30 Kasım 2012 Cuma

Kendini tanıma testi (bilinçaltı testi)

Kendini tanıma testine başlamadan önce lütfen cevaplarınızı bir kenara not ediniz.

01-1- Çok nadir bir taşı bulmak için dağa tırmanmak üzere yola çıkıyorsunuz. Dağ hakkında neler düşünüyorsunuz?

01-2- Sonunda aradığınız taşı buldunuz. Ne tür bir taş ? Boyunu, ağırlığını ve değerini tanımlayın. 

02-1- Bir safari parkındasınız, yolu takip ederek otlakta ilerliyorsunuz ve bir dişi ile bir erkek aslanın büyük parçalar halinde çiğ etleri koparıp yediklerini görüyorsunuz. Ne düşünüyorsunuz?

03-1- Yıllardır kimsenin ayak basmadığı eski bir binadasınız ve yerin altına doğru inen bir merdiven keşfettiniz aşağıya doğru kaç basamak indiniz? 

03-2- Derken karanlığın içinden birinin sesini duydunuz. Bu kişi yavaşça ağlıyor mu? İnliyor mu ? yoksa sizinle konuşuyor mu? 

04-1- Külkedisi masalındaki yakışıklı prens camdan ayakkabınızı çirkin üvey kız kardeşinizin ayağında denerken siz de oradasınız ve ayakkabı üvey kız kardeşinize uyuyor. Bu kötü sürprize nasıl tepki verirsiniz?

05-1- Bir çilek bahçesine girdiniz. Çilekleri yemeye başladınız. Kaç tane yediniz? 

05-2- Çileklerini çalmakta olduğunuz çiftçi ortaya çıktı ve bağırmaya başladı. Kendinizi savunmak için ne dediniz? 

05-3- Tüm olanı biteni bir kenara bırakıp söyleyin, çileklerin tadı nasıldı?


Cevaplar;

http://hayattan-muaf.blogspot.com/2012/11/cevaplar.html



Aklımın iplerini tuttum

1- Yürüyüş yapıp kalça ve bacaklarını sıkılaştırmak için dün akşam easytone larımı alan çok sevgili kardeşim, bu deli gibi yağan yağmur sana gelsin.

2- En son şişmanların düğün fotoğraflarını çekerken istediğiniz şemsiyemi kimse geri getirmedi, haberin olsun zü ve ben bugün bu yağmurda şemsiyesiz kaldım.

3- Senin siyah trençkotunun sağ cebinde bi delik oluşmuş sevgili kardeşim, farkında mısın bilmem. Geçen gün deli gibi aradığın nütürcina dudak kremin de tam o delikten içeri kaçmış, deli dana gibi ben yürüdükçe trençkotun için sağa sola oynuyo. Otururken farkettim, bişey var bişey var; ce eee dudak kremin.

4- Akşama optimus praym a gidip, yapmayı planladığım kapkekler için kalıp malıp alcaktım ama hem tek başımayım hem de yağmur yağıyor. Gelen olmaz şimdi benimle.

Cevaplar

Önce cevaplar sonra benim cevaplarım,

01-1-Dağ hakkındaki düşünceniz babanızın gözünüzde nasıl biri olduğunu gösterir

(Etekleri biraz geniş, ilerledikçe yükseliyor ve çok dik değil. Etrafındaki dağların en yükseği; bazı yerleri kayalık bazı yerleri açıyor, bu dağda yürümek zor ve eğlenceli; manzarası da çok güzel.)


01-2-Taşı tanımlayan sözleriniz değeriniz hakkında hissettiklerinizdir.

(Kıpkırmızı, içinden çıkan ışıklar çevresine aydınlık veriyor; iki elimi açtığımda bile avuçlarıma ancak sığıyor; çok pahalı ve eşsiz bir taş.)

02-1- Senaryoya verdiğiniz tepki hayatınızda ilk defa cinsel içerikli film gördüğünüzde verdiğiniz tepkiye eşittir.

