9 Ekim 2014 Perşembe

"Seni sevenle evlen" ?

"Bu hayatta mutlu olmak istiyorsan sevdiğin kişiyle değil de seni seven kişiyle evlenmelisin" Ne klişe ama. Senelerce annemle bu cümle üzerine tartıştık, şimdi bunu bi yaşıtımdan duymak düşündürdü beni.

  • Siz de böyle düşünüyorsanız bunu evlenmek istediğiniz insana söylemeyin, beni sevmiyor ve sevmeyecek algısı oluşturur. Kim kaldı aklında, kim ona böyle düşündürtüyor, ben bişey yapmadım ona, yoksa hala unutamadı mı?
  • Kuzum deli misiniz siz? hayatınız boyunca sevdiğinizi söylemeden mi yaşayacaksınız? ve sevildiğinizi duymadan.. yaşamayın daha mantıklı değil mi?
  • Hayır bi de sizin karşı tarafı sevmeme durumunuz da ihtimaller dahilinde, beni seviyo diye sizin sevmediğiniz biriyle mi evlenceksiniz?


  Bunu aklı başına gelmemek olarak da nitelendirebilirsiniz ama bu cümle hala bana çok itici ve samimiyetten uzak, arkadaş zor ya da imkansıza yakın da olsa günün birinde kafa dengim bir insan olacaktır mutlu, hüzünlü, tartışmalı, anlaşmalı, sevmeli, sevişmeli yaşayacağım; olursa ekime olmazsa sikime kadar.
Hadi öptüm.
N.


9 Eylül 2014 Salı

Boşanma evresi

Hayatımıza bir şekilde giren her şeyin bir nedeni var.

Çok zor bir dönemden geçiyorum, ciddi anlamda karşınızdaki insan terbiyesiz ve pis ise boşanmak en azından o boşanma evresi çok zor geçiyor. Hayatınız boyunca yapmadığınız şeyler yapmışsınız gibi lanse edilebiliyor karakterinize bile uymayan çirkin iftiralar atılabiliyor. Ama, kesinlikle bir nedene hizmet ediyor her şey. Tek başınıza öğrenmenizin (yaşasanız) asırlar süreceği şeyleri birkaç yılda öğreniyorsunuz.

2014 sonu değerlendirmemde senelerdir şiddetle savunduğum bir şeyi terk edeceğim. Size tavsiyem;

- Herkesi kendiniz gibi sanmayın.
- Kimseye koşulsuz güvenmeyin.
- Herkesi mutlaka ölçün, deneyin. Ne karşısında ne tepki veriyor, ne söylediğinizde ne yapıyor vs vs.
- Size değer vermesini sağlayın, nasıl başarılacağını henüz ben  de bilmiyorum. ( Bileniniz varsa öğretsin lütfen)


Hadi iyi geceler bebeklerim,
Seçimlerimizi düzgün yapalım.

Erkeklere ölüm :)

N.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Hıdır Aslan / Tanrı ve Kadın

"Bir toplumun uygarlaşması, o toplumun kendi geçmişini yargılamasıyla başlar. Kendi geçmişini yargılamayan bir toplumun uygarlaşması düşünülemez. Gerçi yargılama terimi geniş bir anlam taşır. Siyasal, kültürel, ekonomik, inanç ve insan hakları gibi konuları içermektedir. Bunlar içinde toplumun gelişmesinin önünde en büyük engel hiç kuşkusuz dini inançtır.

İnancını yargılamamış toplumların medeni dünyanın en gerisinde kalan toplumlar olduğunu tartışmaya gerek yoktur.

Günümüzde kadın hakkı diye bir hakkın tartışılması insanoğlunun en büyük ayıbıdır. Birilerinin hakkı tartışılıyorsa, onların hakları elinden alınmış olduğu içindir.

İnsan kendini koruyamadığı veya korktuğu doğa karşısında aciz kaldığı için çareyi tapınmada bulmuştur. Bu korkuya dayalı arayışlar Tanrıları yaratmıştır. Bu tanrıların hakim sınıflar için hiçbir anlamı TABİİ Kİ yoktur. Yoksulun yaratıp var ettiği inanç kurumları egemen sınıflar tarafından gasp edildikten sonra, halkı korkutmak ve kendi egemenliklerine boyun eğdirmek için kullanılmıştır.Böylece insanoğlu kendi yarattığı tanrıdan kendisi korkar olmuştur. Belki diyeceksiniz ki "İnsan kendi yarattığından korkar mı?" Korkar! Tıpkı atomu yapıp sonra da karşısında çaresiz kaldığı gibi.."


Semavi dinlerin tüm kitapları neden erkeklere hitap eder?
Kadın semavi dinlerin Tanrı'sına göre ikinci sınıf mıdır?
Erkek cinsi neden kadınların namusundan sorumlu olsun? Onların namusları neden bizden sorulmuyor?
Namus cinsel organ mıdır? Eğer öyleyse bize ait olan bir uzuvdan erkeklere ne?

Semavi dinlerin getirdiği süregelen erkek egemen sistem, savaşan; çatışan, üstünlük kurma çabası adına her şeyi mübah gören; eşitliksiz bir sistemdir ve kadın gücünü hiçe sayar.

Hiçbir toplum ataerkil sistemi haketmez, anaerkil olalım ve eşitlik, adalet, barış gelsin dünyaya.

Hadi, hep birlikte çalışırsak başarırız.

Ellerinize, kalbinize, düşüncelerinize sağlık Hıdır Bey. Yüreğimin en güzel yerindesiniz.

Öperim,
N.

7 Ağustos 2014 Perşembe

Kızlar! Erkekler hakkında, lütfen cevaplayın! Öptüm

Dişiler, bebeklerim!

Zor olcak biliyorum ama bundan sonra tek hedefimiz bütün erkekleri pipilerinden asmak olsun, ne kadar dayanabiliyolar bakalım.

-Hiçbirine ama hiçbirine boyun eğmek yok
-Alttan almak yok,
-Onlar için çaba sarfetmek hiç yok,
-Hoşlarına gitmiyorsanız çeker giderler; onlar için değişmek falan filan; yok öyle şeyler.
-Cazibelerinden erisek de bunu onlara söylemek yok
-İçimizden geldiği gibi rahat rahat konuşmak yok, susalım ki bişey oldu sansınlar
-Her çıkalım dediklerinde evet demek yok, daha çok istesinler

Kızlar bileniniz varsa şunlara cevap versin;

Bi erkeğin burnu nasıl sürtülür?
Bi erkek nasıl dize getirilir?
Bi erkek nasıl kendine hayran bıraktırılır?
Bi erkek nasıl sizin için herşeyi yapar?

Allah aşkına birileri cevaplasın, hayır illa erkek olsun hayatımda benim için ölsün mülsün falan diye istemiyorum, sakın yanlış anlaşılmasın; sadece bişey denicem :)

Öptüm,
N.

6 Haziran 2014 Cuma

Hayatınıza anlam veren temel zemin nedir?

En son yazmadığımdan beri resmen hayatım değişti.

Güven, benim sandığım kadar basit bir durum değilmiş. Hayatınızın temellerini kurduğunuz kelimeler belki de karşı taraf için fazla bir şey ifade etmeye biliyormuş; sevgi gibi. Sevgi verdiğiniz, sonsuz güven duyduğunuz birinden hiçbirinin karşılığını alamaya biliyormuşsunuz.

Pişman mıyım? Hayır. Yaşanması gerekiyormuş.

Akıl oldu, bundan sonra sonsuz güven ve sonsuz sevgi beklemesin hiç kimse benden. Meclis hariç :P

En kısa zamanda bitmesi dileklerimle.

Hadi şerefe.
N.

5 Haziran 2014 Perşembe

Tolstoy - İnsan Ne İle Yaşar

1) -İnsanın içinde ne vardır? Ne ile yaşar?
-İnsanın yüreğine sevgi egemendir.
2) -İnsana verilmeyen nedir?
-Kendi gereksinimlerinin bilgisi.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Macbeth - William Shakespeare

Ross
-Bunun korku mu yoksa akıllılık mı olduğunu bilemeyiz.

Lady Macduff
-Akıllılık! Karısını, evini bırakıp kaçmak mı? Tamamen korkaklık onunki, akıllılık falan değil, sevgi hiç değil, mantığa tamamen aykırı, ne de olsa bir kaçış bu.


Jonathan Slinger - Macbeth

12 Mart 2014 Çarşamba

Berkinciğim!

Geçen hazirandı bi gece rüyamda Abdullah'ı, Ethem'i ve Mehmet'i gördüm; hayatım boyunca herhangi bir rüyada hiç kimsenin yüzünü bu kadar net gördüğümü hatırlamıyorum.
Uyandım, gözlerimi açamadan dakikalarca ağladım; gözlerimi açarsam gece öyle keskin, acı, hayal kırıklığı ve soru dolu bakışlarını ruhumun en derinine saplayarak gözlerime bakan Abdullah'ı, Ethem'i ve Mehmet'i göreceğim diye o kadar korktum ki.. Çünkü onlara ne söyleyeceğimi bilmiyordum.

Şimdi! Berkinciğim, sen de bana o bakışları yöneltirsen; sana ne söyleyeceğimi bilemediğim için nasıl korkuyorum biliyor musun uyumaya..
Kelimelerim, kalbim ve ruhum o kadar yetersiz ki..

N.

cem karaca | durduramayacaklar halkın coşkun akan selini

)

5 Mart 2014 Çarşamba

Hayal et! Daha güçlü!

Sınırsız ve özgür olabileceğin tek yer hayallerin, hadi daha iyisini yap.
En mükemmeli hayal et, sürekli. Korkma, daha ileri git.
Tek sınır beynin.
N.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Fotoiz Abant Platformu 2014 2. Gün - Bölüm 1

İkinci gün alışmış uyanıyorsunuz, yüzlere, seslere, mekanlara.

