27 Haziran 2011 Pazartesi

Wisconsin Dells - İzmir

İzmir'desin, Haziran 27; yazın ortası olmalı ve deli sıcaktan kavrulmamız gerekirken bu kıç donduran soğuk niye? Ben hiç mi buz gibi bira içemeyeceğim?

Bu soğukta diken diken olacak bir tüyüm bile yok, ne cesaret; helal olsun bana. Kendimle gurur duydum bu akşam.

Seni çok özledim Vlat.

+1 Yıl, Özlemek varken, tüm çırpınışlar çaresiz.

Ufaklığımdan beri hayatımdaki hemen herkesin doğum gününü öğrenmiş ve burcuna göre, “Şu şunu yaparsa kızmamak lazım, e doğasında var napalım.” Derdim. Hepsinin de doğum gününü kutlar şaşırtırdım onları, nerdeyse 365 gün kutlanacak bir doğum günü vardı. Mutlu olduklarını hissederdim ve ben de haz duyardım onlara bunu yaşattığım için. Sonra baktım ki nerdeyse 10-15 yıla yakın hep doğumunu kutladığım insanların beni pek umursadığı yok. Başlarda karşılık beklemezdim yani son iki yıla kadar, sonra “Bu insanlar hiç mi merak etmez, bunca yıl tek bir sefer kaçırmadım; insan biraz nezaketli olup bana da bir mutlu yıllar demez mi?” diye düşünmeye başladım. Çok da bir önemi yoktu belki kutlamalarının ama, nezaket bekliyordum işte. Vazgeçtim bu işten. İki yıldır bana yakın nerdeyse sadece 9 kişiden başka hiç kimsenin doğum günü umurumda değil. Hatta baktım kim hiç kaçırmadığım doğum günlerini artık hatırlamakta zorluk çekiyorum.

Hepimiz büyüyoruz, farkındalıklarımız gelişiyor, değişiyor; eskiden müthiş önemli olan şeylerin artık hiçbir ehemmiyeti yok. İnsanlar unutuluyor, yaşanmışlıklar, paylaşılmışlıklar unutuluyor.


Haziran 9’dan beri içtiğim biralar öyle acı ki.. Arpası Ankara’nın mıdır, İstanbul’un mudur Yoksa özlemenin midir bilmem.


Sevgi, sağlık ve güvenle kal Vladimir Valentinov Sergeyev.

Seni çok seviyorum.

Nadejda Svetoslavova İvanova 

24 Haziran 2011 Cuma

Kadınlar Erkekler İlişkiler ve Çelişkiler - Kaan Erkam


Geçen gün bir mail geldi Grupfoni’den. Fransız Kültür Merkezi’nde bi oyun varmış(Bizim kendi insanımızı ağırlıcak Kültür Merkezimiz yok da Fransizlar ağırlayıveriyor..) Daha önce ne yalan söyleyeyim adını duymadığım ya da dikkat etmediğim bir adam yazmış; Kadınlar Erkekler İlişkiler ve Çelişkiler. Bi de bi not: yazan ve sahnede iki saat ter döken ben gibi birşey. Ben zannediyorum adam da oynuyor, ekipte 3-4 kişi falan var ha diyorum kesin bi kadın oynayacak da, kaç erkek oynayacak acaba? Bilet %60 indirimli. 25 TL yerine 10 TL olmuş, kaçar mı? Zaten Devlet Tiyatrosu da perdelerini kapadı, koca kış topu topu dört oyuna gidebildim; iş çıkışlarım çok geçti o sıralar hep ağlardım gene gidemicem oyuna diye, en son Mart’ta gitmişim Jeanne D’arc’ın Öteki Ölümü, harika oynamış Şebnem Doğruer. Ha sonra gitmedik mi oyunlara gittik tabi ama Devlet Tiyatrosu gibi olmuyor, giriş uzuyor çıkış uzuyor, oyunda konuşan, telefonu çalan, hatta oyun ortasında kapıdan içeri giren… ne ararsan, o nedenle Devlet Tiyatrosu’nun disiplinini çok seviyorum..
Dün oldu gittim F.K.M’ye. 5 dk kalmış oyuna içeri gireceğiz tam, önümde Harley Devitsın gömlekli bi adam gidiyor bi de deri ceket var üstünde, iri yapılı sakallı bişey. Ben hayvani bir ön yargıyla “Helal olsun adama, kim buna Tiyatro seyredecek tipi var diyebilir” diye düşünüyorum içimden. Kapıda Grupfoni’den bilet alıp rezervasyon yaptırmayan arkadaşlar ve görevliler arasında çıkan sürtüşmeler uzadı ve oyun anca 21:00’ doğru başlamış bulundu

