21 Nisan 2013 Pazar

Andy

Spartacus Bitti. Hem de Andy'le bitti.

18 Nisan 2013 Perşembe

25 Oldum :D

Yeeeh-huuuu! :D

Bir 18 Nisan daha geldi. Yılın bu gününde mutlu olduğum kadar sadece Temmuz'un 30'unda mutlu olabiliyorum.
İçime sığmayan bir sevinç ve cuşku.. Tanımlayamıyorum mutluluğumu.

Bu yıl neler öğrendiğime bi göz atayım;
Başkalarının boyunduruğu altında yaşayamadığıma inan bir insanım, hele ki benden bilgisiz ve görgüsüz ise bu boyundurukçu iyice çığırımdan çıkıyorum. Pratikte de bunu bir kez daha yaşadım ve pekiştirdim, "Ben emir almaktan hoşlanmıyorum"
Siz her ne kadar iyi düşünürseniz düşünün insanlar hakkında, onlar fazlasıyla acımasız ve riyakar olabiliyorlar. Anlayamıyorsunuz belki, anlasanız da sesinizi çıkarmıyorsunuz çoğu zaman. Seyrettim ben hep o insanları, gözümün içine baka baka ne kadar sahtekar olabileceklerini haykırdılar. Ben mi kaybettim? Hayır. Geçmiş olsun, gelen gideni aratır gençler.

Bu yıl ne istiyorum biliyor musun?

Oldukça yaratıcı ve şahane evlilik fotoğrafları çekmek istiyorum.

Sağlam bir stüdyo kurmak istiyorum, iç çekim ve dış çekimler için ayrı ayrı hem de :D

Portre fotoğrafçılığında kendimi geliştirmek istiyorum.

Moda fotoğrafçılığında profesyonelleşmek istiyorum.

İnsanlarla daha iyi ve net iletişim sağlayabilmek istiyorum.

İşimi pazarlamayı öğrenmek istiyorum.

Daha çok kitap okumak, daha çok tiyatroya gitmek, daha fit olmak, daha güleryüzlü ve sakin olmak istiyorum.

İnsanlarla konular ve fikirler hakkında daha fazla tartışmak, düşünmeye daha fazla vakit ayırmak istiyorum.

Daha fazla para kazanmak istiyorum, ekonomiyi daha fazla döndürmek istiyorum bi yerde :D


Dipnot; Bu gün burnumu bile seviyorum :D o derece.

Dipnot2; Dede! doğumgünü hediyen 25 yaşına girdi. Oğlun 50 yaşında. Sen de 75 oldun bu yıl. Ben oraya geldiğimde pastamızı birlikte üfleyelim tamam mı? İyiki doğduk. Seni seviyorum.

Dipnot3; Seni seviyorum kardeşim. Sen şimdi çok fena kıskanmışsındır. Keşke sen de bugün doğsaydın da hep birlikte koç olsaydık :D

Kendimi seviyorum.
Sevgiyle kalayım.
Öpüldüm.
N.




15 Nisan 2013 Pazartesi

Sir Artur Conan Doyle - Sherlock Holmes / Ölümle Randevu

Geçtiğimiz çarşamba bitirebildim serinin ikinci kitabını, o da anca haftada bir İfod'a giderken metrolarda ne kadar okuyabildiysem. Değişiklik olarak Watson evlenmiş halde çıkıyor karşımıza :)

Sussex Vampiri

Watson'ın Holmes'u ziyaret ettiği bir gün bir pusula geliyor Holmes'a. Karısının vampir olduğundan şüphelenen bir adam tarafından gelen pusula Watson ve dostunu vampirer konusunda düşündürse de bu tarz şeylerin gerçek olduğuna inanmayan ikili olayı gayet basit bi şekilde çözüyorlar.

Kızıl Saçlılar Kulübü

Asıl olarak basit bir olayın aydınlanması için Holmes'a gelen bir adamı kullanarak, çok ustaca hazırlanmış bir banka soygunun aydınlanmasıyla ilgili bir hikaye. Holmes'un keskin zekası; farklı düşünme tarzı, olaylara yaklaşımı ve gördüklerinden elde ettiği çıkarımlar ona hayran bırakıyor insanı. Böyle bir insanın gerçekten yaşamış olduğuna inanasınız geliyor.

Bir Kimlik Vakası

Gönül meselesi için Holmes'a gelen bir kadının aslında sahip olduğu büyük mirasın başkalarına geçmemesi için annesi ve üvey babası tarafından oynanan ustaca oyunun çözümüyle alakalı bir hikaye.

Yüzü Yaralı Adam

Kocasının kaçırıldığını kendi gözleriyle gören bir kadın, kocasının akıl almaz sırrı ve Holmes'u bile şaşırtan ustalıktaki hikaye.


Boscambe Vadisinin Esrarı

Oğluyla tartıştıktan hemen sonra öldürülen bir adam. Kanıt olmamasına rağmen ufak tesadüfler nedeniyle babasının ölümünden sorumlu tutulan bir oğul söz konusu  bu hikayede. Oldukça eskiye dayanan bir serüvenin kötü sonu. Holmes'ün de dediği gibi açıkça görünen herşey işin aslı olmayabilir.