(Vaaaav harika, böyle bir ortamda onlarla içiçe olmak gerçekten mükemmel, önlerindekine o kadar odaklanmışlar ki beni görseler bile arar vermezler bana. Kesin dişi yakaladı avı, geyik mi o? )

03-1- Terk edilmiş binalar ve yer altı odaları gömülmüş anıları ve eski psikolojik yaraları sembolize eder. Az sayıda basamak inenler geçmişten daha az etkilenen insanlardır. Çok fazla inenler içlerinde derin yaralar. Taşırlar.

(Sonuna kadar indim)


03-2- Kendisiyle konuşan bir ses duyduğunu söyleyenler eski acılarını bir madalya gibi göğüslerinde taşırlar inleme sesi duyduğunu söyleyenler zor zamanlarını yalnız geçirmiş kişilerdir.

(Konuşuyo, allahım ölü mü o? :O  )

04-1- Bu durumda vereceğiniz tepki gerçek hayatta eşinizi çalmaya kalkışan bir rakibe vereceğiniz tepkiye eşittir. Sabırlı olmak bilgelik belirtisidir. Ama zaman zaman insan kendisine ait olanı elinde tutmak için savaşmalıdır.

(Konuştuğumuzda ona söylediğim bir cümleyi söylerim; ama külkedisinin ben olduğumu kesinlikle söylemem)


05-1- Çaldığınız çilek sayısı aşık olduğunuza inandığınız kişi sayısını gösterir. Bir tane yedikten sonra durduğunuzu söylediyseniz aşk hayatında sadık birisiniz. İki haneli sayılarla cevap verenleriniz ise libidolarını frenlemeyi düşünmeliler.

(3-4)

05-2- Bu sözler yasak ilişki sırasında yakalanırsanız söyleyeceklerinize eştir!

(Güzel görünüyorlardı, sadece tattım; canım gerçekten çok çekmişti. Szi etrafta görebilseydim izin isterdim, üzgünüm. Bu arada gerçekten çok lezzetlilerdi.)


05-3- Çileklerin tadı hakkında söyledikleriniz geçmiş ilişkiniz hakkında düşündüklerinize eşdeğer.

(Katıksız, mükemmel kokuyorlardı ve çok lezzetlilerdi.)

28 Kasım 2012 Çarşamba

Hissettiğin gibi yaşamak

Dün kötü bir gün geçirdim. Ölümün insanları nasıl çaresizleştirdiğini; insanların, sevdiklerinin ölmesine karşın hala hayatta oldukları için suçluluk duyabileceklerini ve hiçbir şey olmamış gibi normal yaşamlarına dönecekleri için kendilerini nasıl kötü hissettiklerini yeniden hatırladım. Ölüm maalesef bizim bir parçamız, bunu kabul etmek zorundayız. Ölüm bir kişiye hayatı boyunca bir defa geldiğinden yani alışılması zor olduğundan korkutucu görünür.

Genel olarak yıpratıcı bir günün ardından gözlerimi açtığımda devasa bir alışveriş merkezindeydim, yapayalnızdım. Bulunduğum noktanın sağında yine devasa yağlı boya tablolar, tuvaller ve fırçalar varDI. 1,63 üm ve boyum kadar taboları çevirip çevirip inceledim, hepsi harika ve bir o kadar yapılabilir göründü. Onların hemen arkasındaki büyüüük sepetlere yerleştirilmiş fırçaların yanına gittim tabloları bırakıp; biraz uğraştıktan sonra işime yarayan 3-4 fırçayı aldım, burası mükemmel gerçekten. Belki bi bölümü falan vardır buranın oturup tablolarını yapabileceğin, rahatlatıcı.. Kendimi şu sürekli gittiğim canlı mankenler ve tamamen arzu ettiğim kıyafetlerle dolu dükkanda gibi hissettim.

Öperim.
N.

27 Kasım 2012 Salı

Ekrem Habipoğlu'na

"Babam vefat etti."

Seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun Ekrem Abi. Bişeyler yazabilmek isterdim ama kelimeleri toparladıkça daha fazla dağılıyorlar.

Her zaman yanındayım.

N.

26 Kasım 2012 Pazartesi

Mutlaka okuyun



Beni sevin,
Benim gerçekten sandığınızdan daha fazla sevilmeye ve önemsenmeye ihtiyacım var.