Sahneye bi adam çıktı önce. “Bir sanatçı böyle mi karşılanır” dedi girdi içeri yeniden çıktı. Konuşuyor, hayatından; oğlundan bahsediyor, çok eğlenceli şeyler anlatıyor ve ben kendi kendime yine “Bunları bu kadar eğlenceli anlatıyorsa kim bilir oyun ne komik olur” diye düşünüp artık başlaması için yalvarıyorum. (23:38’de salondan ayrılana kadar başlamadı oyun :D) belki kahkahalar içinde bi on dk geçtikten sonra fark ediyorum ki bu, dışarıdaki harley devitsın gömlekli deri ceketli oyunu izlemeye gelen adam? Ön yargıma bak :D Bu tip tiyatro seyretmeye gelmiş vaaay derken adam oyuncu çıktı. J Sonra “Sanatçı böyle mi karşılanır” tripleri sanatçı böyle karşılanmaz evet  ama aynı zamanda sanatçı dediğin da senin gibi insanların arasında fink atmaz, kuliste saklanır; kaçar halktan; normal insan sandık seni napalım, sana yanlış öğretmişler. :D

Gülmekten kendime zor geldim. Koç burcunu bir anlattı, ben bu adamla bişey yaptım da haberim mi yok dedim resmen :D Bi insan hiç beni bu kadar net tanımlamamıştı açıkçası :D . Baba dedim büyüksün, çok görmüş geçirmiş bi adam besbelli. Tecrübeleri oldukça sabit.

Şiddetle tavsiye ediyorum ha biz özgür bi kent olduğumuz için bize sansürsüz oynadı, size nasıl oynar bilmem ama bilgilerini vereyim, imkanınız varsa gidin; hem de koşarak :D




http://www.kaanerkam.com/

http://www.odatiyatrosu.com/flash.html

Saygıyla Eğiliyorum Kaan Erkam.
Teşekkürler

21 Haziran 2011 Salı

..


Durduramam kendimi bazen içimde deli gibi ağlamak isteyen bir şey sürekli dürter beni. Nedenini bilemem ve rahatsız eder beni bu şey. Nedenini bilmediğim için çaresini de bulamam maalesef. İçimi sıkıştırır, özellikle göğüs kafesi kısmımı; nerde geleceği hiç belli olmaz bu şeyin; hiçbir açıklaması yoktur. Yalnızlık mı? Özgürsüzlük mü? Belirsizlikler mi? Yaşayabilmek için içinde bulunduğum zamanı yaşayamamak mı, ya da hissedememek mi yaşadığımı? Sıkışmak mı, arzularım ve insanların o arzularımı tabuları nedeniyle onaylamaması arasında? Bugünün tadını çıkarmak varken geleceği düşünmek mi? Ne istiyorum? Neden var yüreğimdeki bu sıkışıklık?

Ne güzel özetlemiş Sebahattin Ali;
..
“Anlayamam kederimi, bir ateş yakar derimi”
..
“En sevgili emellerim, önüme ölü serilir.”

“Ne bir dost, ne bir sevgili;
Dünyadan uzak bir deli,
Beni sarar melankoli,
Kafamın içersi ölür.”


Ne istediğini bilememek ne kötü..

14 Haziran 2011 Salı

+1



Abimleredeydik dün akşam kuyrukçu olduğum güzel bir bataktan sonra- ki ortalarda olmayı pek sevmiyorum ya en sonda ya en başta olmalıyım; bunu her şey için başardığımı söyleyemem ama, sevmiyorum işte ortalarda olmayı- eve geldim.

