive..

London, ate my life.

Be not satiated beaa!

So my English, but you get a little hanzoca.

Baby,
I kissed you.

Your mom,
N.

17 Eylül 2013 Salı

Miley Cyrus - Wrecking ball

Ne gerizekalı bi insan lan bu!
Rihanna 1, bu 2

Allahım azcık akıl vereydin şunlara. 




miley cyrus




Üşenmeyip bunları da derledim.






Klipleri de topladım sizin için;


Bizim çaki var onun salyaları bile seninkilerden daha az tiksindirici, en azından o hayvan ve salyalarını insanlara göstermenin iğrenç bişey olduğunu farkında değil.

İzlicekseniz aşağıdaki klipleri izleyin valla daha güzeller :D




11 Eylül 2013 Çarşamba

Hurts - Stay




Biri şu cümleyi yazmış:

"Psikolojik araştırmalara göre; birini sürekli düşünüyorsanız ve bunu engelleyemiyorsanız, sebebi; düşündüğünüz kişinin de sizi düşünmesiymiş."

Doğru mudur?
Belki bigün tartışırız bu konuyu.

Öptüm.
N.

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Alen Ademovic İnsan mı?

Kesinlikle değil. Cennetten düşürmüşler onu.

Bu nasıl bir ritim duygusu, bu nasıl bir ses, nasıl jestler bunlar Alen. Bak Goran'da şahanedir ama sen söylerken öyle bir yaşıyorsun ki..



Ömrümün sonuna kadar sen söyle ben dinliyim, öyle dinleye dinleye de ölebilirim seni.

Öptüm.
N.

30 Ağustos 2013 Cuma

Bok At İzi Kalsın

Eskiden insanların umrunda değildim, fark etmiyolardı beni.

Son bikaç gündür insanların hakkımda garip garip asılsız asılsız konuştuklarını öğreniyorum. Ne güzel bişey lan. O insanların yüzüne diyemicem bari burda onlara diyomuş gibi konuşiim de içim rahatlasın.

-1
Arkadaşım! farkında mısın bilmiyorum ama bana bok atarken önce kendi elin boklanıyo.

-2
Biraz yaklaşıp at şu boku tam gelmiyo bana.

Öptüm.
N.



Dipnot; İnsanlar hakkınızda konuşmaya başladıysa doğru yoldasınız. Devam edin.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Tolga'ya!

T!

Aklıma geliyorsun bazen.
Çok özledim biliyor musun..
Affet! Üzmek istemedim asla seni.

Seni çok özlüyorum. Rüyalarıma da gelmiyorsun uzun zamandır.

Seni görsem n'aparım? Çok sıkı sarılmak isterim sana, sarılırken ağlamak isterim hıçkıra hıçkıra sonra daha sıkı sarılmak. İzin verir misin? Farz et karşılaştık. Nasıl davranırsın bana? Benim davranışlarım senin tavırlarına göre mi şekillenir acaba?

Seni gördüğüm ilk an sağlam bir yumruk yerleştireceğim suratının ortasına, bana söylemediklerin için.

Senden nefret ediyorum.

Siktir git beynimden Tolga!

N.

Alen Ademovic - Maki Maki (Goran Bregovic)

Meleğim! Goran Bregovic'e hastayım biliyosun. Bu nasıl bir karizmadır. Bi de onun yanında bi çocuk var, sarışın; uzun saçlı, onu da biliyosun. Alen Ademovic.

O nasıl bir ses tonu, o nasıl bir mimik, o nasıl bir jesttir.

Alen! Seni cennetten yanlışlıkla düşürmüşler dünyaya bebeğim.



Sen söyle ben ölene kadar dinlerim. Saçların toplu olsun lütfen.
Öptüm.
N.

25 Ağustos 2013 Pazar

Domates Suyuna İsyan!

Aklınız başınıza gelmedi domates suyunda boğulacasılar.

N.

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Domates suyu nasıl yapılır? (Çok Şahane - Yeni Tarif)


(HEMEN KAPATMA, NOLUR OKU!

Kandırdığım için üzgünüm ama;

DOMATES SUYU NASIL YAPILIR'DAN İBARET DEĞİLİM!

Farkında mısınız bilmiyorum ama artık google a domates suyu nasıl yapılır yazınca direk ben çıkıyorum.
Çok üzülüyorum valla.

Ben bu muyum? Domates suyu muyum ben ya?
Bi domates suyuna bakıp çıkıyonuz, çok kırılıyom yeminle.