Ne olduğumu söyleyin bana, hayatımın şu noktasına kadar sizin tespitinizle en iyi yaptığım şeyi ve en yapamadığım şeyleri sıralayın; huylarımı da, en iyisi ya da iyilerini ve en kötü ya da kötülerini yazın bi kağıda verin bana. Ben kendimi tanıyamıyorum.

Resmen gelişine yaşıyorum ve bu durumdan çok rahatsızım. Bir şeyleri başarabileceğime inanmak istiyorum, destek olun bana.

Bir işe yaradığıma inanmak istiyorum çünkü son zamanlarda hissettiğim en ağır duygu bu ve hiçbir konuda başarılı olamadığım hissi de tuz biber.


Kardeşlerim! Bana yardım edin.

Yukarıda istediklerimi yazın bi kağıda verin bana, ya da çakralarımı açın; bişey yapın, kurtarın beni.

Sizi seviyorum.
N.

22 Kasım 2012 Perşembe

Kardeşime!

Sadece bikaç kelimelik bir kararla hayatımızın akşını değiştirebiliyoruz. Alışıyoruz yeni hayatımıza ya da zorluk çekiyoruz alışmakta.

Yenilikler hep iyidir, geliştirir ve değiştirir bizi. Yeter ki cesaret edebilelim.


Sevgili küçük kardeşim! Kucaklıyorum seni cesaretinden ötürü. Şimdi belki biraz zorluk çekeceksin, bıkacak; sinirleneceksin ara sıra ama inan ki en doğrusunu yaptın.

Seni seviyorum.

16 Kasım 2012 Cuma

N.S.İ.


Tüm eylemleriniz, kendinize bir öz inşa etme hedefi taşıyor. Sizi var edenin etrafınızı çevreleyen koşullar değil, kararlarınız ve tercihleriniz olduğunu düşünüyorsunuz. Jean-Paul Sartre, varoluşçuluğu bir tür sorumluluk ve eylemlilik felsefesi olarak görüyordu. Bu yüzden de hayatı boyunca bir kez bile karamsarlığa kapılmadı. İnsanın eğer isterse başka bir dünyayı mümkün kılabileceği fikrine kapılmamızı sağlayan filozoflardan biriydi. Hiçbir zaman “böyle gelmiş, böyle gider” demedi. Ona göre insan “özgür olmak” için vardı. Geçmişe ve şimdiye baktığınızda hiç de iyi şeyler görmüyorsunuz, ama karamsarlığa kapılmıyorsunuz. Çünkü bu kötü şeyler dünyayı değiştirme isteğinizi kamçılıyor. Pek iyi bir öğretmen sayılmazsınız, kimseyi kendiniz gibi düşünmeye zorlamıyorsunuz. Ama ne zaman konuşmaya başlasanız, şimdiye kadar düşünülmemiş ihtimaller beliriyor ufukta. Karanlık bir geçmiş ya da şimdiden, insanın kendi özüyle inşa edebileceği ve sorumluluğunu bütün hücreleriyle üstleneceği bir geleceğe köprü kuruyorsunuz.

N.s.i.


Sizi tanımlayan kelime şeffaflık. İçiniz dışınız bir. Duygularınızı hissettiğiniz anda bir şekilde ifade ediyorsunuz. Bu yüzden de kendinizi kontrol altında tutamadığınız düşünülüyor. Kimi insanlar sizi kontrol etme ihtiyacı duyarken, kimileri de ne zaman ne yapacağınız belli olmadığından sizden çekiniyorlar. Aşk hayatınızda o kadar belirleyici bir yere sahip ki bu uğurda değil arkadaşlarınızdan ve ailenizden, kendinizden bile rahatlıkla vazgeçebilirsiniz. Öte yandan partnerinizin kıskançlık ya da sahiplenme gösterilerine de pabuç bırakmıyorsunuz.
Aşkın yerini iktidar ilişkileri aldığında, ayrılığın sizi öldüreceğini bilseniz gene özgürlüğünüze koşuyorsunuz.

İyi düşünün, pişman olacağınız kararlar vermeyin.