Arkadaşı gelmişti kasabadan, abisine anlatacaktı aslında Stephan’ın baldızıyla evlenmek istediğini ama fark etti ki abisi ona eskisi kadar sıcak değil. Vazgeçti. Stephan’a doğru yola koyuldu nasıl anlatacağını düşüne düşüne o sırada da uykum geldi, kapattım kitabı koydum komidine. Saat, 00:27’ydi, sağa dön sola dön bir türlü uyuyamıyordum, ne koymuş yengem bu türk kahvesinin içine de uyuyamıyorum diye düşünürken heralde sızmışım. Gözümü açtım telefon acı acı inliyor,  İngiltere mi? Yok canım, onun bildiği numarayı kapattım ya, Almanya da değil bu; +1 yazıo burada; ABD. Valem mi arıyo?

Büyük bi heyecanla;
-Efendim!
-Canım.
-Aaaaaaa inanamıyorum, çok özledim seni :’(
-Ben de seni çok özledim canım, uyandırdım mı; bu saatte uyumazsın diye düşündüm.
-Hayır uyandırmadın(Oha, nasıl 180 derece döndüm :D). İyi misin? Bi aksilik yok ya?
-Yok yok, iyiyim, biraz sorunlu oldu ama yerleştik, Ali işe gitti bugün ben de yarın başlayacağım.
-…
-….
-…
-Ben seni ararım yine, seni seviyorum.
-Ben de seni çok seviyorum.

Saat, 00:45, demek daha yeni uyumuşum..

Yoksun ya şimdi, yokluğunu biliyorum ya; çok daha çok özlüyorum seni. Her an ağlamaklıyım her an oturup  içesim var. Yanında olabilmeyi o kadar çok isterdim ki… Hiç kimse zerresini bile dolduramıyor boşluğunun. Ben başka arkadaş istemiyorum, seni istiyorum.

Çok az keşke-m oldu biliyorsun, şimdi bu da dahil onlara; Keşke kuş olup uçabilsem yanına; bana ait her geceyi, senin tüm gündüzlerinle geçirebilsem..

Seni seviyorum Vlat.
Nadejda.



13 Haziran 2011 Pazartesi

Sükut altınsa, tonlarca altın istiyorum.



Erkek cinsi ikiye ayrılıyordu benim için; maalesef abiler kısmı ve erkekler.

Maalesef abiler, zekası; kültürü; yaşam tarzı; samimyeti; sevecenliği; vücut yapısı; kaşı gözüyle, kahretsin neden kan bağım var dedirtecek seviyeye ulaşmış insanlar benim için. Onlarla sohbet etmek, oyun oynamak, film izlemek, içmek bu derece mi keyif verir bir insana. Sana hiç seni sevdiklerini söylemezler çünkü söze gerek yoktur, zaten bilirsin seni çok sevdiklerini. O kadar çok isterdim ki erkek cinsiyle abilerimin yer değiştirmesini ama maalesef işte.

Erkekler ise, illallah. İnsan hayatında, özellikle de kadınların hayatında hiç mi hiç olmaması gereken yaratıklardır. Sohbet etmez, kültürü uçkuru ile sınırlı, zekası uçkuruna çalışır, yaşayışı uçkurca.. Sana, ilk günler yahut ilk haftalarda defalarca seni çok sevdiğini söyler lakin kelimeleri ne düşünceleri ne de davranışlarıyla uyumludur. Sen gayet net anlarsın seni sevmediğini sana aşık falan olmadığını ama içindeki, saçma; diğerlerini geçiyorum ama ya bu doğru söylüyorsa düşüncesinden kopamazsın. “Yok yok, bu kesin seviyor.”…. Hoppala, ee hani seviyodu? Sohbet ediyo mu senle, ortam ayırt etmeden sana herkesin yanında aynı mı davranıyo,  aptal değilsindir; aptalsan bile şimdiye kadar yaşadıklarından öğrenmiş olman gerek değerli yahut değersiz olmanın nasıl bir şey olduğunu, sana değer veriyo mu? Düşüncesini, kalemini, kağıdını, ekmeğini, suyunu; lafını bile etmeden paylaşıyo mu seninle? Hayır. Öldün mü erkeksizlikten? Arkana bile bakmadan çekip gitsene, birazcık güven kendine. Abim bana çok değerli bir şey söylemişti, “Bigün bi erkek seni terk ederse; tabi umarım bunu yüzüne söyleme cesareti vardır; ona asla nedenini sorma, tamam de geç. Üzüntüden ölsen bile sakın hiç birşey sorma, söyleme; o adam sana er ya da geç döner.” Abim bana her daim doğruyu söyler, tecrübeyle sabit.