Erdal Kınacı'yla başlıyorsunuz güne. Ne lezzet ama.

Bir ara oturmuş sohbet ederken buluyorum Prof. Dr. Sabit Kalfagil ve Prof. Dr. Güler Ertan'ı (ben yazarken yoruluyorum ünvanlarını :), onlarsa almışlar; siz hesaplayın artık ) izin isteyip sessizce oturuyorum yanlarına fotoğraf hakkında eğitim üzerine şöyle bir sohbet var,

Sohbetin başını bilemiyorum tabi,

Güler Ertan: Torunum (ilkokul öğrencisi) benimle sergilere gelmek istediğini söyledi, belki kitaplarımdan etkilenmiştir bilemiyorum (biz farkına varmasak bile çocukların birçok konuda farkındalık düzeyleri yüksek ve sizin fotoğraf hakkında söyleyebileceğiniz her cümle onları etkileyebilir; demek istiyorum fakat bölemiyorum sohbetlerini) ama kimse ona fotoğrafla ilgili bir şeyler söylememişti o zamana kadar. Ben de ilgileniyorum merak ettiklerini anlatıyorum, çocukken aşılanması iyi olabilir belki Sabit, sen ne düşünüyorsun?

Sabit Kalfagil: Bu kadar küçük yaşta fotoğrafla tanışmaları ilerde bu konuyla ilgilenmemelerine neden olabilir. Resimle başlatmak daha iyi gibi geliyor bana,

Tanıyamadığım bir bey: Evet, bir kadraja oturtmayı öğreniyorlar gördüklerini.

S. Kalfagil: Çok haklısınız, çok iyi bir bakış; biz sonsuz görüyoruz fakat o resim kağıdı kadrajı öğretiyor çocuklara, neyi katacaklar içine; neyi katmayacaklar onu hesaplıyorlar. Bu çok iyi bir disiplin, kaldı ki artık gençler disipline gereken önemi vermiyorlar, her şey erteleniyor ve geleceğe birikiyor; gelecek daha çok ağırlaşıyor ve yapılması gerekenler hep geç kalıyor. Buluşmaları gereken saati bile aksatıyor artık insanlar.

Ve Sabit Kalfagil'in Sunum sırası geliyor. Güneşin gökyüzündeki hareketlerinden yararlanarak hazırladığı şablonları anlatıyor, her vakitte her istediğiniz yeri istediğiniz gibi görüntüleme şansınız yoktur efendim diyor. Müthiş bir sistem, ülkenin buna yeteri kadar önem vermediği ortada. Zaten nadirdir di mi devrinde efsane olmaları insanların? Onları kaybetmeyi bekliyoruz hep, sonra acaba bu insan ne demek istemişti deyip okuyoruz onları ve haklı olduklarını, çok değerli düşünceleri olduğunu görüyoruz. (A bakın aklıma ne geldi, kıskançlık olabilir mi bunun nedeni? O insana değerli olduğu hissini yaşatmak istemem belki? Bilemedim.) Bu adam muhteşem.

Daha önce de dinleme şansına erişmiştim kendilerini, kesinlikle çok katı ve disiplinli bir insan olduğunu düşünmüş, hafif de korkmuştum. Belki kişilik, ama nasıl haklı biliyor musunuz böyle davranmakta. Şimdi onu daha iyi anlıyor ve daha çok seviyorum.

Sayın Öğ. Gör. Atanur Sevim'in Samsun Güncesi adlı sunumuve  Prof  Dr. Güler Ertan'ın Venedik Maskeleri, Dans ve Renk sunumlarını seyrettik.

Gültekin Çizgen çıktı sahneye ve fotoğraf tekniklerini anlattı, yeni başlayanlar için oldukça öğretici; zaten bilenler içinse pekiştirici nitelikte. Sürekli fotoğraf çekmenin önemini fazlasıyla vurguladı, her gün; her gün.. Kendisinin tek bir günü bile atlamadığını belirtti.

Bikaç kitabını almıştım Gültekin Hocanın, imzalamasını rica etmek için yanına uğradım bir ara, okumanın çok mühim olduğunu ama insanımız tarafından çok az yapıldığını belirtti. Merak etmeyiniz efendim, yükselecek o okuma oranı; yeter ki umutlu olalım.


Fotoiz Abant Platformu 2014 1. Gün

Fena soğuk olacak, kazaklar, tank gibi botlar, ağır ağır çantalar ve kahkahalarla geçen 10 saat yoldan sonra işte Aban'tayız.

Hayır. Sandığım gibi soğuk değildi hiçbir yer hiçbir insan. Prof.  Dr. Ata Yakup Kaptan'ın İnşaat İşçileri adlı sunumuyla başlayan gün Öğr.Gör. Güngör Çınar'ın Delta Düşseli; Bahman Zohori'nin Nepal Günlükleriyle devam etti.

Türk Fotoğrafında eğitim üzerine yapılan panelde, panelistler, Doç. Dr. Osman Ürper, Yard Doç. Dr Abdullah Sezgin, Fazlı Öztürk, Dr. Ömer Gemici ülkemizde fotoğraf adına eğitim veren kurumların eksikleri, bu konularda yapılması gerekenler üzerine tartışıldı.

Nacizane fikrim, toplumuzda artık ulaşılması çok kolay hale gelmiş olan fotoğraf makinelerine sahip insanların büyük çoğunluğunun fotoğrafı teknikten ibaret sanmaları beni oldukça rahatsız ediyor. Bu işin ruhu var! Senin nasıl ruhun varsa, benim nasıl ruhum varsa fotoğrafın da ruhu var kardeşim. Sen fotoğrafın ruhuna ne ölçüde değer verirsen o ruh da sana o ölçüde değer verir. Duyularını harekete geçirir, bakarken görmeni sağlar, ruhunu aydınlatır, iletişimini kuvvetlendirir, vücudunu; aklını ve kalbini diri tutar. Dikkatli oku, teknik sağlamıyor bunları. Gerçi ne ustaları okumuyorsun bunu mu okuyacaksın ya neyse.


İşlerini sürekli gördüğüm, hayranlıkla seyrettiğim ve anlamak için çabaladığım Erdal Kınacı, işlerinin öyküsünü hatta kendi öyküsünü anlatıyor; sadece dinleyelim diye mi dersiniz?

İsmiyle büyüdüğünüz insanları dinlemek, onların işlerini seyretmek olağanüstü sevinç sağlıyor size. Ve çok sevgili İzzet Keribar, nasıl sevimli nasıl paylaşımcı nasıl ruhu güzel bir insan.. işte diyorsunuz örnek; samimi sözleri sizi sarmıyor; sizi kamçılamıyorsa her şeyinizle bu işin peşinden koşmak, için bence çıkın ve bir daha da dönmeyin geri.

Sunumlarla devam ediyor gün.

Akşam şöyle bir bakıyorsunuz etrafınıza; hatta buna bile gerek kalmıyor, aldığınız nefesin kalitesiniz hissediyorsunuz ciğerlerinizde.

Ve Abant'ta ilk gün böyle bitiyor.

Yarın görüşmek üzere.
N.

6 Şubat 2014 Perşembe

Camera Lucida - Fotoğraf Üzerine Düşünceler / Roland Barthes


Roland Gerard Barthes, göstergebilme büyük katkılar yapan  Fransız aydın ve eleştirmen. Yapısalcılık, göstergebilim ve psikanalizin etkilerini birleştiren, kendine özgü bir edebiyat eleştirisi geliştirmiştir. Postmodern düşüncenin de kurucu öncülerinden biri sayılır.


Tabi ki yaptığı işin ruhunu bilir insan, ama artık her şey o kadar hızlı ki belki oturup yaptıklarımızın derinliklerine inme fırsatı bulamayabiliyoruz. Bay Barthes bunu yapmış bizim için.

"..belki de Fotoğraf, onu bir dil olma şerefine erdirecek bir gösterge kadar ham, kesin ve soylu olmak için çırpınıyordur." Fotoğraf bir dil değil mi? "Life'in editörleri 1937'de ABD'ye gelen Kertesz'in fotoğraflarını geri çevirmişler, neden olarak da bunların -çok fazla konuştuğunu- söylemişlerdir; bu fotoğraflar bizim düşünmemizi sağladılar, bir anlam -birebir olandan farklı bir anlam- önerdiler. Sonuç olarak Fotoğraf korkuttuğu, ittiği ve hatta damgaladığı zaman değil, kara kara düşündürdüğü zaman yıkıcıdır."

İnsan daha ne olduğunuzu okurken yoruluyor Bay Barthes. Fotoğraf üzerine yazmanız bizim için büyük şans.
Fotoğraf yapmıyor oluşunuz, sadece onu okumaya, anlamaya çalışmanız ve bunu bizimle paylaşmanız; kendimize ayna tutmak gibi.. Ama göremediğimiz noktaları aydınlatan bir ayna; anlatımımızı güçlendiren; ruhumuzu harekete geçiren..

Sevgiyle kalınız.
Görüşeceğiz,
Öperim.
N.



14 Ocak 2014 Salı

Sütyen kopçası ve Erkek

O filmlerde gördüğünüz deliksiz sevişme sahneleri var ya, yalan onlar; ya da kadınlarda sütyen yok.

Ateşli bir öpüşmeyle başlar, dokunuşlar, kıyafetleri çıkarmalar derken sıra sütyen kopçasına gelir.. bütün büyü bozulur çünkü erkekler sütyen kopçalarını açmakta müthiş beceriksizdir. Bi de açmak için inat ederse vay halinize :) kopçayı görebilmek için sizi önüne alır, çekiştirir; yardım kabul etmez, kopçayı; onu koparmakla tehdit eder :D

O kopçayı açtığında ise zafer kazanmıştır adeta.