Geçen her dakikayla birlikte içime kapandığımı hissediyorum. Kimseyi görmek istemiyorum, kimseyle konuşmak istemiyorum; beynimde tamamen bana ait bi dünya kurdum, orda sessiz ve mutlu bir hayatım var; ikilemlerden uzak, güvensizlikten uzak.

Özgürüm ve tek başımayım orda.

Yavaş yavaş delirmek bunun gibi birşey sanırım.

Haykıramıyorusunuz istediklerinizi, istediklerinizi yapamıyorsunuz. Hapsetmişler sizi bi eve, kimse sizinle konuşmuyorlar, size güvenmiyorlar.

Keşke hep yalnız kalsaydım da kafamı bunca gereksiz şeyle doldurmasaydım, eskiden olduğu gibi sakin ve huzurlu bir beyne sahip olsaydım.


Bu da hayatım boyunca keşke dediğim 3. şey; bari daha fazla olmasalar.

Kararlarınızı doğru verin lütfen, hiç kimse ve hiçbir şey etkilemesin sizi, ne aileniz ne arkadaşlarınız ne kızgınlıklarınız; çünkü, kendi hayatınızı kendiniz yaşayacaksınız ve malesef bildiğim kadarıyla dünyaya bir defa geliniyor.

Beni dinleyin.
N.

12 Kasım 2012 Pazartesi

10.11.12 Ankara 1

İlerliyoruz, cart bakanlığı; ilerliyoruz curt bakanlığı; ilerliyoruz tart bakanlığı, hart bakanlığı kaldırımda ufacık mavi bir büfe devam ediyoruz hurt bakanlığı, zart bakanlığı, zurt bakanlığı; allahına kadar bakanlık dolu cadde, halka zerre yararı dokunmayan bakanlıklar. Sola dönüyoruz, kırmızı plaka 0034 ardından gözleri fıldır fıldır içi koruma dolu bi araba sonra yine kırmızı bir plaka sonra yine korumalı araç yine kırmızı plaka sürüp gidiyor derken aradan bi Hummer; öyle arabalarla alakalı müthiş heveslerim yoktur sadece iki araç istiyorum biri Cadillac Rod Hot 33-34;



 Bo Zolland - Cadillac Rod Hot 33-34
diğeri de Rolls Royce Phantom

RR Phantom
şimdi bunlara Hummer de eklendi, modeli konusunda düşünmedim pek ama hayal ediyorum da kapıyı açıp indiğimi, ooohh bebeğim cennetten mi düştün sen? Alcam birinizi, görceksiniz. Doldurcam içine kızları RR'nin; gelsin şaraplar, gelsin şampanyalar; istediğiniz erkeği atabilirsiniz arabaya sonsuz izin veriyorum yeeeeh huuu..

Çok hızlı ve anlaşılmaz bi Ankara gezisiydi bu, Ankara'ya ilk defa gelen biri burayı bakanlıktan ibaret zanneder, (örnekleri mevcut) yol komple; iki saate bir, bir saat çiş molası vermekle geçti zaten, e oraya gidince de kim senin lafını dinler sakalın mı var evladım, orta yaşlılar ve hafif yaşlanmışlar toplanır; biz gelmiyoruz oraya otobüsü buraya getirin derler sen de dımdızlak kalırsın. Programsız davranışlar minicik çocukları ne kelime koca koca insanlı bile toparlamana izin vermez. İnsanlar konuşa konuşa bebeğim, nerden anlayalım ne yapılacağını, söylemen lazım.



Her şeye rağmen harika bir seyahatti, beni kendime getirdiniz.
Öperim.
N.






                      

4 Kasım 2012 Pazar

Vakit


-Geç di mi?

-Geç...  O kadar geç ki..

Adet öncesi ruh hali

Şu adet öncesi dönemlerimden nefret ediyorum. Böyle garip, anlaşılmaz bir ruh haline bürünüyorum, hani Mazhar Alanson'un "Öyle haller içinde ki halim, türkçeye çevirmeye yok mecalim." cümlesindeki hali alıyor halim.