Wisteria Köşkü

Gerçekleşecek çirkin olaylar esnasında kandırılıp lehlerinde tanıklık etmesini planladıkları bir beyefendinin üzerine kalan cinayet söz konusu. İki farklı kıtayı ve birliği içeren ilginç olayı uzun bir zaman alsa da ustalıkla çözüyor Holmes.


Bohemyada Skandal

Holmes'un birçok konuda hayran kaldığı ve diğer kadınlara göre kendi için yerinin çok farklı olduğu İrene Adler giriyor işin içine bu hikayede. Ve bir de Bohemya asillerinden Kont Von Kramm.. İrene'nin Holmes'un düşünceleri tahmin edişi, tuzağa düşürüldüğünü anladığı an keskin zekasıyla avcısını av haline getirdiği, okurken tüylerimi diken diken eden ve Holmes'un burnunu sürttüğü için hafif de zevk aldığım şahane bir öykü :)

Mühendisin Baş Parmağı

İşinden çok da para kazanmayan bir mühendise bir gün büyük bir teklif gelir. İşe başladığında büyük bir suça bilmeden ortak olduğunu anlar, kaçmaya çabalar fakat başarısız olur. Esrarengiz birşey vardır ki kaçışında başarılı olmamasına rağmen henüz öldürülmemiştir. Holmes'e gider ve bu büyük kaçakçılık suçunu ortaya çıkarırlar.

Böcek Avcısı

Bir profesörü konu alıyor. Yaptığı dengesiz davranışları hatırlamayan adamı tedavi olması için ikna edilmek ya da rahatsız olduğu bir doktor tarafından kanıtlanmak zorunda. Watson'a iş düşüyor.

Kara Peter

Uzun bir geçmişe dayanan olay genç bi ekonomistle başlıyor. Ona yardım edeceğine dair söz verip bunun karşılığında ödülünü alan Kara Peter. Fakat bu paydan yararlanmak isteyen birileri daha var, Kara Peter'in canı pahasına hatta..

Bisikletli Takip

Büyük bir mirasa konacak genç bir kadın. Bu mirasa sahip olmak isteyen iki adam ve karşılıksız bir aşkı çözümleyen Holmes.

Son Olay

Holmes, büyük bir hırsızlık örgütünün elebaşı olan profesörle çatışmada. Ve en son Watson'un çıkarımlarına göre Holmes ve Profesör uçurumdan düşüp ölüyorlar.


Dipnot: Daha önce de bahsettiğim gibi, uzun zaman Holmes'ü yazan Doyle artık onu yazmaktan sıkılıyor; başka bir kahraman yaratmak istiyor ve Holmes'ü öldürüyor. Fakat işler umduğu gibi gitmiyor çünkü halk Holmes'ü fazlasıyla benimsemiş durumda. Ayaklanıp Holmes'ü onun öldüremeyeceğini, buna hakkı olmadığını  haykırıyorlar, tehditler savuruyorlar. O da devam etmek zorunda kalıyor :D

Artur nasıl yazmışsın ben bile gerçek olduğunu düşünüyorum Homes'ün :D
Öperim
N.


11 Nisan 2013 Perşembe

Bayanlar dikkat! Reebok - Easytone hakkında

Reebok -Eastone'u şiddetle tavsiye ediyorum.

Neredeyse 1 yıldır kullanıyorum. Yürüyüş yaparken, gezerken, şirkette aklınıza gelebilecek her yerde olabildiği kadar ayaklarımdan çıkarmamaya çalışıyorum.

İçerisindeki hava yastıkları nedeniyle ayakta durmanız zorlaşıyor hal böyle olunca da bacak kasları dengede durmak için çaba sarf etmeye başlıyor. Çok yürüdüğünüzde ayaklarına biraz ağrı giriyor ama bacaklarınızın çalıştığını da öyle bir hissediyorsunuz ki anlatamam. Bi süre sonra yeter artık diyebiliyorsunuz bacak kaslarınızın ağrısında. Tabi popo da fazlasıyla nasibini alıyor bundan.

Sağda solda, yok işe yaramıyor yok havası söndü diyenlere aldanmayınız. Faydasını kesinlikle görüyorsunuz.



Reebok - Easytone

Benimkiler tam olarak fotoğrafta görünen ayakkabılar ve siyah; gri tonlardaki elbiselerimle altına siyah bi kilotluçorap giyerek şahane şekilde kullanabiliyorum. Sırf spor kıyafetlerle kullanılmıyor yani :)


Sevgiyle kalın.
Öperim.
N.



10 Nisan 2013 Çarşamba

Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği - Ferhan Şensoy

Biliyorsunuz ki Tiyatro Haftası etkinlikleri içindeyiz hala ve dün akşam İsmet İnönü Kültür ve Sanat Merkezi'nde Ferhan Şensoy ve ekibi sahnedeydi; Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği ile birlikte.

Hukukengiz güldürü olarak geçiyor. Devletin içinde bulunduğu durumları öyle güzel özetliyor ki Ferhan bey, cesaretine ve uslubuna hayran kalmamak elde değil.

Videolarla desteklenmiş, birkaç dakika önce oyunun nasıl ortaya çıktığını seyrediyorsunuz sonra da oyunu.

Sahnede Ferhan Bey'in oturduğu sandalye ve gitar dışında hiç dekor yok. Peter Brook'a göre her boş alan sahnedir, oyuncu o boş alanda yalnızdır ve o alanı istediği gibi doldurabilir. Gerçekten çok da şahane doldurdular sahneyi.