Bakın valla çok eğlenceliyim ben, yazarak komiklik şaka bu kadar oluyo ben napabilirim.

İşşalla yeni tarifi de eklemiş deyip okursunuz.
Allahım işalla yarappi, işalla isyanım boşa gitmez.


Öptüm hadi
N.

Dipnot: İnşallah'ın nasıl yazıldığını biliyorum gördüğünüz gibi.
Dipnot 2: Gerçek domates suyu tarifi için tıklayın.

http://hayattan-muaf.blogspot.com/2012/08/domates-suyu-nasl-yaplr.html








10 Ağustos 2013 Cumartesi

Müdürün Göt olma hikayesi

Rivayete göre bigün vücutta bir isyan çıkıyor. İsyanı bastırmak için de organlar kedi aralarından bir müdür seçmeye karar veriyorlar.

Beyin; Herşeyi ben kontrol ediyorum, benim müdür olmam en doğrusu,
Kalp; Ben kan pompalıyorum, kan olmadan kim ne yapabilir?
Göz, kulak, burun.. Hepsi kendilerine göre birer neden sunup müdür olmak istemişler en sonunda sıra Göte gelmiş; kısa bir bildiriden sonra müdürlüğe en layık organın kendisi olduğunu savunan göte herkes gülmüş.

Göt de sinirlenip çalışmamaya karar vermiş. Bir süre sonra vücudu (deyim yerindeyse) bok götürmeye başlamış :D

Beyin sıçmaktan başka bişey düşünemez olmuş, kalp bulsa bok pompalayacak! Organlar hatalarının farkına varmışlar ve götü müdür yapmışlar.

O gün bu gündür bütün götler müdür olurmuş.

                                   

Bu hikeye E'ye ithafen anlatılmıştır.
Canım biraz gecikti ama böyle göte.. Gördüğüm en büyük göte haksızlık etmek istemedim hem.

Öperim.
N.


4 Ağustos 2013 Pazar

Senin müdürün kim?

Mayıs 13'te sigarayı bıraktım bildiğin gibi. O zamandan beri fark etmediğim çok önemli bir konum varmış, tuvalet sorunu.

Müthiş bir karın ağrısıyla kendime gelene kadar fark edemedim, daha önce bu sorunu yaşamasam belki yine fark etmezdim. Hani halk dilinde yemiş yemiş sıçmamış (çok afedersin) diye bir insan tipi var ya; o benim işte.
İnsanın böyle bir sorunu olunca doğal olarak ortamda başka bir alay konusu olmuyor tabi ve tüm espriler bok üzerine dönüyor, herkes senden rant elde etme peşinde.

Bugün çok boktandı.
-Ayşe şöyle şöyle demiş, +Hadi yaa sıç artık
Bok gibi olmuş
Sıçsam senden güzel olur.
Bok bok işler yapma

Gibi daha binlercesi..
Dışkılarıma gereken önemi gösterdiğimi düşünüyordum, yanılıyormuşum. Beyin meyin fasafiso, nazik deyimle popo çalışmazsa duruyor vücut :D Bundan sonra en değerli bölgem kendileridir.

Tüm popoların önünde saygıyla eğiliyorum.
N.

3 Ağustos 2013 Cumartesi

30 Temmuz

17 yaş çok güzeldir; tadını çıkar, olabileceği kadar fazla gez, öpüş vs vs demiş kardeşime Tolga. Kendi 18 yaşına girdiği ilk günlerde. Bir yaşın bu kadar ani dışarıdan gözlenebilmesi ne hoş. Her doğum günümüzde hatırlarız Tolga'nın o sözlerini, hafif de tebessümle tabi :D

Hayatımdaki en güzel şeylerden biri ne biliyor musunuz? Kardeşim.

Sevişme ihtiyacım falan olmayacağını bilsem hayatımın sonuna kadar onunla yaşayabilirim ama maalesef :D

25 yaş çok güzeldir, tadını çıkarın, sevişin; öpüşün; gezin; keşfedin; yeni insanlarla tanışın ama hepsinden önce eğer bir kardeşiniz yoksa annenizden size bir kardeş yapmasını isteyin. Başka da bir şey söylemiyorum.

Seni çok seviyorum kardeşim.
İyi ki doğdun.
İyi ki seni istemişim :D
N.



Ağlıcam. Ne kadar tatlısın di mi kardeşim?