"Allahım o nasıl bir bunalımdır, nasıl bir dünyadan kopuş, nasıl bir kendini her şeyden soyutlayıştır? Bütün dünya bana karşı, tek bir sevenim yok, tek bir önemseyenim yok, ölsem kimsenin umurunda bile olmam; zaten ben neden doğdum ki, bi haltı başaramıyorum, hiç birşey mutlu edemiyor beni; şu süte bi fare zehiri koyayım en iyisi. Of ne biçim gözyaşım varmış ya bi türlü kurumadı.

Canım hiç birşey yapmak istemiyor, yanımda hiç kimseyi istemiyorum; zaten herkes öküz, kimse durumumun farkında olup arkadaşçığımın yanında olayım, ona destek vereyim demiyor. Her saniye yanımda olan insanlar neden şu zamanda hep uzağımdalar ki. Ben dedim işte, kimsenin beni umursadığı yok. Ben niye bu kadar yalnızım ki?"


Tırnak içinde okuduklarınızı kesinlikle düşünüyorum hem de her adet öncesi dönemimde. Hani dizilerde filmlerde falan dipnot geçiyo ya, yer kişiler falan tamamen hayal ürünüdür diye; bu düşünceler de aynen öyle hiçbir gerçekliği yok ama maalesef düşünüyorum işte :)

Kan hücrelerime sesleniyorum;
"Hadi bebeğim, gelin de bitsin bu ruh hali işkencesi, hadi! Razıyım belimin ağrısına, yeter ki gelin."
Sizi seviyorum.
Şimdi uyuyorum uyandığımda gelmiş olun.
Öperim.
N.

1 Kasım 2012 Perşembe

Goran Bregovic - Jeremija



Dk 1:05 :) Harikasın sen Goran.

Öpücükler.
N.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Dean R. Koontz - Kurbanlar

Bu kitabı nerdeyse bi 6-7 yıl önce okudum belki de daha fazla. Genel olarak bu tarz kitapları okumazdım Stephan King'in " O" romanına başladığımı hatırlıyorum hani şu üstünde koca iğrenç bi palyaço resmi olan kitap, büyük ihtimalle bikaç sayfasını okuyup bırakmışımdır ama hiçbir şekilde kitapla ilgili hiç bir şeyi hatırlamıyorum yani hala Dean R. Koontz'un Kurbanlar'ı bu dalda okuduğum ilk ve tek kitap.

Küçük bir kasabada ortaya çıkan garip bir yaratığın öldürdüğü yüzlerce insan.. Kitabın her kelimesinde ölesiye bir korku hissettiriyor Koontz insana.

Sıcaktan bunalmış bir yaz günün akşamını düşünün, etrafta koşan miniklerin cıvıl cıvıl sesleri, oynadıkları oyunların onlara ne denli haz verdiğini anlatan kahkahaları; orta yaşlıların grup grup oturup seslerinden mükemmel olduğu belli sohbetleri, henüz hava serinlememiş olduğu için evin açık olan nerdeyse tüm kapı ve pencerelerinin arasında yatak odasında cenin pozisyonunda oturan ben. Sebep? Çünkü korkudan altıma etmek üzereyim.

Her an pencerenin önünde belirebilir, elimi dahi kımıldatsam anında onu yakalayıp kesebilir, diğerlerine yaptığı gibi. Sürekli gözlerimin bakmadığı yönde olduğuna o kadar eminim ki. Tuvaletim geliyor ama korkudan ayağımı yataktan aşağıya indiremiyorum çünkü o kesinlikle yatağın altında, zaten okumaya başlamadan önce evin nerdeye tüm ışıklarını yakmıştım, kapıdan gelecek olursa onu göreceğim, kendimi savunmam için yetmez belki ama en azından beni öldüren iğrenç yaratığın neye benzediğini bilirim. Tuvalete de gitmem gerek, of kılımı bile kımıldatamıyorum korkudan ne tuvaletine gideceğim, en iyisi olduğum yerde oturmak. Biraz okumasam mı? Ama o zaman daha çok korkuyorum ve zaten çok da merak ediyorum neden okumayayım ki? Hem onu yakalayıp öldürebilirlerse belki ben de rahat ederim, en iyisi okumak.