Ülkemizin politikacıları, ülkemizin halkı, dış ülkelerin ülkemiz hakkındaki hevesleri hepsini öyle güzel ortaya koydular ki anlamamak için aptal olmak gerek. Hoş anlamayacak olan insanın o salonda ne işi var. Gelmez zaten, haksız mıyım?

                                                      Aç parantez(Ünlem)Kapa parantez


Ferhan Şensoy
Oyunun provaları da şahane, vaktiniz varsa okuyun derim;  http://www.ortaoyuncular.com/sezono.asp

Programları ve biletleri için de; http://www.ortaoyuncular.com/oyun.asp sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Oyunu seyredin derim.


Sevgiyle kalın,
Öperim.
N.



Dipnot;

Sahneye bir adam çıkıyor, upuzun boyu; incecik bacakları.. Sanırsın et yok hiçbir yerinde, yüzünde kırışıklıklar; saçlarında sayamadığım kadar beyaz. 42 yılını sahnelere vermiş, dile kolay tabi ama bi de ona sormak lazım. Onca yıl hem halka sevdir kendini hem muhalif ol. Yazarken halkın bilinçlenmesini sağla, olmadıysa sil yeniden yaz, sonra oyna. Onca hengame içinde evlen, iki de çocuğun olsun; onların sorumlulukları da omuzlarında..

Ben göremiyorum, sen de göremediğini söylüyorsun zaten. Haklısın Ferhan Abi, napacaksın şimdi o kavuğu?









6 Nisan 2013 Cumartesi

Rüyalar bilinçaltının dışa vurumudur

Dört bölümdü bu gece.

1- Doğumhanedeydim. Ben doğuruyordum, şaşkınlık içindeydim çünkü hamile olduğumun bile farkında değildim. Nerdeyse bi 5 aylık göbeğim vardı, çok tatlıydım ve az sonra ordan bi bebek gelecekti dünyaya. Mucizevi bir şeydi.. Masaya yattım, bebek doğdu ama ortalıkta hiç göremedim onu.

Biraz sonra yataktan kalktım, düşük yapıyordum, doktor sürekli yürümem gerektiğini söylüyordum; ben de yürüyordum. Yürüyordum ama ayakta durmakta o kadar büyük güçlük çekiyordum ki kelimelerle anlatamam, doğum yapmanın düşük yapmaktan daha kolay olduğunu düşünüyordum ve çok korkuyordum. En sonunda lavaboya girdim, ıkındım, ıkındım koca bir kan parçası halinde bacaklarımdan süzüldü minicik bebek.

2- Karşıda bir televizyon var, önümde de küçük bir erkek çocuğu duruyor. Başımı hafif sağa yatırdığımda gayet izlenen bir show programına Tolga'nın davet edildiğini gördüm, o an içimi büyük bir ızdırap kapladı. Ne acıydı görüp, dokunamamak ona. Acı içinde olduğum yere mıhlanmışken bi an önümde belirdi. Sırtı dönük. Bir kerecik olsun dokunmak için elimi uzatmaya bile korkuyordum, kalbim çok kırmıştı; ben de onunkini kırmıştım ama aradan geçen zaman unutturamıyordu onu bana ve çok özlüyordum. Ölecek gibi.

Yüzünü döndü, sadece yüzüme bakıyordu, hiçbir şey söylemiyordu. Kalbim yerinden fırlamak üzereydi, ona sarılmamak için kendimi öyle zor tutuyordum ki.. Düşüncelerini de duyuyordum, o da sarılmak istiyordu bana.. Sonunda dayanamayıp küçük çocuğu kucakladım, ona Tolga'ymış gibi sımsıkı sarıldım, kokusunu çektim içime, birkaç saniye sonra baktım ki Tolga da bana sarılıyor..

3- Kafam dağıldı, hatırlayamadım şimdi 3. rüyamı. Ama devasa bi binada geçiyodu.

4- İşe geç kalıyorum. Koşarak çıkıyorum ana caddeye. Dayıyor siyah captiva gövdesini caddenin sağına, içi bir yığın insan dolu. Bakıyorum, biraz daha bakıyorum ve binmiyorum araca. Gitmesini işaret ediyorum elimle. Özgürlüğümü kazanıyorum.



Bu sefer açık kalmamış hiçbir yerim. Terlemişim. Çok uzun zaman önce araştırmıştım, öyle benim atıp tuttuğum gibi değil yani olay;  ne fazla sıcaktan ne de fazla soğuktan rüya görmüyor insan.

Her şey tamamen bilinçaltı.
Senin yapamadığını, gece yapmışsın gibi gösteriyor bilinçaltın; söyleyemediğini söylemişsin gibi.
İhtiyacı var bilinçaltının bunları yapmaya ama sahibi olan kişi yapmıyor; o da; sen uyanık halde benim istediklerimi yapmazsan ben de uyurken sana bir bir yaptırırım bunları diyor.
Ve bilinçaltı rüyalarla ortaya çıkıyor.

Kendinizi anlamakta, tanımakta güçlük çekiyorsanız başınızı hafifçe rüyalarınıza çevirin.


Rüyalarla kalın.
Öperim.
N.