Anlamakta zorlanıyor insan di mi, ufacık şeyi nasıl açamadıklarını :D

Şimdi filmleri izlerken kopça açmaya çalışma kısmını da hayal etmeye çalışın, çok eğlenceli oluyor :) o devasa, yakışıklı, seksi, adeta her yerinden arzu fışkıran mükemmel şey tam bi aptala dönüyor :D


18. yy'da yaşamış erkeklere selam :) şimdiki erkekler şükretsin.
Hadi öptüm.
N.

13 Ocak 2014 Pazartesi

Çekim nasıl gerçekleşir?

Otobüste hep karşılaşıyosun. Durakta ya da, ne bileyim belki de markette.. Bakıp bakıp geçiyosun, zaten o da sana bakıyo adeta punctum; sonra studiuma dönüşüyo. Bu ilginç alışveriş, çekim belki de; ne garip di mi?

Bişey var. Ne, ne olduğunu biliyosun ne de nasıl olduğunu ama var olduğu kesin.

Hayır çocuk yakışıklı da değil di mi? Ya da kız öyle ahım şahım güzel değil; zaten bu çekimin kriterinin güzellik olduğunu sanmıyorum. Ne garip.

Ortak yanı var mıdır acaba bu çekimleri yaşayanların, bu çekimin nedeni ne?

Düşünün.
N.

30 Aralık 2013 Pazartesi

Klozetlerde su akıtan musluğun önemi.

Birkaç gündür Bulgaristandaydım;

Müthiş bir doğa, yemekler;  içkiler; insanların tavırları; mekan;  şarkılar; oyunlar; Türkiye’de hayatınız boyunca yaşayamayacağınız bir eğlence; her şey o kadar mükemmel.

Fakat insanız biliyorsunuz ve sıçmamız (bu şekilde yazdığım için üzgünüm ama gerçek bu) gerek (endişenemeyin bu arada, Angelina Jolie de sıçıyor; yalnız değiliz yani). Neyse, işin sonunu düşünmeden;  (ki de normalde düşünmeniz de gerekmez) yaptınız büyük tuvaletinizi. Klozetin arkasındaki vanaları tek tek deniyorsunuz; hangisinden su aktığını bilmediğiniz için.. fakat hiçbirini çevirdiğinizde su akmadı. Bozuk mu? Hayır.

Az önce sıçmamıştınız, işte şimdi sıçtınız; çünkü bu tuvaletlerde öyle su falan yok.  O anki çaresizliğinizi hayal edin. Umarım restoranda böyle bir şey yapmamışsınızdır, çaresizliğinize bir de panik eklenmiştir kesin.

Hayır herkes o kadar rahat davranıyor ki (tam Türkiye’deki siyaset sistemi gibi; adamlar milyon dolarlar götürdü ama kimse öyle bir şey olmuş gibi davranmıyor) ; sanki tuvaletlerinden ezelden beri su akıyormuş da bu sorunu yaşayan bir benmişim gibi.

Azcık para verelim şunlara da klozetlerine musluk taktırsınlar, verdiğimiz vergilerin nereye gittiği belli değil zaten (aslında çok belli de neyse); bari sağlıklı bir şey yapmış oluruz.

Musluklarımıza şükredelim.
Sınırı geçince herkesin tuvalete koştuğunu gördüm ama çaktırmadım.
Sevgiyle kalın.

N.


26 Aralık 2013 Perşembe

Belirsiz

Hayat çok ilginç. Önünüze neler çıkaracağı hiç belli olmuyor. Ama böyle çok güzel.

Sevgiler
N.

24 Aralık 2013 Salı

Cesarete gel!

Ne biçim bi hafta?

Huuu! Dedikodular gırla.

Bak sen bana namus ayakları yapanlara? Hadi ben biliyordum zaten biriyle birlikteyken gidip başkalarıyla da yattığını; ama bilmediğini sandığım insanlar da biliyormuş :D

Demek bana, biz kimin ne olduğunu biliyoruz dediklerinde bunun sağlam bir dayanağı varmış.

Ya bi de sen gidip benim en yakın hissettiğim insanla bunu nasıl yaptın? Haberim olmayacağını mı sandım tatlım? Ooo coorli! Çok safmışsın.

Bak şimdi ne dicem. Belki uzun zaman alcak ama -mutlaka olacak- görüştüğümüzde artık yüzümde can sıkıcı, rahatsız olmuş bir ifade göremeyeceksin. Dönüştü o, alaycı; küçümseyen ve senin ne yaptığını bilen bir gülümsemeye.

Hadi öptüm.
N.

23 Aralık 2013 Pazartesi

Hobbit : Smaug'un Çorak Toprakları


İnsanı canlı canlı öldürcek bunlar. Arkadaşım bir filmde bu kadar insan üstü yaratık mı olur? İnsanız biz insan, dayanma gücümüz de bi yere kadar.


Hayır Legolas (bkz. Orlando Bloom) var zaten, ne gerek var Bard (bkz. Luke Evans)'a? Tauriel'inki de çok fena; Kili (bkz. Aidan Turner-Allah ne biçim yaratmış di mi?)

Ay baktı; Allahım kıza ne dedi yaaa(bebeğiim, yerimm); Anaa nasıl dokundu eline..;  Ok atışına bak şunun yaa; Oha ne biçim kayıkçı o?; offf ; derken filmden bişey anlamıyosun zaten.

Burdan yapımcılara sesleniyorum; Yardırın be gülüm!


Not: Biscolata'cılardan bir yılbaşı sürprizi daha bekliyoruz ona göre.
N.




Luke Evans
Aidan Turner





21 Aralık 2013 Cumartesi

Sanatçı?

Fotoğrafın sanat camiasında girmesi konusundan bildiğimiz ve eserleriyle göz kamaştıran sanatçılar var. Oscar Gustave Rejlander, Julia Margaret Cameron, Henry Peach Robinson. Diğer dallardaki birçok sanatçı yaptıklarının sanat olmadığını, bunun fotoğraf makinesinin bir becerisi olduğunu iddia ettiler. 


Oscar Gustave Rejlander - Two ways of life

Henry Peach Robinson - Fading Away

Julia Margaret Cameron - Esin Perisinin Fısıldayışı


Bu fotoğrafların, birleştirme tekniği; düşünce aşaması, yapım aşaması nasıl ki bize dönemin özelliklerini, dönemin ruhunu, dönemin akışını en sadece şekliyle anlatıyorsa ilerleyen dönemlerimize de Ali Alışır'ın eserleri aynı etkiyi sunacak.
Ali Alışır - virtual wars

Ali Alışır - virtual bodies

Ali Alışır - Virtual Places
Fotoğraf üzeriden konuşursam, sanatçı ayrımını yapmakta güçlük çekiyorsunuz ama bu adamın eserlerini gördüğünüzde işte diyorsunuz, sanatçı bu.

N.



20 Aralık 2013 Cuma

Kendim gibi sanıyorum sizi. (Benim neden arkadaşım yok?)

Her zaman söylerdim ben, kızan arkadaşlarım olurdu. Kızmayın. Hepiniz biliyorsunuz ki bu dünya çıkar dünyası ve ben sizin gibi çıkarlarım doğrultusunda yaşamadığım için sizin gibi de düşünemiyorum.

İhtiyaç duyduğunda ya da kendi arzusu olduğunda benimle görüşen, bağlantı kuran; kendi istemediğinde ya da ihtiyacı olmadığında benimle bağlantı kurmayan insanalar kızıyor üstelik bana. Yapmayın!

Bulunduğunuz durum ya da mekandan biraz uzaklaşın, daha önce düşünüp söylediğiniz ve şuan yapıyor olduğunuz şeyleri bi kıyaslayın. Fena tezatlar di mi? Siz kendi kişiliğinizi oturtamamışsınız daha, siz kendinizle çelişiyorsunuz kuzum.

Beni tanıyorsunuz, bu davranışlarınızın beni ne kadar üzebileceğini benden daha iyi biliyorsunuz; merak etmeyin, özellikle yaptığınızı biliyorum. Canımı acıtmak için, benden üstün(?) olduğunuzu kanıtlamak için. Farkında mısınız yalnız, yürüdüğünüz yolun zeminini ben olmasam atamayacaktınız?

Şimdi ne mi olacak? Eskisi gibi. Ben olmayacağım.

N.



Cemaat & Akp / Action

Naptılar, nasıl oldu bilmiyorum ama iki taraf birbirine öyle bir girdi ki..

Lan ülke bizim, ülke halkın ve tüm halk ağzını açmış bu taht kavgasını seyrediyor. Bu türk milletinin aklı başına gelmicek.

Benim gözüm doldu.

N.

16 Aralık 2013 Pazartesi

Bakar mısınız?

Sistemi bir eleştiriyor. Fena.

Bölümlere ayrılmış bir oyun ve ülkenin içinde bulunduğu durumu oldukça trajikomik bir şekilde anlatıyorlar. İzlemenizi tavsiye ederim.

Sinan Bengier, Umut Oğuz, Hilmi Erdem baş rollerde.

N.

12 Aralık 2013 Perşembe

Rüyaya gel!

Ya bi gemiden iniyorum ya bi uçaktan. Yanımda bi kızla, kızı çok iyi tanıdığıma eminim.

Tolga! Tam karşımda hem de. Başımı sağa çeviriyorum; selam vermek istemiyorum, benimle konuşmaz diye düşünüyorum çünkü, hem gördüğümü belli edip yanımdaki kızın dikkatini ona çevirmek istemiyorum. Kız görürse tüm yüzsüzlüğüyle ona gidecek, biliyorum. Yürüyorum sağa doğru.

Kolumu bir el kavrıyor ve yavaşça yüzümü kendine doğru ceviriyor. Tolga! Sarılıyorum, sımsıkı (o sarılmaz zannediyorum, o da sarılıyor). Elimi tutuyor, hızlıca yürüyoruz; bir yere yetişmeye çalışıyoruz; anlayamıyorum. Bir geminin önünde duruyoruz, hareket etmek üzere; bindiriyor beni hızlıca ve gemi hareket ediyor.