Çıkırt! Anahtar sesi mi o? Hassiktir geldi, napçam ben şimdi, kımıldamamlıyım hatta nefesimi de tutsam iyi olur. Tak! Kapandı kapı. Allah kahretmesin ya neden dışarı çıkıp orda okumadım ki, farketmeme olasılığı var mı acaba beni? Ölmek istemiyorum, işkenceyle ölmek hiç istemiyorum. Ayak sesleri! Bu tarafa doğru geliyor, geldi. Baba yaaa. Neden bu kadar sessiz giriyosun ki içeri, ödüm patladı; bak zangır zangır titriyorum.

Ben hayatımda böyle bir kitap okumadım, ger saniyesi gerilim, her saniyesi korku. Delirtir bu kitap insanı.

Arkadaşım arkadaşından almış, ben de ondan alıp bi günde geri verdim yani malesef kitabın aslı bende değildi. Bikaç yıl hep aradım, girdiğim tüm kitapçılara sordum hiçbirinin haberi yok öyle bi kitaptan, en son 2008'de İstanbul Kadıköy'de bi kitapçıda buldum, sevinçten nasıl havalara havalara zıpladığımı anlatamam, sonuçta kesinlikle kitaplığımda olması gereken bi kitaptı. Ama onu bidaha asla okumaya cesaret edemedim.

Sevgiyle kal Dean.
Öperim
N.

12 Ekim 2012 Cuma

Sevişmek!

Su vücudumuzun 4/3'dür ve bizim için yaşamsal değerdedir. Kısa vadede su olmadan yaşayamayız, uzun vadede düşünürsek de yiyecek olmadan, di mi?

Kişisel olarak düşünürsek su ve yemeksiz bir hayat olmaz fakat bu, işin bencil tarafı. Arkadaşım, biz sevişmezsek su ve yiyeceğe ihtiyaç duyacak nesiller oluşamayacak o halde şu sonuç çıkar; su ve yemek şahsi olarak herkesin ana ihtiyacı; sevişmek ise dünyanın devamlılığının ihtiyacı su ve yiyeceklerden önce.

Sevişmekten güzel ne var diye düşünüyorum..
düşünüyorum...
hala düşünüyorum..
şunlara değişilir mi acaba;
Çok sıkıştınız altınıza işemek üzeresiniz, saatlerdir tutuyorsunuz ve ne işeyecek bir tuvalet ne de en az onun kadar uygun bir yer buldunuz derken.. aman tanrım işte işenecek bir yer ve işiyorsunuz, mükemmel derecede rahatlatıcı.
Yine çok sıkıştınız bu sefer büyük tualetiniz! Offf.. Patlayacaksınız, bu kadar berbat bir duygu olabilir mi, tutmakta nasıl zorlanıyorsunuz anlatamam... ve işte boşaltım sisteminizi rahatlatacak bir yer. Bu da eşsiz derecede rahatlatıcı.
Bu sefer fotoğraf çekiyorsunuz, modelinizi mükemmel bir pozda yakaladınız, içiniz titret. Bu zevki dünyada hiçbir şeye değişemeyeceğinizi düşünürsünüz ve tüyleriniz diken diken olmuştur.

Değişilir mi sevişmek, mithiş derecede rahatlatıcı yahut içinizi olabildiği kadar titreten şeylere?
Hayır. Çünkü sevişmek herşeyi içine alıyor.  Duygusallığı hissediyorsunuz, içiniz ürperiyor dokunuşlarda, zevkin ne manaya geldiğini her seferinde çok net hatırlatıyor size, üstün olma becerinizi ortaya çıkarıyorsunuz bu da sizi daha kendine güvenli bir insan yapıyor, dünya sorunlarıyla hiçbir bağlantınız kalmıyor, yenileniyorsunuz, tutkuyla hedeflerinize nasıl da rahat ulaşabileceğinizi yeniden ve yeniden kanıtlıyor size, aşkın mucizevi derecede herşeyi altüst edebileceğini söylüyor size her seferinde, doruklara ulaşmak için çabanın gerekli olduğunu ve asla vazgeçmemeniz gerektiğini anlatıyor, şefkati; önemsenmeyi; duyguların karşılıklı olduğunda nasıl da mükemmel bir yaşama sürüklediğini hatırlatıyor, arzunun önemini kavrıyorsunuz, gerektiğinde nasıl sert olabileceğinizi, ya da yumuşacık bir insana nasıl dönüşebileceğinizi öğretiyor. Dünya üzerindeki hangi eylemde var bunca kendini öğrenme ve uygulama? Hiçbirşeyde.