12 Haziran 2011 Pazar

Genel seçim mi?

Erdoğan, hep başbakan; başbakan, hep Erdoğan!..

Akıllanmıcak bu millet arkadaş. Yumurtayı illa kapımıza beklicez.

9 Haziran 2011 Perşembe

Vladimir Valentinov Out!

Hep söylerdin. Hep gideceğim derdin; “Bu sene de başvurdum, çıkar mı acaba?”. Tabi her şeye olduğu gibi , buna da dahildim ben. “Sen de başvur birlikte çıkarsa gideriz”.. Tamam. Birlikte yaşayacaktık orda, tartışacak, eğlenecek, hayıflanacak, bağırıp çağıracak sonra yine birbirimize sarılacaktık; deli gibi ağlayacaktık muhtemelen. İkimizden başka hiç kimsemiz olmayacaktı.

Ben sana hiç inanmadım biliyor musun Vale. Hep, bunların da senin hayal dünyanın ürünü olduğunu; böyle bir şeyin asla gerçekleşmeyeceğini düşünürdüm, ne büyük hata. Hakikaten bir hayal ürünü yarattın şimdi ve gittin. Çooook uzaklara. Hem de bensiz, ben evlenme öncesinde saçma sapan işlerle uğraşırken sen, başını da aldın gidiyorsun anasının Am-erika! ına. Bütüüüüün hayallerinle birlikte. Ne manzara ama. Ben ardından bile bakamadım, çünkü hiç hayallerimin arasına dahil etmedim ben orayı, orda yaşamayı.. Sadece sen söylediğinde ufacık bir kısım canlanıyordu, o da böyle bir şeyin olmayacağını düşünerek; e ne ekersen onu biçersin.

Bu aralar epey boşladım ben hayallerimi, hatta hiç hayal kurmuyorum desem yeridir uzun zamandır. Bundan sonra hayallerimi yeniden alıyorum dünyama onlarla kucak kucağa yaşamaya devam edeceğim eskisi gibi. Bi de çok iyi öğrendiğim bir şey var Valem, sen “Dünyayı yakacağım.”  Bile desen inanacağım. Şimdi gitmiş olman, üç aylığına dahi olsa kalbimi parçalara bölüyor. Sen benim en yakın arkadaşımsın, senin yerini kimse dolduramaz; beraber yaptığımız kahvaltılar, gezmeler, muhabbetler, ton balıklı makarnalar (uzun zamandır bunları yapamıyor da olsak) , tekme tokat birbirimize girişlerimiz, 24 saati asla geçemeyen küslüklerimiz, hiç birşey olmamış gibi “Nadi ne duydum biliyor musun?” deyişlerimiz..
Uzay’da bugün nolmuş, yoook artık.. Astral seyahatlerimiz…

Yokluğunu biliyorum ya, şimdi çok özlüyorum seni çok..

Not: Zencilere fazla bulaşma, aman diyim :D, bi de ters bişey olursa hemen atla gel tamam mı? Orda seni bağlayan hiç birşey yok ama burada sana bağlı bir insancık var.


Bu sefer sağlıkla kal.
Seni çok özleyecek olan insan,
Nadi.