Demek amacı buymuş diyorum. Gemi uzaklaşıyor, adım atma mesafesini geçti; atlamasını beklemiştim ama yapmadı. Umutsuzluk içinde onu seyrederken, gemiye doğru zıplıyor; son anda elleriyle tutabiliyor demirleri ve yanıma geliyor.

"Gidiyoruz burdan, bundan sonra benimle birlikte yaşamanı istiyorum. Ne olursa olsun asla yanımdan ayrılma, seni bir daha kaybetmek istemiyorum.." diyor. Sıkıca sarılıyorum.

Ve uyanıyorum.

10 Aralık 2013 Salı

Arkadaşımın aşkı bana aşık olursa!

Bi arkadaşımın sevgilisi aradı. Açtım;

"Konuşma şimdi, ben sana deliler gibi aşık oldum. Yanınızdan ayrıldığımızdan beri sürekli seni düşünüyorum. Ben hayatımda senin kadar güzel bi kadın görmedim, bakışın, mimiklerin, sohbetin; resmen sana tapıyorum. Ne istersen söyle yapacağım. Yeni bi hayat kurarız, hiç kimseden; hiçbi şeyden korkum yok. Seni çok mutlu edeceğim, nolur bana bi şans ver. Benim hayatımda biri olabilir, senin de olabilir; böyle diye kendi istediğimiz hayatı yaşamaktan korkalım mı, kaçalım mı istediğimiz hayattan?"

Şok oldum. Hayatımdaki hiçbir erkek bu kadar cesur olmadı, cesur olsalar çok daha farklı bir hayatım olurdu.

N.


Dipnot: Bu erkekler nerden çıkıyo böyle tek tek, daha önce nerdelerdi? Kapıldıysa iyidir. Düz mantık bunlar yemin ederim.

Dipnot 2: Bu yeni nesil erkekler nedir böyle ya, devrelerim yanıyo! 

28 Kasım 2013 Perşembe

Korkutucu toprak koltuklar

Gözlerimi açıyorum,

Küçük bir odadayım, birine şiddet uyguluyorlar; kurtarmak için mi ordayım bilemiyorum ama ben gelince her şey değişiyor.  Tesadüf o ya, bi banka soygunundan kaçan kişilerin yüzlerini görüyorum. Beni bi araca doldurup denize doğru götürüyorlar fakat bir süre sonra neden bilmiyorum indirip biz sizi karşıda bekliyoruz diyorlar.

Biz de Vildan ve ailesinin yardımıyla (İzmir'in tüm kıyıları yıgın yıgın toprak şehir yok nerdeyse ve ben bu toprak yığınlarını daha önce de gördüm) yığın haline getirilmiş kıyıdaki topraklardan geçiyoruz, Göztepe tarafına ulaştığımızda adamları görüyorum ve bir trenin arkasına saklanıyorum; görmezler beni;deyip geri dönüyorum..

Tanrım bu da nedir?

Tüm köye topraklardan ve yaslanma kısımları uzun sandalyeler yapmışlar ve tüm halkı oturtmuşlar onlara, halk da genç insanlardan oluşuyor, en yaşlısı 25 yaşında, ilginç bir köy :)

Fark edilmeyeceğimi sandığım bir yere oturdum fakat hemen buldular beni (öldüreceklerini biliyorum ve beni serbest bırakmaları için beni bulan çocuğu ayartmaya çalıştım hatta neredeyse yattım çocukla ama işe yaramadı) Beni ve birini'i köyün güzeli ve yakışıklısı seçtiler, plan yapıyorlar yanımızda; şöyle yapıp öldürelim zaten kaza olduğunu göreceği için millet sorun olmayacak vs vs..

Başımı sola çeviriyorum, yanıma bağladıkları insan; Tolga..

Uyanıyorum, ter içindeyim; kaç gündür sırt üstü uyuyamıyordum ve şuan sırt üstü uyuduğumu fark ediyorum. Bu ameliyat iyi geldi.

16 Kasım 2013 Cumartesi

Ayyar Hamza (Konya DT)

Geçen Arap Abdo diye bi oyuna bilet aldım. Oyuncu rahatsızlanmış, yerine başka bir oyun gelmiş.

Konya Devlet Tiyatrosu "Ayyar Hamza".

Eğlenceli bir oyun, karmakarışık aşk işlerinin içinden öyle güzel sıyırıyor ki Hamza aşıkları; kendi bile şaşkın.



15 Kasım 2013 Cuma

Bu Ne Biçim Hikaye Böyle

Bu blogun isminin nerden geldiğini göstereyim mi?
Her daim içimde bulunduğum durumla nasıl bağdaştığını anlayacaksın. Sadece sözlere odaklan..



Aman Tanrım! Burda bir ölü var! Bunun katili de sen olmalısın!

Gözlerimi açıyorum,

Mis gibi bir yerdeyim, yemyesil bir çayır; gökyüzü şahane, cennet gibi.. Dev bir ağac var sol altın oran noktasında..

Birinin yanındayım ya da o benim yanımda, vildan yahut zü; hatırlayamıyorum. Bir yılan beliriyor; öldürecek bizi, öyle bir saldırıyor ki anlatamam.. nasıl oluyor bilmiyorum ama yanımdaki insan onu öldürmeyi başarıyor, gövdesinde küçücük bir yara acıyor ve yılan uzaklaşıyor bizden can çekişiyor kıvrana kıvrana; koşarak biz de ondan uzaklaşmaya çalışıyoruz ve koşup bulunduğumuz çayıra kuş bakışı bakabilmeye başladığımızda kanımız donuyor..

Çayırda devasa büyüklükte bir yılan var ve tüm çayırı kaplamış.
Ondan nasıl kurtulduk?
O devasa ve korkunç yılan nasıl minicik bir çizikle öldü aklım almıyor..
Nefes nefeseyim, ne; ne hissettiğimi biliyorum ne de ne hissetmem gerektiğini, hayatımda böyle bir şaşkınlık yaşamadım..

Öyle bir sıçrayarak uyanıyorum ki, kendimi karşıdan görsem eminim korkardım.
Telefonuma bakıyorum hemen, yılanın ne demek olduğunu merak ediyorum.. Saçma sapan şeyler yazıyor..

Ve Tolga'yı fark ediyorum.
Hayır!

Kalbimden nefret ediyorum!
Ölmeliyim, knock.

1 Ekim 2013 Salı

Andımız'ı da kaldırdılar..

İçip içip, sarhoş olup, hıçkıra hıçkıra ağlamak istediğiniz oluyor mu? Şuan tam da bunu yapmak istiyorum.

Ama orospu çocuğu hükumet içki satışını yasakladı 9 eylülde (bize inat sanki), hepimiz sustuk. Bugün Andımızı kaldırdı, hepimiz yine susuyoruz.

27 Eylül 2013 Cuma

Eski arkadaşların kilosuyla olan sorunum

En son liseden, üniversiteden hatırladığım arkadaşlar var ve hepsi fit, fit demeyelim de şişman değil diyelim.

Neyse ben de, bikaç ay önce sigarayı bırakana kadar 50 buçuk - 51, maksimum 52 kiloydum şimdi 54 buçuk falan (tabi vercem ben onları) ama böyle çok seksi olmuşum, belki şişman kalayım bi halta benzemeyeyim diye insanlar gaza getirmeye çalışıyolardır beni, bilmiyom.

Ne üzülüyodum hep ya, bunların hepsi fit şimdi bi de benim halime bak falan diye, üç kilo falan var halbuki ama üzülüyodum. Geçenlerde farkettim ki endişelencek birşey yok, onlar da genişliyor :D en kilo almıcak kız, damacana boy olmuşsa gerisi halt yemiş.


N.

Lanet Criminal Case

Criminal case oynadım uyumadan önce.

Allah belasını versin o oyunun. Uyumamla birlikte her yer kan gölü, öyle bir uyanışım vardı ki resmen kendimi uzaktan gördüm.

Gözlerimi açamadım bile korkudan, tamam dedim; geçecek bebeğim, açma gözünü, hadi dön bi tarafa, alışacaksın bu evde yalnız kalıp karabasan görmemeye, ya da göreceksin; bilemiyorum.

Hadi uyu, hadi uyu diye diye uyuttum kendi kendimi.



Dünyadaki her şey ne kadar ekşın görünüyo ama ne kadar sıradan lan. Az sonra uyucam bana müthiş ekşın mesela. Ya bi de biz ne kadar küçüğüz lan dünyaya bakış.

N.

Müdahale toplantısı (alınganlık mı yapıyorsunuz, kardeşime gelin)

Geçen kardeşime, şu amerikan dizilerindeki müdahale toplantılarından yapsak ya dedim. Hık mık dedi.

Dün akşam öylesine oturuyoruz abim, ben, bu.
Nasıl oldu bilmiyorum ama bir kustu içindekileri yeminle, müdahale toplantıları halt yemiş.

Ama kız haklı beyler, şu alınganlık huyumdan vazgeçsem çok iyi olcak. Daha doğrusu ben böyle insan gibi vazgeçemicem, üstüne üstüne gidip iyice gerilmem lazım. Bende de bi huy var, keçi gibi inat. Alınma işte ne alınıyon herşeye. Allah allah ya.

Hayatımdaki en değerli varlık kardeşim lan. Çok eğleniyom ben onunla, ama köpek; çok acımasız eleştiriyo.

Öptüm.
N.

25 Eylül 2013 Çarşamba

Kahreden rüyalarımdan biri

Urladaydım haftasonu.

Gözlerimi açtığımda, hangi ildeyiz bilmiyorum ama Varna'daki apartmanımızda yaşadığımızı, ordaki gibi dil, din, ırk herkesin karmakarışık olduğunu görüyorum. Kardeşim ve Zü yanımda.