Sevişin gençler sevişin, zevkine payidarı yoktur bu işin. "Neyzen Tevfik"
Öperim.
N.

5 Ekim 2012 Cuma

Goran Bregoviç'e

Üzgünüm Goran Bregoviç, gelemedim seni dinlemeye. Sağlığım yerinde olsaydı da param olmasaydı keşke, içmezdim bi bira ama seni yalnız da bırakmazdım, eşlik eder müziklerine bağıra çağıra söylerdim şarkılarını, hoplayıp zıplar verdiğin coşuyu sonuna kadar hissederdim iliklerimde.

Bir daha ki sefere söz veriyorum, kesinlikle geleceğim.
Seni seviyorum,
Öperim
N.

22 Eylül 2012 Cumartesi

2050 de Robotlarla Sevişeceğiz

Dün onca şehit haberleri, balyoz davasının sonuçlanması vs arasında bi haber vardır.

2050'de robotlarla sevişecek mişiz. Acaba bu eşimizi aldatmak olur muymuş falan filan.

1- Hükumet işi böyle götürürse 2050 yi görebilecek miyiz?

2- Bu robotlar her eve dağıtılacak mı yoksa genelev gibi bi yerde mi toplancak?

3- Duyguları olmıcak di mi? Biz kadınlar duygusalız bize diğer erkeklerden daha nazik davrandı; kadın olduğumu hissettirdi diye aşık olabiliriz.

4- Bizi dinleyebilcek mi? Tamam cinsel temas da önemli bizim için ama malesef konuşma ihtiyacımız da var ve bunu gidermek zorundayız, bizi dinlese iyi olur.

5- Her istediğimizi yapabilcekler mi?

6- Madem bişey yapıosunuz hakkını verin. Robotlara nasıl yükleyebilirsiniz bilmiyorum ama hassas noktalarımızı öğretin ama önsevişmeyi uzun tutan robotlar yapın, parmaklarını bedenimizin neresinde gezdirmeleri gerektiğini kendiliğinden bilsinler ve allah aşkına sevişirken konuşamasınlar yoksa normallerinden hiç bi farkları olmaz. Kahır çekmek istemiyoruz biz sevişelim bitsin gitsin, ne biz arkamıza bakalım ne de o.

Birleştirilmiş bi metal yığını, çamaşır makinesi gibi bişey, fakat sizinle konuşabiliyor, sizi anlayabiliyor, sizi öpebiliyor, size dokunabiliyor. İnsan nasıl hisseder ki kendini acaba? Aşık olmaz mı ona? Hayatın boyunca beklediğin, istediğin herşey bu erkekte var, robot olması birşey değiştirir mi? (yaş ilerledikçe performans düşüklüğü olmaz işte fena mı )

Haberi okuduktan sonra 62 yaşıma kesinlikle gelmeye ve bu deneyimi yaşamadan kesinlikle ölmemeye karar verdim. :D

17 Eylül 2012 Pazartesi

Lütenitsa Nasıl Yapılır - Görsel açıklaması ile birlikte

 Evde canım sıkılıyo, kitap okumak istemiyorum, fotoğraf çeksem kompozisyon yaratmak lazım; o kadar düşünemicem, sohbet etsek; zü bursada kardeşimin de beli ağrıyo e uyumak da istemiyorum bari lütenitsa yapayım dedim.

İki lütenitsa tarifi varmış, birinde domates fazla (yani bu tarif) diğerinde de biber fazla oluyormuş, ikisinin de lezzeti farklı.