30 Mart 2013 Cumartesi

Geçen yılkinden farklı düşünmüyorsan, değişmiyorsun

Lisedeyim.
Diğer günler gibi normal bir günde okula geldim. Sürekli her yeri karalanan duvarlara a4 boyutunda kağıtlarla sözler asmışlar. Kime aitti hatırlamıyorum, sonra da merak edip araştırmadım.

Geçen yılkinden farklı düşünmüyorsan değişmiyorsun gibi birşeydi. Beni oldukça etkilemişti.Ben her geçen gün kendime hep yeni şeyler katmaya çalışırdım ama o zamandan sonra bunu farkında olarak yaptım.

Mesela,
Acı çekmeyi öğrendim; acıdan kurtulmayı, isteyebilmeyi öğrendim; sonra reddedilmeyi, reddedilmenin nasıl bir his olduğunu öğrendim; sonra onunla başa çıkmayı, kırılgan ve alıngan bir yapım var erkekler konusunda çok sıkıntı çektim sonra erkeklerin düşünce yapısını öğrenmeye başladım; sonra da ona göre davranmayı..

Yalnızlığı öğrendim; yalnız neler yapabileceğimi; yalnızlıktan sıkılmamayı, genelde egosu fena şişik insanlar var çevremde çıkardığım sesi duymuyorlar çünkü ben konuşuyorum onlar haykırıyor; kendimi dinlemeyi öğrendim; kendimle konuşmayı; sonra kendime fikirler vermeyi..

Yardım çağrılarıma kimse yanıt vermez benim. Çünkü hepsinin hep işi var, kendi dertleri, kendi heycanları, kendi hayatları. Ben de hayali benden yardım istemeyi öğrendim, kendimle kendime sarılıyorum, okşuyorum başımı sanki gerçekten bir tane daha varmış gibi hissediyorum benden. Eskiden içine kapanık bir insan değildim, sanırım şimdi de değilim sadece içime dönük olmak zorunda kaldım, insansızlıktan.. İnsanların arasında insansız yaşamayı öğrendim.

Güven duymanın %100 den başlayıp yavaşça düşeceğini savunurdum, %0 dan başlayıp yavaş yavaş yükseltilmesi gerektiğini öğrendim.

Öğreniyorum hep, devam da edeceğim öğrenmeye her geçen yıl ama yalnızlığımın önüne geçemiyorum. Ne yapsam yalnızım.

N.

28 Mart 2013 Perşembe

Sevgi ve Aşk arasındaki fark

T- Sence aşkla sevgi aynı şey midir Tatlım?

B- Bence kesinlikle değil.

T- Sebep?

B- Sevgi biraz masumdur, şefkatlidir. Cana yakındır, anne gibidir. Sakin ve sevecendir.
Aşk, tutku doludur; şehvetlidir. Acımasız ve bencildir aşk; arzuludur, hırçındır.

T- Hiç bu kadar keskin ayrımlar yapmamıştım, aslında düşününce gerçekten mantıklı.

B- Ben de düşünmemişim sanırım daha önce bu konuyu, sen şimdi aniden sorunca belirdi aklımda. Bak sana bir de tespitimi söyleyeyim.

T- Zevkle dinliyorum.

B- Türk toplumu ve geleneksel olarak bize yakın yetişmiş toplumlar için konuşuyorum. Evliliklerini düşünsene bi...

Aşık olduklarıyla evlenmezler, sevgi duyduklarıyla evlenirler. Çünkü ne kadın ne de erkek; eşinin şehvet yüklü bir varlık olmasını pek istemez; eş dediğin masum olur şefkatli, sevecen sevgili yani aşklı değil.

Aşık olduklarıyla evlenmekten çekinirler çünkü onların onu şehvetli buldukları gibi başkalarının da aynı şeyi görmesinden korkarlar, "Oooo, senin eşin de fena çekici" mutfakta düşünülmez, bahçe işleri yaparken düşünülmez şehvetli, tutkulu, arzulu eş; sevişirken düşünülür. Toplum da kaldıramaz bunu.

Halbuki beyinsel bir şeydir. ".. her insan kafa yapısı kadar, bilinç yapısı kadar algılar, anlamlandırır, duygulandırır. "der Faruk Atalayer.


Hariksın N.
Öperim.
T.







27 Mart 2013 Çarşamba

Ben Bertolt Brecht

Geçenlerde festivalde de gelmişti Ben Bertolt Brecht, ve ben Marx'ın Dönüşüne bilet bulmuş fakat ona bulamamıştım. Bal sürmüşler kesin bana. Çok sevgili belediyemiz, tiyatro haftası nedeniyle oyunu ayağımıza getirdi.

Tek kelimeyle muhteşem bir oyun.

Bozuk düzeni, düzen içindeki karmaşaları, halkın düşük gelirli kısmının duygu ve düşüncelerini; yüksek gelirli kısım tarafından nasıl görüldüklerini her zamanki gibi tüm çıplaklığıyla sermiş önümüze Genco Bey.

Oyun neredeyse her cümlesiyle sarsıyor insanı, silkeleyip kendine getiriyor. Her gün gerçekleştirilen ve istemediğimiz onca şey var fakat hiç birine sesimizi çıkarmıyoruz. Böyle adamlar, böyle oyunlar bizim sesimiz; aydınlık yanımızlar.