18 Nisan 2011 Pazartesi

Nisan 18 1988-2011

Vayyy!
Kimlerin doğum günüymüş bugün. Yeeeeep tabiki de benim :D
Ne biçim geçiyo seneler be, küçükken neler yapıyoduk; ne hızlı yaşıyoduk; ne dehşet dönüyodu dünya etrafımızda. Nasıl temellendirmişik ama geleceği, ayaklarımız nasıl sağlam basıyo yere; arkamızı kendimiz topluoz, paramızı kendimiz kazanıoz, avuç kadar arkadaşımız var dünyalara bedel.
Evrenin hiçbir şeyi gerekmiyormuş meğer bize birbirimizden başka, içer şarabı bulurmuşuz kafaları; sonra bize güzel her şey.
Bak bi de Berkay çalcakmış bugün, doğarken poposuna benim kadar bal sürülmüş tek bir canlı var mıdır acaba? Sanmıyorum.
Eskiden plan yapardım; şunu yapsam bunu yapsam.. şimdi plan yapmıyorum, bana öyle şeyler getiriyor ki hayat baktığım zaman elimdekilere, sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlatabilecek kadar hem de.
Biraz dedemi özledim galiba. Görüyordur di mi beni? Her an görmese iyi olur tabi de, neyse :)

16 Nisan 2011 Cumartesi

Büyüyünce

Küçükken her şey çok farklı. Dünya küçücük görünüyor gözlerine. Bi kadın seçiyorsun; putlaştırıyorsun onu, nasıl öyle olduğunu merak ediyorsun, ne kadar mükemmel göründüğünü hayran gözlerle seyrediyorsun, yaptığı her şeyle ilahlaştırıyorsun onu, onun gibi olmak için can atıyorsun, örnek alıyorsun davranışlarını; anlayabildiğin kadarıyla benimsemeye çalışıyorsun düşüncelerini, kıyafetleri; duruşu; konuşması; endamı her şeyiyle idolün oluyor o kadın.

Bi adam seçiyorsun; dev gibi görünüyor sana, ulaşılmaz. Nasıl yaratıldığını soruyorsun kendine ya da Tanrı’ya, bakışı dünyanın her şeyinin üzerinde yakıyor seni, inanamıyorsun böyle bir varlığın olduğuna, onunla evlenmek istiyorsun ya da onun gibi çocuklarının olduğunu hayal ediyorsun, henüz sen bile çocukken. Bilgisi, kültürü, yaşayışı kenetliyor seni ona, ona ulaşabilmek için, onun gözünde azıcık olsun değerinin olması için kendini geliştirmeye çalışıyorsun: “Bak! sen biliyorsun ama ben de araştırdım, ben de öğrenmeye çalışıyorum lütfen beni destekle ve sev.” Diyorsun haykıra haykıra, o duyuyor mu bilmiyorsun ama. O kadar dev ki o senin gözünde, kendine bile anlatamıyorsun bunu. Gelsin, film izleyelim; anlatsın; sohbet edelim; sarılsın istiyorsun çünkü o mükemmel.

Bi film seçiyorsun; müziği kanını donduruyor, oyuncuların yaşadığını görüyorsun sahneleri, gerçekliğine hayran oluyorsun. Ağlıyorsun, gülüyorsun, herkese izletmek istiyorsun; “Bak adamlar ne mükemmel bir şey çıkarmış ortaya, ne kadar gerçek.” Diyorsun, tabi senin kadar beğenen olmuyor yapıtı. Hayatının öyle olması için elinden geleni yapacağını hayal ediyorsun, her şeyi değiştireceğini düşünüyorsun. Karakterlerin yerine koyuyorsun kendini, düşünsene ne mükemmel olurdun o zaman.

Hayatındaki her şey, herkes senin için dev, müthiş birer heykel (ucube olmayanından) halini alıyor. Tapıyorsun hepsine.