Pkk saldırıyor apartmanımıza, saklanacak yer arıyoruz saatlerce sürüyor saldırı. Bir ara durgunlaşıyor her yer, yaşlı bir kürt teyze koridora atıyor kendini dövüne dövüne ağlıyor, ne yapacağımızı şaşırıyoruz, erzak arıyoruz, kıyafet arıyoruz; apartmandan çıkamadan öleceğiz, biliyoruz. 50 yaşlarında bir kürt abi geliyor, sarılıyor; korkmayın diyor, geçecek. Bu hayvanların ne istediklerini biz de bilmiyoruz diyor.

Kahroluyorum.
N.

Hı, London! Again, you..

Loving every minute, cause you make me feel so alive! Alive..

London, ate my life.

Be not satiated beaa!

So my English, but you get a little hanzoca.

Baby,
I kissed you.

Your mom,
N.

17 Eylül 2013 Salı

Miley Cyrus - Wrecking ball

Ne gerizekalı bi insan lan bu!
Rihanna 1, bu 2

Allahım azcık akıl vereydin şunlara. 




miley cyrus




Üşenmeyip bunları da derledim.






Klipleri de topladım sizin için;


Bizim çaki var onun salyaları bile seninkilerden daha az tiksindirici, en azından o hayvan ve salyalarını insanlara göstermenin iğrenç bişey olduğunu farkında değil.

İzlicekseniz aşağıdaki klipleri izleyin valla daha güzeller :D




11 Eylül 2013 Çarşamba

Hurts - Stay




Biri şu cümleyi yazmış:

"Psikolojik araştırmalara göre; birini sürekli düşünüyorsanız ve bunu engelleyemiyorsanız, sebebi; düşündüğünüz kişinin de sizi düşünmesiymiş."

Doğru mudur?
Belki bigün tartışırız bu konuyu.

Öptüm.
N.

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Alen Ademovic İnsan mı?

Kesinlikle değil. Cennetten düşürmüşler onu.

Bu nasıl bir ritim duygusu, bu nasıl bir ses, nasıl jestler bunlar Alen. Bak Goran'da şahanedir ama sen söylerken öyle bir yaşıyorsun ki..



Ömrümün sonuna kadar sen söyle ben dinliyim, öyle dinleye dinleye de ölebilirim seni.

Öptüm.
N.

30 Ağustos 2013 Cuma

Bok At İzi Kalsın

Eskiden insanların umrunda değildim, fark etmiyolardı beni.

Son bikaç gündür insanların hakkımda garip garip asılsız asılsız konuştuklarını öğreniyorum. Ne güzel bişey lan. O insanların yüzüne diyemicem bari burda onlara diyomuş gibi konuşiim de içim rahatlasın.

-1
Arkadaşım! farkında mısın bilmiyorum ama bana bok atarken önce kendi elin boklanıyo.

-2
Biraz yaklaşıp at şu boku tam gelmiyo bana.

Öptüm.
N.



Dipnot; İnsanlar hakkınızda konuşmaya başladıysa doğru yoldasınız. Devam edin.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Tolga'ya!

T!

Aklıma geliyorsun bazen.
Çok özledim biliyor musun..
Affet! Üzmek istemedim asla seni.

Seni çok özlüyorum. Rüyalarıma da gelmiyorsun uzun zamandır.

Seni görsem n'aparım? Çok sıkı sarılmak isterim sana, sarılırken ağlamak isterim hıçkıra hıçkıra sonra daha sıkı sarılmak. İzin verir misin? Farz et karşılaştık. Nasıl davranırsın bana? Benim davranışlarım senin tavırlarına göre mi şekillenir acaba?

Seni gördüğüm ilk an sağlam bir yumruk yerleştireceğim suratının ortasına, bana söylemediklerin için.

Senden nefret ediyorum.

Siktir git beynimden Tolga!

N.

Alen Ademovic - Maki Maki (Goran Bregovic)

Meleğim! Goran Bregovic'e hastayım biliyosun. Bu nasıl bir karizmadır. Bi de onun yanında bi çocuk var, sarışın; uzun saçlı, onu da biliyosun. Alen Ademovic.

O nasıl bir ses tonu, o nasıl bir mimik, o nasıl bir jesttir.

Alen! Seni cennetten yanlışlıkla düşürmüşler dünyaya bebeğim.



Sen söyle ben ölene kadar dinlerim. Saçların toplu olsun lütfen.
Öptüm.
N.

25 Ağustos 2013 Pazar

Domates Suyuna İsyan!

Aklınız başınıza gelmedi domates suyunda boğulacasılar.

N.

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Domates suyu nasıl yapılır? (Çok Şahane - Yeni Tarif)


(HEMEN KAPATMA, NOLUR OKU!

Kandırdığım için üzgünüm ama;

DOMATES SUYU NASIL YAPILIR'DAN İBARET DEĞİLİM!

Farkında mısınız bilmiyorum ama artık google a domates suyu nasıl yapılır yazınca direk ben çıkıyorum.
Çok üzülüyorum valla.

Ben bu muyum? Domates suyu muyum ben ya?
Bi domates suyuna bakıp çıkıyonuz, çok kırılıyom yeminle.

Bakın valla çok eğlenceliyim ben, yazarak komiklik şaka bu kadar oluyo ben napabilirim.

İşşalla yeni tarifi de eklemiş deyip okursunuz.
Allahım işalla yarappi, işalla isyanım boşa gitmez.


Öptüm hadi
N.

Dipnot: İnşallah'ın nasıl yazıldığını biliyorum gördüğünüz gibi.
Dipnot 2: Gerçek domates suyu tarifi için tıklayın.

http://hayattan-muaf.blogspot.com/2012/08/domates-suyu-nasl-yaplr.html








10 Ağustos 2013 Cumartesi

Müdürün Göt olma hikayesi

Rivayete göre bigün vücutta bir isyan çıkıyor. İsyanı bastırmak için de organlar kedi aralarından bir müdür seçmeye karar veriyorlar.

Beyin; Herşeyi ben kontrol ediyorum, benim müdür olmam en doğrusu,
Kalp; Ben kan pompalıyorum, kan olmadan kim ne yapabilir?
Göz, kulak, burun.. Hepsi kendilerine göre birer neden sunup müdür olmak istemişler en sonunda sıra Göte gelmiş; kısa bir bildiriden sonra müdürlüğe en layık organın kendisi olduğunu savunan göte herkes gülmüş.

Göt de sinirlenip çalışmamaya karar vermiş. Bir süre sonra vücudu (deyim yerindeyse) bok götürmeye başlamış :D

Beyin sıçmaktan başka bişey düşünemez olmuş, kalp bulsa bok pompalayacak! Organlar hatalarının farkına varmışlar ve götü müdür yapmışlar.

O gün bu gündür bütün götler müdür olurmuş.

                                   

Bu hikeye E'ye ithafen anlatılmıştır.
Canım biraz gecikti ama böyle göte.. Gördüğüm en büyük göte haksızlık etmek istemedim hem.

Öperim.
N.


4 Ağustos 2013 Pazar

Senin müdürün kim?

Mayıs 13'te sigarayı bıraktım bildiğin gibi. O zamandan beri fark etmediğim çok önemli bir konum varmış, tuvalet sorunu.

Müthiş bir karın ağrısıyla kendime gelene kadar fark edemedim, daha önce bu sorunu yaşamasam belki yine fark etmezdim. Hani halk dilinde yemiş yemiş sıçmamış (çok afedersin) diye bir insan tipi var ya; o benim işte.
İnsanın böyle bir sorunu olunca doğal olarak ortamda başka bir alay konusu olmuyor tabi ve tüm espriler bok üzerine dönüyor, herkes senden rant elde etme peşinde.

Bugün çok boktandı.
-Ayşe şöyle şöyle demiş, +Hadi yaa sıç artık
Bok gibi olmuş
Sıçsam senden güzel olur.
Bok bok işler yapma

Gibi daha binlercesi..
Dışkılarıma gereken önemi gösterdiğimi düşünüyordum, yanılıyormuşum. Beyin meyin fasafiso, nazik deyimle popo çalışmazsa duruyor vücut :D Bundan sonra en değerli bölgem kendileridir.

Tüm popoların önünde saygıyla eğiliyorum.
N.

3 Ağustos 2013 Cumartesi

30 Temmuz

17 yaş çok güzeldir; tadını çıkar, olabileceği kadar fazla gez, öpüş vs vs demiş kardeşime Tolga. Kendi 18 yaşına girdiği ilk günlerde. Bir yaşın bu kadar ani dışarıdan gözlenebilmesi ne hoş. Her doğum günümüzde hatırlarız Tolga'nın o sözlerini, hafif de tebessümle tabi :D

Hayatımdaki en güzel şeylerden biri ne biliyor musunuz? Kardeşim.

Sevişme ihtiyacım falan olmayacağını bilsem hayatımın sonuna kadar onunla yaşayabilirim ama maalesef :D

25 yaş çok güzeldir, tadını çıkarın, sevişin; öpüşün; gezin; keşfedin; yeni insanlarla tanışın ama hepsinden önce eğer bir kardeşiniz yoksa annenizden size bir kardeş yapmasını isteyin. Başka da bir şey söylemiyorum.

Seni çok seviyorum kardeşim.
İyi ki doğdun.
İyi ki seni istemişim :D
N.



Ağlıcam. Ne kadar tatlısın di mi kardeşim?

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Rüyalarımda neden hep ölüm var?

Ön açıklama: Dünyalar tatlısı bir kuzenim var. Matematiği üçüncülükle bitirip yüksek teknoloji enstitüsünde yüksek lisans yapacak; yani iki yıl daha burda o nedenle giderken çok üzülmedim.

Gözlerimi kapattığımda geri gelmişti. Onu o kadar üzgün görmemiştim hiç. Sürekli sevgilisini sayıklıyordu, ayrı kaldığı için üzüldüğünü düşündüm; ta ki Ediz'in öldüğünü öğrenene kadar.