İyi insanlar olmayın diyor sahnedeki Brecht; iyi insan olmanız hiçbir şeyi etkilemez, iyi insan olarak hiçbir şeyi değiştiremezsiniz; düşündüğünüzü savunun. Bırakın sizi sevmesinler hatta nefret etsinler ama evlerine gidip rahat koltuklarına uzandıklarında "Ne demek istedi lan bu" demelerine neden olabilecek düşünceler savunmanız bir kişiyi iki kişi sonra da tüm toplumu değiştirebilir.

Dünyayı siz mi kurtaracaksınız? Evet.

Bi yerden başlamak gerekmez mi?





Bu arada mutlu yıllar Genco Bey; uzun uzun yaşayıp bizi daha çok düşündürün.

Sevgiyle kalın.
Öperim.
N.

2 Mart 2013 Cumartesi

20. İzmir Avrupa Caz Festivali (4-20 Mart)

20. İzmir Avrupa Caz festivali Afiş yarışmasını Göze Ekim yukarıda gördüğünüz şahane afişle kazandı bu yıl.


Afiş kadar festivalin de şahane olacağına eminim. Konserler Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde (AASSM), seminerler ve atölye çalışmaları ise İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı'ında (İKSEV).



4-20 Mart AASSM Alt Fuaye
11. “Caz Festivali Afiş Yarışması” Sergisi
4-20 Mart AASSM Doğu-Batı Kanat Galerileri
“Cazın Büyüsü” Aykut Uslutekin Fotoğraf Sergisi
4 Mart, Pazartesi AÇILIŞ KONSERİ
20:30 AASSM Konser Salonu
KEREM GÖRSEV THERAPY PROJECT
&
FESTİVAL YAYLILARI

Alan Broadbent, şef
Ernie Watts, saksafon
Kağan Yıldız, kontrbas
Ferit Odman, davul
6 Mart, Çarşamba
20:30
 AASSM Küçük Salon
YURI HONING ACOUSTIC QUARTETYuri Honing, tenor & soprano saksafon
Wolfert Brederode, piyano
Mark Haanstra, bas
Joost Lijbaart, davul
7 Mart, Perşembe
20:30
 AASSM Küçük Salon
DAVID HELBOCKTRIO
David Helbock, piyano, elektronik, perküsyon
Simon Frick, keman,elektronik
Reini Schmölzer, davul,perküsyon
9 Mart, Cumartesi
20:30
 AASSM Küçük Salon
EDMAR CASTANEDA TRIO
Konuk Solist: Andrea Tierra

Edmar Castaneda, arp
Marshall Gilkes, trombon
Rodrigo Villalon, davul
Andrea Tierra, vokal
12 Mart, Salı
20:30
 AASSM Konser Salonu
MARCIN WASILEWSKI TRIO
Marcin Wasilewski, piyano
Slawomir Kurkicwicz, bas
Michal Miskiewicz, davul
13 Mart, Çarşamba
20:30
 AASSM Küçük Salon
PABLO HELD TRIO
Pablo Held, piyano
Robert Landfermann, bas
Jonas Burgwinkel, davul
14 Mart, Perşembe
20:30
 AASSM Küçük Salon
FRANÇOIS CORNELOUP TRIO
François Corneloup, saksafon
Hélène Labarrière , kontrbas
Simon Goubert, davul
18 Mart, Pazartesi
14:00
 İKSEV Salonu
Seminer: “Kontrbas: Hazine Sandığı”
Konuşmacı: Francesco Martinelli, caz tarihçisi
Ücretsiz / Tercüme edilecektir
20:30 AASSM Küçük Salon
AÇIK SAHNE
Tamer Temel, saksafon
Tolga Bilgin, trompet
Engin Recepoğulları, saksafon
Evrim Özkaynak, vokal
Devrim Yeşilpınar, piyano
Sercan Kerpiççiler, trompet
Can Ercan, gitar
Halil Çağlar Serin, bas
Barış Tunçel, bas
Olgun Açar, davul
İbrahim Azman, davul
Davetiyeli / AASSM Gişesi’nden alınabilir
19 Mart, Salı
20:30
 AASSM Küçük Salon
AÇIK CAZ ORKESTRASI
Final Konseri
Davetiyeli / AASSM Gişesi’nden alınabilir
20 Mart, Çarşamba
14:00
 İKSEV Salonu
Seminer: “ İspanyol rengi: Caz ve Latin-Amerikan müziği”
Konuşmacı: Francesco Martinelli, caz tarihçisi
Ücretsiz / Tercüme edilecektir
20:30 AASSM Konser Salonu Kapanış Konseri
MAURO GROSSI QUINTET
Mauro Grossi, piyano
Claudia Tellini, vokal
Nico Gori, klarnet, bas klarnet, alto saksafon
Ares Tavolazzi, kontrbas
Walter Paoli, davul, perküsyon
ATÖLYE ÇALIŞMALARI
Tüm atölyeler İKSEV Binası’nda gerçekleşecektir.

4 Mart KEREM GÖRSEV
5 Mart YURI HONING ACOUSTIC QUARTET
7 Mart DAVID HELBOCK
9 Mart EDMAR CASTANEDA
12 Mart 11.00-13:00 MARCIN WASILEWSKI TRIO
14 Mart 11.00-13:00 PABLO HELD TRIO
17-18-19 Mart Açık Caz Orkestrası Atölyesi “MAURO GROSSI QUINTET”


http://www.iksev.org/izmir_caz_prog_2013_tr.php


Kulaklarımız bayram edecek gibi görünüyor.
Sevgiyle kalın.
N.