Malzemeleri,
6 kg domates
2 kg kırmızı etli biber
1 kg
patlıcan
Yarım kg havuç
4 çay bardağı sirke (Benimki biraz ekşi oldu iki bardak koysanız daha iyi olur sanırım)
2 baş sarımsak
2 yemek kaşığı tuz
4 yemek kaşığı sıvı yağ
2 tatlı kaşığı toz şeker

Yapılışı,

Önce her şeyi tek tek yıkıyorsunuz. Biber ve patlıcanları közlemeniz gerekiyor, aslında ateşte közlense çok daha lezzetli olacak da imkanınız varsa. En azından patlıcanların ateşte közlenmesi taraftarı ve bu konularda yetenekli bir anne veya kayınvalideye sahipseniz işiniz çok daha kolay, gönderiyorsunuz ona, o közlüyor size.
Közlendikten sonra bir kabın içine aldığınız patlıcanları streçle sıkıca kapatıyorsunuz ki kolay soyulsun; benim patlıcanlar pek kolay soyulmadı da neyse :)
Yıkadığınız biberlerin başlarını ve çekirdeklerini çıkarıyorsunuz, iyice kuruluyorsunuz; fırın tepsinine folyoyu güzelce yerleştirip biberleri diziyorsunuz, folyo koymazsanız fırın tepsiniz mahvolur. 200 derecede 40 dakika pişiriyorsunuz biberleri, ilk yirmi dk sonra yerlerini değiştirirseniz çift taraflı közlenir benim gibi çıkarmaya beş dk kala çevirmek aklınıza gelmezse iyi edersiniz :D fırından çıkarınca onları da folyoyla bir güzel sarıyorsunuz. İsterseniz 10 dk beklesin isterseniz yarım saat hiç fark etmez ama daha fazla beklerse daha iyi soyulur diye düşünüyorum. Benim bazı biberler, çok aşık olduğunu yada çok sevişmek istediğiniz bir erkeği ne hızla soyduğunuzu farkında olamamanız gibi hızlı soyuldu, bazılarıyla ise iki saat uğraştım.
Havuçları yumuşayana kadar kaynatmanız gerekiyor, dk veremiyorum çünkü ben annemden hazır kaynamış şekilde arakladım yarım kg :P
Domatesleri yıkayıp kabuklarını soyuyoruz, ben biraz bu tarz şeyler konusunda kör cahil olduğum için aldığım domatesler resmen soyulmuyodu iki saatte zor soydum. Nerdeyse bir buçuk kilo vardı domateslerden attığım çöp, yarısı gitti domateslerin yani :D
Sarımsakları soyuyoruz.

Domatesi, patlıcanı, biberleri, havuçları ve sarımsakları hallettikten sonra geçiyoruz rondolamaya. Hepsini rondodan geçiriyoruz. Ben annemden aldığım 19 kglık tencereye koydum malzemeleri, domatesi döktüm ardından patlıcan biber ve havuçları. En büyük tipte kısık ateşte bir saat kaynattım, ara sıra karıştırarak ama yüksek ateşte sürekli karıştırarak da yapabilirsiniz. Bir saat sonra karışım balon balon kaynamaya başladığında sirke, sarımsak, tuz, sıvı yağ ve toz şekeri ekliyoruz. Ortanca tüpe alıyoruz ve yüksek ateşte bir buçuk saat sık sık karıştırıyoruz. Karışımın seviyesinin tencereye koyduğunuz noktadan daha aşağı inmesi gerekiyor 3-4 parmak kadar falan, yani suyunun iyice çekilmesi gerekiyor.

290 glık 14 kavanoza denk geliyor hemen hemen.
Kavanozları iyice yıkayıp kurutuyoruz, küflenmiş kapakları hiçbir şekilde kullanmıyoruz.

Lütenitsayı 1,5 -2 saat soğuttuktan sonra kavanozlara döküyoruz. sıkıca kapatıyoruz kapaklarını ve hepsini alacak büyüklükte bir tencereye önceden kaynama seviyesine kadar ısıttığımız suyun içine diziyoruz hepsini, suyun tüm şişelerin üstünü örtecek seviyede olmasına dikkat ediyoruz ve kaynatmaya başlıyoruz. Sudan kabarcıklar çıkmaya başladığından itibaren 20 dk kaynasın. Sonra altını kapatın ve istediğiniz zaman çıkarın.

Lezzetli oluyor.
Ben nasıl yapmışım kısaca seyredebilirsiniz :D












Sevgiyle kalın.
Öperim.
N.