Ölüm haberlerini aldığım yerdeydim yine. Varna'nın o küf kokan, artık yalnızlaşmış bana ölüm gibi gelen o apartmanda. Ve Ediz ölmüştü. Pınar'a ne söyleyeceğimi şaşırdım. Yaşıyor gibiydi Ediz, meğer hepsi hayalmiş, Pınar'ın o müthiş hayal gücü bizi gerçekten Ediz'le olduğumuza öyle inandırmış ki..

Sürekli yanımızda dolaşan ve sürekli olumlu, sürekli mutlu Ediz'i gördükçe daha çok ağladım. Bu adamın yıllar evvel öldüğüne inanmak, o an ölmüş olabileceğime inanmaktan çok daha zordu. Ve sabah oldu.

N.

12 Temmuz 2013 Cuma

Gezi Parkı Direnişinde Hükümet ve Polis tarafından katledilen kardeşlerime Mektup!





Sevgili Ali İsmail Korkmaz! Mehmet Ayvalıtaş! Abdullah Cömert! Ethem Sarısülük!

Bir gün birinin paylaştığı bir gönderi gözüme çarptı; "Okan Bayülgen bu gece bilmemnerdeki ağaçların kesilmemesi için orda kitap okuyacak, herkesi bekleriz" gibi. Umursamadım.

Sabah uyandığımda öğrendim ki orda kitap okuyup bikaç tane ağacın kesilmemesi için uğraşan yurttaşlarıma, polis(!) sabahın 5inde biber gazıyla; tomalarla (31 mayıs 2013e kadar tomanın ne olduğunu ne işe yaradığını bilmiyordum hatta daha önce adını bile duymamıştım) saldırmış. Ben noluyor bişey yapalım diyene kadar polisin bu berbat tutumunu kınamak ve oradaki arkadaşlara yanlarına olduğumuzu hissettirmek için gençlerimiz zaten bir toplanma saati belirlemişler, yer de alsancak.

Bakınız! (tvler zaten yayınlamıyor) Polis saldırmasa, ufak bir kısım haricinde kimse bilmeyecekti Gezi Parkı Direnişi'ni.

Hepinizin katili bu devlet ve bu devletin polisleridir. Evet tüm polisleri. Eğer gerçekten halkın yanında olsalardı mutlaka bu katliamı durdururlardı. Herkes fellik fellik terörist arıyor. Aramasınlar Ali! terörstlerin, katillerin hepsi polis karakollarında görev(!)deler. Seni katlettiler Ali. Ve bu devlet senin katillerini koruyor. Abdullah s eninkileri de. Mehmet seninkileri de. Ethem! senin katilinin ismini dahi biliyoruz. Durduramıyorum gözyaşlarımı.. Hepinizin yerine keşke ben katledilseydim.

O kadar çok şey yazmak istiyorum ki! Yapamıyorum. Yazamıyorum.

Özür dilerim. Size hitap ederken bile başımı kaldırıp yüzünüze bakamıyorum.
Utanıyorum.
Affedin.
N.






8 Temmuz 2013 Pazartesi

Aklı Taksim'de bir insan.

Yemin ederim toparlayamıyorum kafamı Gezi Parkı olayları için aslında hem mutluyum(müthiş bir farkındalık yarattı) hem de çok üzgün..

Bedensel olarak başka birşey de yapıyor olsam aklım daimi olarak Taksim'de.

Bu arada işi bıraktığımdan beri (şimdilik) iyi yol kat ettim gibi görünüyor ama tabi yeterli değil.
Bi proje var. Onun üzerine düşünüyorum sürekli bi ara anlatacağım.

DirenTaksim
Seni seviyorum.
N.

3 Temmuz 2013 Çarşamba

..

Konuşmak istediğim çok şey var ama konuşamıyorum.

26 Haziran 2013 Çarşamba

Gezi Parkı / Abdullah Cömert - Ethem Sarısülük - Mehmet Ayvalıtaş

Şimdi uyandım hala kendimde değilim..

Şehit cenazesindeymiş tüm Türkiye.. Sokaklar yığınla insan. Türk bayrağına sarılı üç tane naaş halkın üstünde. 
Gözlerime inanamıyorum çünkü o şehitler kim biliyor musunuz? Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük ve Mehmet Ayvalıtaş.. ve en çok ağladığım kısım da, naaşları halk taşımıyor bizzat kendileri taşıyor. Kucaklamışlar bayraklara sarılı tabutlarını..

Gözümün içine baka baka geçtiler önümden.
İnanamadım gözlerime, inanamadım.. Hayatım boyunca rüyalarımda gördüğüm hiçbir yüz bu kadar net değildi..

Çok şey söylemek istiyorum ama, şuan ne kelimeleri toparlayabiliyorum ne de kendimi.

N.

11 Haziran 2013 Salı

Diren Türkiye!

Biliyorsun Mayıs 29'dan beri ülkemizin hemen her yerinde Gezi Parkı Direnişi gerçekleştiriyoruz. Vazgeçmemiz için ellerinden geleni yaptılar, hala yapıyorlar. İnanıyorum ki bu işin sonunda kazanan taraf biz olacağız, o bağnaz; diktatör rejim ve yandaşları olmayacak hele ki tayyip hiç olmayacak.

Çok sevdiğim bir söz vardır "Zulm et ki tez yıkılasın." Neyse..

Günleri, saatleri hesaplayamıyorum artık. Geçen gün ayın 7'sindeyiz dedi biri, saçmaladığını düşündüm. Haklıydı.

Ya gündoğdudayım, ya sosyal medya başında; nefes dahi almaya korkuyorum, en azından biri mutlaka elimin altında olsun diye. Hayatım ve birçoğumuzun hayatı bu şekilde sürüyor son 15 gündür.

-Daha fazla bir şeyler yapamadığım için kendimi ölesiye suçlu hissediyorum.
-Polis gelince ortadan kaybolan, polis gidince ortalığa çıkan örgüt ya da parti bayraklı insanlar sinirlerimi zıplatıyor.
-Polisleri zaten sevmezdim, şimdi ise onlardan nefret ediyorum.(Taraflı bakıyorsun diyeceksin, hayır! Onların da gözleri, kulakları ve beyinleri var, bu adamın derdinin ne olduğunu biliyorlar ona rağmen Kendi Halkına işkence ediyorlar.)

Her şey güzel olacak.
Yorulacağız,
Uykusuz kalacağız,
Duş alamayacağız,
Dişlerimizi fırçalayamayacağız,
Sevişemeyeceğiz,
Yaralanacağız,
Öleceğiz.

Ama pes etmeyeceğiz ve her şeyi zorla güzel yapacağız.

Diren.
Seni seviyorum.
N.


2 Haziran 2013 Pazar

Taksim - Gezi Parkı Direnişi




Birçok yerde okuduğunuz, duyduğunuz üzere olay artık kesinlikle 5 tane 500 tane ağacın kesilmesi değil.
Bu, neredeyse on yıldır biriktirdiğimiz, elimizden alınmaya çalışılan özgürlüğümüz, karartmaya çalışılan ruhumuz ve köreltmeye çalışılan beynimizin direnişidir.

Hiç mi direnmedik şimdiye kadar diyeceğiz, Hayır, çok direndik yalnız büyük bir farkla; birlik olmadan. Şimdi  görmeyenler için şaka gibi gelecek ama iki gündür Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarları; iki gündür Karşıyaka ve Göztepe taraftarları; iki gündür Dsp, Chp, Bdp vs destekleyicileri hep bir ağızdan aynı amaç için haykırıyor.

Halk tv hariç hiçbir tv kanalında halka yapılan eziyet gösterilmiyor. İçinde olmamış olsam, görmemiş; şahit olmamış olsam ben de inanmayacağım ama çıkın Alsancak'a çıkın Taksim'e, Kızılay'a ve diğer illerdeki meydanlara, haklı olduğumu; haklı olduğumuzu göreceksiniz.

Çok uzun yıllardır Tv seyreden bir insan değilim, yalnız kaç gündür özellikle seyretmeye çalışıyorum neler yayınladıklarını ve meydanlarda kan gövdeyi götürürken tv seyredenlerin; güzellik yarışmaları, yemek programları, çizgi filmler seyretmeleri tüylerimi diken diken ediyor.

Sosyal medyayı kullanmayan halkın hiçbir şeyden haberi yok..

Polis kelimesi artık benim için ihanet, hainlik ve korkuda başka hiçbir şeyi ifade etmiyor. -Korkuyu, bizim onlardan korkumuz manasında değil; onların, cehalet, bilgisizlik ve aymazlıkla bizlerden korkmalarından ve bu korkularını ancak şiddet göstererek bastırmaya çalışmaları olarak kullanıyorum.- Onlara ekmek paralarını HALK ödüyor, halk arasında bir arbede çıkarsa sadece bu olayları durdurmakla görevliler yahut oldu var sayalım halkı hükümetin aşırı tepkilerinden korumakla görevliler; hükümeti halktan (aşırı şiddet kullanarak üstelik) korumakla görevli değiller.
Bikaç gündür en merak ettiğim sorular arasında, hükümet değiştikten sonra bu polislerin napacağı var.

Güçlü olalım, birlikte olalım, pes etmeyelim. Benim ne özgürlüğümü ne de ülkemi çapulculara teslim etmeye niyetim yok.

N.

Dipnot; Daha fazla eziyet görenlerinizin yanında olamadığım, daha fazla biber gazı soluyup diğerlerinizin soluyacağı havayı azaltamadığım, tomaların suyunu eksiltemediğim, yediğiniz copları yiyemediğim için kendimi suçlu hissediyorum. Özür dilerim.

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Victor Hugo - Notre Dame'ın Kamburu

Kitabın başından sonuna kadar o 16 yaşındaki aklı bi karış havada, insanları tanımayan ve herkesi kendi gibi sanan, olayları tartamayan ve ciddi manada sırılsıklam aşık o kızın Quasimodo'nun değerini bilmesini bekledim.