1 Mart 2013 Cuma

Gaziemir Özgür Sanat Gecesi


2 Mart 2013 Cumartesi günü, Atatürk Kültür Merkezi'mizdedir etkinlik. Eminim çok şahane olur. Şu tiyatrolara konan anlamsız yasaklar, kültür ve sanattan caydırmak için yapılan baskılar..

Bu konularda Orhan Alkaya ve Şafak Pavey'in düşüncelerini dinlemek istemişimdir hep.

Ben alt yazı geçerim size fakat gelebilecek olanlar gelse iyi olur.

Özgür kalın.
N.
 

23 Şubat 2013 Cumartesi

Kepeğe Kesin Çözüm (Mutlaka okuyun)

İlkbahar ve sonbahar aylarında dökülen saçlarımdan muzdaribimdir ben. Ve;
Kış aylarında baş edemediğim kepekten. Kış mevsimi boyunca İzmir'e bir damla kar yapmaz ama ben hep bembeyazım.

Şahsen rahatsız olmuyordum fakat son bikaç haftadır, saçımın ne kadar kepekli olduğu konusunda birçok kişiden ikaz aldım; hayır sanki benim elimde de.. Ne kadar kepek şampuanı varsa hepsini kullanmışımdır ama sonuç değişmedi. Bunun kepek olmadığını sıcak sudan kaynaklı kafa derimin kabardığını söyleyen de oldu ki gayet mantıklı bence, çünkü nerdeyse 100 derecede banyo yapacağım kışın; bayılıyorum sıcak banyoya ben napayım.

Geçen haftanın sonunda kuaför bi arkadaş "Karbonatla yıkar mısın lütfen saçlarını Tatlım." dedi, lakin ben erteledim; ta ki dün geceye kadar.

Evde yok karbonat, çok sevgili yengeciğimden istedim, iki çay kaşığı kadar varmış verdi, saat de gece 00:30 civarı, yarın iş var; yorgunum ama kararlıyım yıkıcam saçımı. Yıkadım. Şimdi sabah saat 10 ve saçımda inanın kepek ya da deri pulu; ne diyorsanız deyim, hiç bişey yok.

Yani; Saçınızı yıkarken, elinize aldığınız şampuana 4-5 kaşık karbonat atın ve saçlarınızı öyle yıkayın. Kepek'ten eser kalmayacak. Tecrübeyle katiyen sabittir.

N.

Dipnot: Şampuanlar falan traş :D Yazık, inanıp almayın. 

20 Şubat 2013 Çarşamba

Kapısız Tuvalet

Böyle büyük bi binadayım. Sırtımda çantam, nerden geliyorum ya da nereye gidiyorum hiç hatırlamıyorum. Her taraf yabancı öğrenci dolu onu hatırlıyorum sadece.

Bi koridordan sağa dönüyorum, ce cee işte tuvaletler; fakat kapıları yok ve herkes kapısız tuvaletlerde yapıyor ne yapacaksa. :) kadın erkek de karışık üstelik.
Canıma minnet, nolacak; bence sıkıntı yok, ben elalemin orasına burasına bakacak değilim, ola ki baktım; adam benim mi olcak yoo, üstelik benim ruhum da vücudum da aç değil arkadaşım, ikisini de doyuruyorum.

Üç tuvalet var, ortadakine gireceğim çünkü diğerleri dolu. Solda, herkesi izleyen, uzun boylu, sarışın, ukala bi alman var; durup durup gülüyor, sinir ediyo beni. Neyse diyorum tam giriyorum japon bi genç durmuş tuvaletin içinde, yaslanmış duvara, kapı olması gereken ama olmayan yerden dışarı bakıyo, tutup kolundan atıyorum, alman hemen alıyo bunu yanına birlikte gülüşmeye başlıyolar, meğer arkadaşlarmış.

Pantolonumu indirsem mi indirmesem mi diye düşünüyorum, çünkü sinir oldum şu çocuklara; o esnada Gökmen geliyor, veriyor sırtını bana, kapı görevi görüyor tuvalete. Sen merak etme diyor. Oh diyorum, rahat rahat yapıyorum tuvaletimi ve açıyorum gözlerimi.



N.



Kütahya'da Panayır

Kütahya daydık kardeşimle dün sabah. Sabahın 5 inde bi yer arıyoruz; neresi olduğunu hatırlamıyorum. Bir göbekten üç yola ayrılan bi nokta yanında yaşlı bir adamla, Alp'i görüyorum, sırtından görüyorum ama o olduğuna eminim. İşi gücü vardır, İzmir'de görüşürüz diyorum seslenmiyorum. Devam ediyoruz yolumuza.

Akşam büyük bir panayır var şehrin meydanında ve her yer hem boz gibi hem de sıcacık. Tabi ısıtan şey eğlence ve coşku sadece; hava kesinlikle ısıtmıyor. Meğer panayırın organizatörleri Alp ve yanındaki adammış; aynı zamanda bi belgesel mi sinema mı ne çekmeye gelmişler buraya; ondan tam emin değilim. Bayağı bi lafladık.