Sonra büyüyorsun, dünyanın sandığın kadar küçük olmadığını görüyorsun. Taptığın heykellerin aslında yıkık harabeler olduğuna şahit oluyorsun, sen de yıkılıyorsun onlarla birlikte, “Böyle mi hayal etmiştim, müthiş değiller miydi, tek bir kusurları yoktu..” diyorsun. İnsan olduklarının farkına varıyorsun, onlar mükemmel değil. Nasıl olur diye düşünüyorsun, inanmakta güçlük çekiyorsun gördüklerine. Büyümenin acı verdiğini görüyorsun, hem de apaçık. Her şeyin gözlerinin önünde yıkılışını seyretmek ne elemli… Hiç kimse mükemmel olmadı, olmayacak da bunu bilerek yaşamaya çalışıyorsun büyüdükçe.

Belki onları mükemmelsizleştiren benim de onlar gibi bir irade, saygınlık, ruh ve beden güzelliğine sahip olabildiğimi görmemdir. Nedeni her ne olursa olsun küçükken, o umarsızlıkla herkes ve her şey o kadar harkulade ki, büyümeseydim keşke dedirtiyor bana

7 Nisan 2011 Perşembe

..

Karmakarışık duygularım, ne; ne hissettiğimi çözebiliyorum ne de rahatlata biliyorum kendimi. 

4 Mart 2011 Cuma

Mete Horozoğlu




“Birçok  kadın var peşinizde, farkında mısınız?” diye sormuş gazeteci; kimdir nedir bilmem ama ya Sabah Gazetesinde idi ya da Hürriyet. Önceki gün yapılmış anladığım kadarıyla röportaj ve Horozoğlu da demiş ki; “Ben bu üne sahip olmadan önce nerdeydi o kadınlar?” Cevap veriyorum: “Çok sevgili, tek bir mimiğine kurban olduğum, fotoğraflarını çekmek için yanıp tutuştuğum Mete Horozoğlu. Neden fark etmemiş olabilirim seni biliyor musun? Oyunlarını seyretmediğim, o; kadınların erkeklerin yüzlerinde görmek isteyeceği mükemmel mimiklerini göremediğim için; İstanbul’da yaşamadığım için, seninle aynı dönemde benim biricik Eskişehir’imde bulunamadığım için; (çünkü orda olsaydım, oyunların hemen hiçbirini kaçırmadığım için mecburen seni de izler ve muhtemelen top sakalsız halini görür, oyunu yaşadığına tanık olabilirdim, müptelan olurdum. Sen de sonra çıkıp “Nerdeydi o kadınlar?” diye nutuk atamazdın.); anlayacağın hemen hemen tüm insani ilişkiler, aynı ortamda bulunmak ve muhabbet etmekten geçtiği için.

Haklısın kişiliğini bilmem, ev halini, insanlara karşı tavrını, hangi konu olduğu mühim değil; görüşlerini bilmem. Kibirli misin, kıskanç mısın, özgür müsün, bağımlı mısın, dinci misin, dinsiz misin bilmem, hakkında bildiğim tek şey işini fazlasıyla iyi yaptığın. Tanısam belki seni, o tüm dış güzelliğin; çekiciliğin bir anda yok olacak yahut içinden çıkılmaz bir karmaşaya sokacaksın beni.

Genç yaşını istemezdim, daha toy o zaman insan; oturmamış hiçbir şey, hiç deneyimin yok ve neyin nasıl olabileceğini, neyi nasıl yaparsan senin için daha iyi olacağını hep deneyerek öğreniyorsun; bazen istemediğin sonuçlar elde ediyorsun bazen de istediğin. Her şeyden kaçıyorsun gençken; özellikle erkekler diyelim. İstediğin her şeyi yaşamış ol, birlikte olmak istediğin herkesle birlikte ol, ben sana sonra geleyim isterdim. Her şeyin daha kıymetli olduğu zamanında, farkındalığının yüksek olduğu zamanında; ama galiba bu bencillik olacak.

Bilmek isterdim, kimlerin seni kırabileceğini, hangi davranışların seni üzdüğünü, nelere kıymet verdiğini, neleri sakladığını, hangi duygunu insanlara göstermeye çekindiğini, nelerle mutlu olduğunu, hangi kitabı sevdiğini, nasıl kadınlarla sevişmekten hoşlandığını ki üzülürken; sevinirken yanında olayım, iyi de olsa kötü de olsa yaptığın her şeyde hisset isterdim varlığımı. Yargısız infaz edilmeyeceğin tek demokrasi olmak isterdim.