Nerden duydum bilmem, kitabı okuyana kadar Esmeralda'yı hep prenses zannediyordum ve çirkin; (Hugo'nun değimiyle) eciş bücüş, tek gözü gören, sağır ve topal Ouasimodo'ya aşık olduğunu düşünüyordum.  Yanılmışım.


Victor, Claude Frollo'yu büründürdüğü Peder karakteri ile; bastırılmışlık duygusunu o kadar mükemmel anlatmış ki.. (O karakter şu şartlarda Türkiye'deki bi imamı anlatsa, hükümet Victor'u asar) Cesaretine hayran kalmamak elde değil. Ve aslında karakterler; olayın örgüsü; karakterlerin gerçekleşenlere karşı verdiği tepkiler o kadar sinir bozucu ki.. Hadi diyorsunuz artık, "Hadi bişey söyle şuna, bi cevap ver" "Lütfen" ama kimse sesinizi duymuyor tabi. Alıyor başını gidiyor Hugo..


Saygılar Bay Hugo.
Quasimodo! Üzgünüm! Ben seni severdim.

Okuyucuya da sevgiler.
Öperim.
N.

Dipnot: Victor Hugo, bakımsızlıktan yıkılmak istenen Notre Dame Katedraline dikkatleri çekmek ve katedrali yeniletmek için romanı yazmıştır. Roman insanların içine öyle bir işlemiştir ki gerçekten Quasimodo'nun orda yaşadığını düşündürmüşütr halka ve Katedral yıkılmamış aksine yenilenmiştir.

21 Mayıs 2013 Salı

Fiodor Mihayloviç Dostoyevski - Budala (İzmir Dt)

Sahnede görkemli bir Rus kadrosu. Türkçe konuşuyor olmasalar cidden inanacağım Rusya'da olduğuma.

Kitabı oyundan çok çok önce okumuş bulunduğum için aslında bi yerde oyun bana yetmedi diyebilirim. Daha uzun, daha uzun sürseydi keşke.

Dostoyevski'nin oluşturduğu Prens Mişkin karakteri tam bir ahlak ve ruh dengesine ulaşmış olgun bir insan tipidir ve Dostoyevski'nin yaşadığı dönemin sorunlarına ve değerlerine tepkisinin simgesidir.
Bunu en iyi şekilde sahneye yansıtmışlar ve tüm kötülüklere karşı her zaman saf ve iyi niyetli duygularına rağmen daimi olarak kaybediyor sevgili Mişkin.

Oldukça olağan şekilde Nastasya Filippovna'ya duyduğu tutkulu aşk ve Aglaya Yepançin'e hissettiği ölümcül sevgi arasındaki sıkışıklığı insanın resmen kalbini parçalıyor, yardım etmek istiyorsunuz; sahneye çıkıp sarılmak; "hayır Mişkin bu kadar üzülmemeli, bu kadar yıpratmamalısın kendini, görmüyor musun dünya hiç de senin gibi değil" deyip ağlamak istiyorsunuz. Tabi ki biliyorsunuz, sahnedeki tamamen bir oyun ama olmuyor..

Benim favorilerimden biri Dostoyevski tamam. Ama cidden kayırmıyorum.
Okuyun, seyredin.
Lütfen.

Sevgiyle kalınız Fiodor, Prense selamlar.
N.


17 Mayıs 2013 Cuma

Stickman'e

Bak; aklımdan onca şey geçiyor gün içinde, hep yazcam bunu, bunu da yazcam diyorum sonra bi bakmışım ki unutmuşum. Ya da o şeyi öyle bi yazıyorum ki kimse okumuyor, çünkü çok uzun; sıkılıyor insanlar.

Sonra yazdığım hiçbir şeye kimseciklerden yorum falan gelmiyor, bakıyorum birsürü kişi bakmış, okumuş faydalanmış sonuç olarak, ama bi "uğraşıp yazmışsın sağol" diyen yok.

Bi de sana çok gıcık oluyorum Stik. Neden diceksin, yazmak istediklerimi sen öyle kısa, güzel ve komik yazıyosun ki hem çok gülüyorum hem de sonra düşünüp deli gibi kıskançlıktan ölüyorum.

Bu kadar.

Hadi öptüm.
N.


İşte! Aşık olduğun kadınla sevişeceksin.

-Neden benimle sevişmiyorsun?
-Seni bi daha görememekten korkuyorum..
-Bana aşık değil misin? İşte! Aşık olduğun kadınla sevişeceksin.
-Aşığım o nedenle istemiyorum zaten.
-Saçmalıyorsun.
-Sana sarılsam, gitmeyeceksin. Seni öpsem, gitmeyeceksin. Sevişirsek ve bir gün benimle seviştiğin için pişman olup bir daha benimle görüşmemeye karar verirsen?


Şu sıralar fazlaca sevişmeli şeylere takmış olabilirim. Ama bu repliklerin gerçek olması gibi bir olasılık var mı allah aşkına?
Geçiniz bunları.

N.

İbrahim Tatlıses'le öpüşmek!

İbrahim tatlıses in programı varmış ve ben de onu seyrediyor muşum. (Ben?) Öyle bir dalmışım ki. bi fark ettim adamla gözgözeyiz sonra bi anda dudaklarıma yapışıverdi.

Ben böyle korku, böyle büyük bir irkilmeyle daha önce bir uykumdan uyandığımı hatırlamıyorum sevgili insan arkadaşlarım. Öyle korktum ki cidden ibrahim tatlısesle öpüştüm diye anlatamam, direkt kelimeler kifayetsiz kalıyor :D

Sabah sabah böyle bir korkuyla uyanmak berbat bişey; yeniden uyumaya çalıştım ama yok, bir türlü motive olamıyorum.

N.

9 Mayıs 2013 Perşembe

Kathryn Harvey - Kelebek

Fuardan aldığım ikinci kitap Kelebek'ti. Ölüm İçgüdüsü'nden sonra onu okumaya başladım ve iki buçuk günde bitirdim diyebilirim.

Bu kitaptan sonra şuna karar verdim, ciddi manada; dönem yazarlarımız cinselliği kitaplarının satılması için kullanıyor olabilir. Grinin Elli Tonu vs gibi kitaplarda gördüğümüz gibi.

İki ayrı konu olarak başlangıç yapıyor kitap; küçük bir kızın hayatı ve Kelebek'e üye birkaç kadının yaşadığı fanteziler, ortalara doğru hikayeler birleşiyor ve "Ooooo" diyorsunuz. Gerçi ben tahmin etmiştim kurucuyu, ciddi manada absürt bir karakter.

Fakat şunu önemli bir ayrıntı, kadınlar yahut erkekler için okunması gereken bir kitap haline getiriyor yazar bu  net cümleleriyle. Şu, kadınların cinsel manada neyi arzuladıklarını, nasıl şekilde sevişilir ya da kendilerine nasıl şekilde davranılırsa içlerindeki arzunun uyanacağını en güzel kelimelerle anlatıyor ve kesinlikle haklı.

Bir nokta var ki çok acayip, bir insan seneler boyunca ve kendi hayatını yaşamayacak kadar kin duyabilir ve intikam almak isteyebilir mi?

Okumanız dileklerimle.

Sevgiyle kalın.
N.

Dipnot: Fanelli'nin üst katı gerçek olsa inanın ki ben de gitmek isterdim. İyi hikaye Katryn Harvey.

7 Mayıs 2013 Salı

Jed Rubenfeld - Ölüm İçgüdüsü (Bir Sigmund Freud Romanı)


20-28 Nisan arası İzmir’de Kitap Fuar’ı vardı. Son gün, maalesef son iki saat kala gidebildik. Üç kitap aldım, bu da onlardan biri.

Sürükleyici kitap diye bi şey vardır hani. 68. Sayfaya kadar kitabı resmen halatlarla ben sürükledim, hadi diyorum biraz daha.. Uğraş! İşin içinde Freud var. Var mı acaba? Birçok an; “Sanırım Freud falan yok burda, ilgi çekmek için mi yazdılar nedir bu ya” diyerek resmen sövdüm Rubenfeld’a. 69. Sayfadan itibaren de özürlerimi sundum içten içe yankılanan küfürlerim için.

Elimden geldiği kadar çok sayfa okumak için uykularımla savaştım son üç gündür, nihayet bitti. Birkaç noktada bulunduğum çıkarımlarda yanıldım, özellikle Colette’in kayıp yüzbaşısıyla olan ilişkisi konusunda ve Luc’un suskunluğu tabi.

16 Eylül 1920’de Wall Street’in bombalanmasıyla başlıyor olaylar zinciri. (Kitabı okuyacağınızda lütfen 68. sayfaya kadar direnin) İşin içinde savaştan yeni dönmüş, DR Stratham Younger; dostu, New York Polis Teşkilatından dedektif Jimmy Littlemore, müthiş güzel bir kadın; Fransız, radyoloji uzmanı Colette Rousseau,  savaşta anne ve babalarını kaybettikten sonra hiç konuşmayan Colette’in kardeşi Luc ve çok değerli Sigmund Freud.

En başta biribiriyle örüntülü olaylar gibi gelmişti bana, sonra bu düşüncemden vazgeçirdi beni Bay Rubenfeld sonra çok şahane bir ters köşe ile tüm olaylar yine birbirine bağlandı.

Yakışıklı doktorumuz Younger ve Colette’nin diyalogları iple çektim hep; aralarındaki durum nereye gidecek, nasıl bağlanacak ilişkileri diye fakat bundan daha fazla merak ettiğim bir şey vardı kitabın sonuna kadar.. Luc ve Freud’un vardıkları ya da varmaya çalıştıkları nokta.

Psikanaliz konusunda hep büyük bir merakım olmuştur, tabi işin içine sadece okuduğum kitap ya da analizlerle girebildim ama psikanalizin oldukça etkili bir psikoterapi yöntemi olduğunu düşünüyorum.  Luc’un sessizliğinin nedenini bulan Freud,  bu bilinçdışı engellerden onu kurtarmış ve yeniden konuşmasını sağlamıştır.