Ben diyor bunun deli gibi eğitimini aldım kaç yıl. Öyle kıçı kırık adamlar geliyor, ne okumuş ne bişey; yapmaya kalkıyor bu işi. Olmaz efendim diyor. Oldukça sağlam saydırıyor. Aslında ben de bunu yapmak istediğimi söylüyorum, senin bir birikimin var ama yine de çok zor; çok okumalısın, çok seyretmelisin diyor, bu arada yürüyoruz; yapılan panayırın ve yakılan ateşin karşısındaki halk binasına gidiyoruz, orda konaklamışlar birkaç gün, eşyalarını toplayacak ve saat 12 civarı gidecek. Halk binası neresi biliyor musunuz? "Dallas of the Flora" Alp'in kaldığı daire de Osman'nın yaşadığı ve terk ettiği daire.

Hazırlığını tamamlıyor, o hemen gidecek; biz ise biraz daha kalacağız. Sımsıkı sarılıyoruz, garip bir şey oluyor, açıklayamıyorum. Ardıma bakmadan ve bir daha görüşmeyecekmişiz gibi çıkıp gidiyorum kapıdan. O benim çok sevgili bir arkadaşım; hiç değilse farkı zamanlarda da olsa aynı yoldan aynı şekilde geçtik.



N.

Sebzeli Noddle

 Anladım ki bir blogun gideri yemeksel şeylerle olacak. Hadi tarifi okuyun ve çıkın burdan.


1- Bulabiliyorsanız çin makarnası (büyük marketlerde bulunur genelde 3m migros veya kipa gibi-gerçi sizin oralarda kipa var mı bilmiyorum ama zaten yahudilerin onlar almayın ordan- )bulamazsanız gidin bi mahalle bakkalına bi paket makarna alın, marketler yerine küçük işletmelerden alışveriş yapın ki onlar da kazansın; marketi olan adamın zaten parası vardır di mi?
2- 2 ad havuç
3- 1 ad kabak
4- 2 ad yeşil biber
5- 1 ad kırmızı dolmalık biber
6- 1 ad yeşil soğan (evde yoktu bunu yaparken ben koymadım, sıkıntı olmuyor)
7- 1 kaşık sıvı yağ
8- İstediğiniz kadar tuz
9- Soya sosu
10- En önemlisi vog tava :D

Yapılışı,
1- Bulabildiyseniz çin makarnasını, bulamadıysanız da bildiğimiz makarnayı; içine yağ koymadan istersek tuzla  haşlıyoruz.
2- Havuç, kabak, yeşil ve kırmızı biberleri yıkadıktan sonra boydan ikişer parçaya bölüyoruz. Sonra boydan kestiğimiz parçaları bu sefer enine, hemen hemen eşit şekilde 3e bölüyoruz ve parçaları uzun ve ince şekilde doğruyoruz. Özellikle havuçları yarım cm kadar ince doğrayın ki iyi pişsin.
fotoğrafını çekmedim ama çizdim bakınız :D
3- Biz bunlarla uğraşırken makarna haşlanmıştır, suyunu süzüp bi kenara bırakıyoruz.
4- Vog tavamıza bir kaşık kadar sıvı yağ koyuyoruz ve yağ iyice kızınca içine doğradığımız tüm sebzeleri aynı anda boşaltıyoruz. Harlı ateş diyolar galiba, yani en yüksek ateşte bi 4-5 dk kadar sürekli karıştırarak kızartıyoruz, isterseniz bunlara da tuz atabilirsiniz. Sonra 4-5 kaşık kadar soya sosu döküyoruz, 1-2 dk da onunla birlikte karıştırıyoruz malzemeleri.
5- Kızaran ve soya sosuyla azıcık haşlanan malzemenin üzerine suyu iyice süzülmüş makarnaları boşaltıyoruz, yarım dakika daha tutuyoruz ocakta ve sonra alıyoruz.
6- Servis ediyoruz, yiyoruz. Yanında bir de güzel ayran yaparsanız şahane olur.
Not; Baharat kullanmıyorum ben hiç, sebzelerin o güzel kokusunu ve soya sosunun tadını alma ihtimali çok yüksek çünkü.


Dipnot; İzmir'de şahane Noddle yemek istiyorsanız; sebzelisinden etlisine, deniz ürünlüsünden tavuklusuna.. tek bir yere gidiniz; Chickinn. Alcancak gazi kadınlar sokağının karşısında.

15 Şubat 2013 Cuma

Rammstein - Engel



Müziğin tınısı, ritimler fazlasıyla uyumlu ve mükemmel değil mi?

Zevkle dinliyorum bu adamları, daha albüm nerdeyse ilk çıktığından beri biliyorum bu şarkıyı; gelin görün ki klibini hiç izlememiştim; teknolojiden biraz uzağım sanırım.

Yalnız çok isabetli bişey yaptığımı düşünüyorum adamların kliplerini izlemeyerek. Misal bu klibi izleseydim, görüntüye odaklanacağımdan hem şarkıdan tiksinecektim hem de bu mükemmel tınıları yakalamakta zorlanacaktım.
N.

14 Şubat 2013 Perşembe

LuxuryShoppers 'a Sesleniyorum.

Love is... Love is... yazıyorsunuz sürekli bugün. Ben de söyliyim bi tane;

"Aşk, seviştikten sonra birbirine sırtını dönmemek, sarılıp uyuyabilmektir. "

N.