Empyrium-Fossegrim çalalım, bi elin belimde; diğeri sırtımda ritme uyalım isterdim, kokunu duyabileceğim ve sıcaklığını hissedebileceğim… ne güzel. Mükemmel değilsin muhtemelen, ben de değilim(sen mükemmel değilsen Bret Pit hiç değil). Ama uyum sağlamaya çabalamadan tanımak seni, ötekileşmeden; kendimiz olarak bağ kurmak.. her halde arzu edilecek en hoş şeylerden.

Tutup da “Nerdeydi o kadınlar?” deme anlayacağın, her şey iletişim kurmakla oluyor maalesef, çift ya da tek yanlı fark etmez. Eskiden daha az kadın tanıyordu seni daha doğrusu varlığından haberdardı, şimdi ise çok daha fazlası. Kabul ediyorum belki birçoğu görüntün nedeniyle peşinde ama daha fazlasına da birçoğunun fırsatı olmayacak maalesef.

Şimdi seni tanımak güzel olmaz mıydı Mete Horozoğlu? Hem de ne güzel olurdu.

Sevgiyle kal.

3 Mart 2011 Perşembe

Hangi ülkede var böyle bişey?

(DİGİTÜRK NEDEN ŞİKAYET ETTİ?
İşte bu sorunun birinci ağızdan yanıtı:
Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesi'ne başvurarak, Google'ın ücretsiz blog servisi blogspot hakkında 'kapatma kararı' alan Digiturk, yaptığı açıklamada, yayın hakları Lig TV'ye ait olan futbol maçlarını gerekçe gösterdi.

İşte Digiturk'ün açıklaması:

"Tüm kamuoyunun bildiği üzere Digiturk, Türkiye Futbol Federasyonu'nun yaptığı ihale neticesinde yıllık 321 milyon dolar ödeyerek süper toto süper ligi maç yayın haklarını almıştır.

Yayın hakları Digiturk'e ve Lig TV'ye ait olan maçlar, bazı internet siteleri tarafından kanunlar hiçe sayıla
rak yayınlanmaktadır.

Kanunların kurumumuza yüklediği bütün yükümlülükler eksiksiz yerine getirilip içerik ve yer sağlayıcılar defalarca uyarılmasına rağmen internetten illegal yayın yapılmasına son verilmemiştir.,

Son çare olarak yüce Türk mahkemelerine başvurulup illegal yayınları yapan sitelerin verdiği zararın durdurulması talep edilmiştir. Mahkeme yasal olarak her şeyin yapıldığını ve ihlalin hala durdurulmadığını tespit ederek bu sitelere erişimin engellenmesi kararı vermiştir. Bu kararın uygulanması ile birlikte blogspot'ta bazı bloglar'a da erişimde problemler ortaya çıkmış olup, bu problemlerin tek sorumlusu uyarıldığı halde illegal içerikleri yapan sitelerin yayınını ısrarla durdurmayan Google ve Blogspot'tur.

Halkımızdan almış olduğumuz destekle Türk futboluna yaptığımız yatırımlarla birlikte, illegal maç yayınlayan kişi yada kişilerle mücadelemiz devam edecektir. Kamuoyuna saygılarımızla sunulur.") Türk Time'dan alıntıdır.


Adamlara bak! İnternet bu; her şeye tonla para vererek ulaşmıyoruz burdan; oldukça makul(dünyanın en pahalı internet bağlantısı bizde.. neyse) bi fiyata; ne dünya dizilerine; ne dünya futboluna; ne dünya gazetelerine ulaşıyoruz... Adamın kıçı kırık maçları yayınlanmış; erişimi engelletiyo. Sıçarım sizin yaptığınız işe.

Dağılın!

2 Şubat 2011 Çarşamba

Defne Joy Foster :'(

Sabah sabah sadece "Hassiktir" "Yok artık" vs gibi kelimeleri kullanabildiğim iğrenç bi haber. "Defne Joy Foster evinde ölü bulundu." Umarım kötü bi şakadır.