Kitabı gerçek ve kurgunun bir arada işlendiği, belirsizlik ve karmaşanın hakim olduğu ve psikanaliz konusunda okumak isteyenlere şiddetle tavsiye ediyorum.

En kısa zamanda Rubenfeld’in “Bir Cinayetin Psikanalizi” kitabını da alacağım.

Öperim.
N.

Dipnot; Kitaplarınızın devamını bekliyorum Bay Rubenfeld, lütfen yazın.

                                          

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Woody Allen - Tanrı

Nisan 26'da Woody Allen'ın Tanrı adlı oyununa iki biletim vardı. Aklıma gelen herkese benimle gelmesi için teklif sundum, tek bir kişi hariç kimse gelmedi. Çok şey kaçırdılar.

Tam bir vodvil. Sizi deli gibi güldürürken sorduğu sorular; "Bi dk şuan düşünmiyim ama düşünmemem gerek, not almalıyım" düşüncesine yönlendiriyor. Sonra düşünüyorsunuz, çok ince bir çizgiye yerleştirmiş Bay Allen her şeyi..  Gülüp geçebilir birçok insan "Aaa ne dedi bu? neyse ya hahahah.", seçici olanları çok ince bir çizgiyle ayırmayı hedeflemiş olabilir; bence çok da mantıklı; böyle bir şey yaptığınız zaman kaliteli seyirciyi (kaliteliden kasıt, seyreden, okuyan ve düşünen seyircidir), bir üst noktaya taşırsınız; ya da buna yardımcı olursunuz.

Ben dinlerle ve Tanrı ile sorunum olduğu için gittim, soruları aklımı da oldukça kurcalıyor.

Tanrı var mıdır?
Tanrı varsa, insan eylemlerinden sorumlu tutulabilir mi?
Özgürlük karmaşa mıdır?
İnsanın ve insanlığın geleceği için kadere ihtiyaç var mıdır?
Sistemin ve politikacıların entrikaları gerçeği örtmeye yeter mi?

Bir sahnede Tanrı oldukça içkili ve bulunduğu noktaya yığılıyor. Başına üşüşenlerden biri çok dramatik bir cümle kuruyor. "Allah'ım!Tanrı öldü."

Bence kesinlikle seyredin bu oyunu. En azından soruları aklınızı karıştıramasa da deli gibi gülmüş olurzunuz, bakarsınız sorunun biri de takılıverir aklınıza.

Öperim.
N.


                                        

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Sir Artur Conan Doyle - Sherlock Holmes / Ölümün Sesi



Dün sabah bitirdim kitabı, son sayfalara yaklaştıkça bitmemesi için neredeyse dua edecektim :) Garip bi boşlukta hissettim kendimi bikaç saat.

Serinin 4. ve son kitabında olaylar şöyle.

Sherlock Holmes Ölüm Döşeğinde

Holmes'ün kimyasallarla kendine bişey yaptığını, daha doğrusu bir hastalığın nasıl gerçekleşebileceğini denediğini sandım önce. Sonra Watson'a doktor çağırmasını söyledi (onun bu konuda yetersiz olduğunu dile getirip).

Holmes ölüyordu ama daha ilk hikayedeydim, ölmemesi gerekirdi.. Cee! tam da tahmin ettiğim gibi bir roldü bu ama kimyasallarla yapmamaştı bu rolü tamamen kendi oyunculuk yetenekleriyle ve katil bir doktorun kendi suçunu itiref etmesini sağlamıştı.

Asil Bekar

Henüz evlenmiş bir Lord Robert St Simon'un henüz evliliğin ikinci günündeyken eşinin öldürülmüş ya da kaçırılmış olabileceğini düşünerek Holmes'e gelmesiyle başlıyor ve Holmes müyhiş bir hızla davayı aydınlatıyor. Lord artık yalnız yaşamak zorunda çünkü sevgili eşi öldü sandığı aşkıyla birlikte.

Mavi Yakut

Kontes Morcar'ın Mavi yakutu çalınmıştır ve tesadüf o ki olaylar bu yakutu Holmes' getirmiş, o da Watson'la birlikte garip bi hikayeye şahit olmuştur.

Dans Eden Adamlar

Bay Hilton Cubitt'in maalesef ölümüyle biten hikayede evinin her tarafında bulduğu dans eden adam figürlerinin esrarıyla hiç olmazsa Holmes katilin kim olduğunu bulabiliyor. Bay Cubbit'in yaşaması için yetişememesi tam bir aksilik ya da Londra'nın erken biten tren seferlerinden kaynaklı diyebiliriz.

Sarı Surat

Bay Munro'nun sevgili eşinin kendini aldattığını düşünmesiyle başlayıp Holmes'e gittiği vakka, Holmes'ün bu sefer yanlış düşündüğünün tam bir kanıtı. Ve olayların sanıldığı gibi olmadığını anladığında Bay munro, daha büyük bir aileye sahip oluyor.

Kayıp Rugby Oyuncusu

Tarihi olduğunu düşündüğü bir maçta en iyi oyuncusunu kaybeden Bay Overton, çaresizlik içinde Holmes'ün yolunu tutar. Olay aydınlandığında maç sona ermiş; Bay Overton maçı kaybetmiş fakat daha da üzücüsü kayıp olduğu sanılan Bay Staunton'un sevgili eşi onun gözleri önünde yaşamını yitirmiştir.

Tavşan Dudaklı Adam

Ölümle Randevu adlı serinin ikinci kitabındaki, Yüzü Yaralı Adam'ın hikayesiyle aynı hikayedir.

http://hayattan-muaf.blogspot.com/2013/04/sir-artur-conan-doyle-sherlock-holmes.html?token=Fr78YD4BAAA.2oq3cWT7yvjKLSlkH2tY9g.qxJiB-U0mAsm6C7JzV9_sA&postId=5441729248099460238&type=POST

Sanırım yayın şirketi hikayelerin içeriğini okumamış :D

Beş Portakal Çekirdeği

Bay John amcaından kalan büyük servetin yanında maalesef onun peşindeki bir örgütle de muhattap olmak zorundadır. Holmes'e gider ve oradan eve dönerken akıllıca tasarlanmış bir planla hayatı sona erer.  Holmes üzgündür ve bu örgütü onların yöntemleriyle tehdit eder. Fakat hikaye netlik kazanmamıştır.

Borsa Katibi

Borsa katibi olan Bay Hail Pycroft üzerinden oynanan akıllıca oyun, büyük bir banka soygunuyla sona erer Holmes olayı henüz öğrenmişken.

Benekli Kordon

Şiddet yanlısı bir üvey babanın yanında korku içinde yaşayan iki kız kardeşten birinin ölümüyle hayatta kaln bayan Holmes'e gider. Büyük bir korku içinde yaşadığı bellidir, Holmes ve Watson olayı büyük bir titizlik ve zekayla hallederler ve şiddet en sonunda üvey babanın kendi planıyla ölmesine neden olur.

Yunanlı Tercüman

Watson, Holmes'ün ailesiyle ilgili o zamana kadar hiçbir şey duymamıştır hatta onun yetim olduğunu düşünmektedir ta ki Holmes abisi Mycroft'tan bahsedene kadar. Mycroft'u ziyarete gittikleri o gün abisinin yunan arkadaşlarından birinin bir tercümanlık işi için kaçırıldığını öğrenir ve bu işin peşine düşerler. Olayın sonunda sağ kurtarmayı başardıkları bir tercüman, kaçırılan bir kadın ve onun öldürülen abisi vardır.

Beril Taç Davası

Bir banka sahibi Alexander Holder, bikaç gün önce takas için kendine verilen ve ülkenin manevi değerlerinden biri olan Beril Tacı'nın (saydam, çoğu yeşil renkli berilyum ve alüminyum silikat)  taşlarından üçünün kaybolmasıyla Holmes'e gelir. Oğlundan şüphenen adam, Holmes'ün yetenekleriyle düşüncesinde haksız olduğunu acı bir deneyimlemeyle öğrenir.



Ve Holmes biter.
Holmes'ü öldüremeyeceğini bilen Doyle hikayeleri bitirme yolunu seçmiştir.
Kişinin gözlem ve çıkarım yeteneklerini kesinlikle geliştireceğine inandığım Holmes hikayelerinin bitmesine üzülmedim diyemem. İyi bir iş çıkartmış doğrusu Doyle.

Sevgiyle kalın.
N.

Dipnot; Seri benim de sırayla gittiğim gibi,
1- Panik
2- Ölümle Randevu
3- Şüphe
4- Ölümün Sesi. Şeklinde devam etmektedir.



Sir Artur Conan Doyle - Sherlock Holmes / Şüphe

Nisan 26'da bitirsim Şüphe'yi. İki hikayesi mevcut,

1- Korku Vadisi,

Birlstone Köşkü'nde gerçekleşen vahşi bir cinayet söz konusu. Bay Douglas'ın ölümünün eşi üzerindeki etkisi ve evdeki kayıp bir dambıl sayesinde Holmes'ün çözdüğü bir dava.

2- Baskerville Laneti,

Diğer hikayeler de müthişti tabi fakat bu hikaye beni beni en çok etkileyeni. Hugo Baskerville'le başlayan inanılması çok güç, oldukça ilginç bir lanet tüm aileyi yok etmiştir. Bu laneti çözmek çabasında olan Watson ve Holmes'ü bile korkutan olaylar mevcut bi hikayede. Holmes'ün çıkarımları ve müthiş gözlem yeteneği sayesinde gün ışığına çıkan olay ailenin son ferdi gibi görünen Henry Baskerville'in nredeyse ölümine mal olacaktır fakat ucuz kurtulmuş olan Henry öğrenir ki geri kalan tek fert kendisi değildir.

Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.
Sevgiyle kalın.
N.