13 Şubat 2013 Çarşamba

Kadınlar..

D&;R 'ın en çok satanlar listesinin ilk 5inde; 1- Düğümlere Üfleyen Kadınlar 5- Sessiz Kadınlar...

Bu da şunu gösterir sevgili okurlar; kadının konumu, kadının gücü, kadının seksapalitesi her ne boku yüksek olursa olsun, ataerkil yaşam tarzı devam ettikçe kadının asla değeri olmayacak.

Hadi diyeceksiniz bilgisiz kesim kötü şartlarda yaşıyor, hırpalanıyor vs. şu yukarıda gördüğünüz sıralama bilgisiz kesimin sıralaması değil, dikkatinizi çekerim; gayet bilgili, değilse bile bilgilenmeye çalışan, kendini eğiten kesimin sıralaması.

İnsan korkunun ne demek olduğunu bilmezse korkmaz. Hırpalanmanın, hor görülmenin, küçümsenmenin, sessiz kalmanın ne manaya geldiğini bilmeyen kadın da adı üstünde böyle bir şeyin varlığından haberdar olmaz, alıp o kitapları okumaz. Bilmez çünkü terimlerin ne hissettirdiğini.

Kadın her ne olursa olsun, cahil de olsa, fahişe de olsa, zengin de olsa, profesör de olsa erkelerin asla sahip olamayacağı bir şeye sahiptir, doğurganlık. Malesef bu bizi her daim üstün kılıyor. Yaşamı, yaşamın değerini erkeklere nazaran daha iyi biliyoruz, o duyguyu yaşıyoruz çünkü. Kaybetmenin acısını, kazanmanın sevincini daha coşkulu yaşıyoruz, çok konuda duygularımız daha yoğun, bunlar da doğurganlığın getirileridir. Merhametli olmak, bağışlayıcı olmak da ona keza.

Yıprattığınız, dinlemediğiniz, başını okşamadığınız kadınlar olmazsa siz bi sike yaramazsınız sevgili erkekler, aklınızda olsun diye söyledim.

N.

Derya ölmüş.

Gözleri bi açtım Derya'ların üç katlı bi evi vardı, üçüncü kattayım ve Derya'nın odasından içeri giriyorum. Oda aslında aynı eskisi gibi ama her şey yer değiştirmiş. Tek boy bi kitaplık vardı o üç boy olmuş ve içinde çiçek böcek, peluş ya da bikaç tane aşk meşk kitabı değil de böyle bildiğin sapasaplam devrimci kitapları var.

Denizler, Mahirler falan.. Boy boy sıralanmış kitaplar, dergiler, gazeteler. Yani belli ki odayı Deniz Abla işgal etmiş. Derya'yla alakası yok bu odanın.

Bi an aklıma Derya'nın bi kaç gün önce öldüğü geliyor.. tam o an da annesi beliriyor karşı koridordan, fark ediyor beni ve yürümeye başlıyor bana doğru. Herhangi bir açıklama yapmama gerek kalmadan sarılıyor bana (zaten onlara girerken kapıyı değil o pencereyi kullanıyordum normalde, ondan bişey demedi herhalde diyorum içimden) Ağlıyoruz neden öldü diye, biraz sohbet ediyoruz ve Deniz Abla geliyor içeri, bi anda kardeşim de beliriyor yanımızda.

Ufak bi sohbetten sonra yine ağlamaya başlayacakken Deniz Abla kalkıyor, ben ağlamayacağım diyor ve başlıyor oynamaya. Delirdiğini düşünüyorum, kardeşime bişey olsa ben bikaç gün sonra bile ayağa kalkabilecek vaziyette olmam diyorum kendi kendime.

Ve kapatıyorum gözlerimi.
Sevgiyle kal Deniz Abla..
N.

Dipnot; Ben neden bu sıkıntı yaşadığım, görmek bile istemediğim insanları hep rüyalarımda görüyorum. Bana kalsa, konuşmamayı yeğlemezdim onlarla, ama kendileri istediler. Zaten iki kişiler. Şimdi hatırladım, bana hep ikisi derdi, sen herkesi kendin gibi sanıyorsun, insanlar çok pis falan diye, kezban derya senin için hiç iyi arkadaş değil dersi derya da kezbandan uzak dur o çok sinsin çok kurnaz derdi. Birbirilerini ne kadar iyi tanımşılar :D

11 Şubat 2013 Pazartesi

Küfürlü yazmak mı lazım?

B: Bak az önce küfürlü küfürlü konuştum, içim içimi yedi.
Ben tiyatroyu çok severim.
Hayır yani hayran olduğum bu sanat bile küfür kıyamet giderken - ki doğalı ve özgünü bu bence- ben niye kendimi kasıyorum aman küfretmiyim diye anlamadım.

+18 miyim ben? Evet biraz +18'im hatta biraz fazlayım belki ama doğalım, huyum bu ben napayım. Küfürlü müfürlü yazmıcam diye kaç gündür yazmıyorum.

R: Burası stres tahtası gibi bişey böbeğim, yaz. Kim okursa okusun kim olduğunu anlarlarsa anlasınlar siktir et. Allah allah, ben mi öğretçem bunları sana. Öpüşçekmişin ama ağzın kokuyomuş gibi davranıyosun.

Dağıl şimdi.

R.