Şahsen tüm neşemi, canlılığımı alıp götürdü böyle birşeyi duymak. Galatasaray eski başkanı Özhan Canaydın'ın ölümünü nerdeyse  bir yıl sonra öğrenmiş bi insan olarak sıcağı sıcağına böyle bir haber çok daha fazla kalbini yoruyormuş insanın. Ki Özhan Canaydın'ın ölümünü öğrenmem üzerine de tam bi hafta "Yok artık" deyip gezmiştim. Şimdi ise hislerimi aktaracak cümle bulamıyorum..

14 Ocak 2011 Cuma

Hymen (?)

Çok küçüksün üstelik de bu durumla ilgili çok da bilginin olduğu bir zaman değil. Ben henüz hakikaten bokumla oynarken meğer sen nelerle uğraşıyor, ne güç durumlar yaşıyor muşsun. İnsan onu kaybetmeden anlayamıyor aslında hiç de değerli bir şey olmadığını, onsuzluğun; ölüm, utanç yahut tiksinti olmadığını. Ama işte kaybetmeyene kadar, sonra bunu kaybetmiş ve hoş kaybetmemiş insanlara acı verdiğini de anlamıyor insan konuşurken, hem de hiç.




Tamam o güven kolay oturtulmuyor ama neden söylemedin bunu bana, nasıl onca zaman içinde tuttun, seni için için kemirmesine niçin izin verdin?



Bizim toplum öyle çok da çocuğun, eşin, arkadaşın psikolojisini düşünen bi toplum değil; konuşur boşa doluya; nasıl incittiği; ne derecelere kadar insanı kırıp döktüğü umurunda değildir; vurduklarında duymayacaksın bizim toplumda, kulaklarını tıkayacaksın söylenen şeylere; yoksa zor o sinirin, sabrın dayanması.



Bunu öyle yaşamamanı isterdim, çünkü ben çok korkuyordum; kötü olur ve hayatımı komple etkilerse, en değerli olması gereken şey en harap olursa diye, insan bu toplumda yaşayınca böyle bir şeyin altından da kolay kalkamaz, ne kadar vurdumduymaz olursam olayım bu beni mahveder diyordum hep. 

23 Kasım 2010 Salı

Plan

Düşüncelerimi ve isteklerimi düzene sokmalıyım. Aynı anda birçok şeyi düşünüyor ve gerçekleştirmek istiyorum, bölüyorum enerjimi, sonuç; hiçbiri tamamlanmamış kağıtlarca düşünce.. Misal olarak şuana kadar kim bilir kaç fotoğraf makinesi alırdım fakat buna engel olan birçok düşünce var kafamda;


1. Ne istiyorum, aldığım makine hangi ihtiyacımı karşılayacak?

2. Objektifine para veriosun tabi ve tonla çeşidi var, tele mi alacağım; geniş açı mı; balıkgözü mü; analog mu; dijital mi; anasının gözünü mü?

3. Benim makinam Bulp çekemz Time da çekmez ama geniş açıdan teleye hatta diğerleinin veremediği değerlere sahip 27-418mm az mı? Üstelik makinamın bana ne verebileceğini biliyorum zamanında da ona 661 dolar yani nerdeyse 1200 lira para saydım. Tamamen kendi alın terimle.

4. Ulan şimdi para harcanacak tonla yer var, üstelik makinam bana yetmiyor mu; biraz eksikleri var o kadar..

5. ….

vs

vs



Şimdi düşüncemi tek bi noktada odaklayacağım. Duygusal düşünmem gerek; en çok neye ihtiyacım var?

1. Mükemmel görünen dişlere(Basit bişey gibi ama hep hayalim olmuştur di mi, ve benim için asla basit değil; kendime olan güvenimi daha da arttıracak harika bir his.)

2. Bi fotoğraf makinasına(Hayatı daha iyi görebilmem, daha rahat inceleyebilmem için net gören gözlerim olacak bi.. )

3. Evleneceğim ya, onun için alınacak yapılacak şeylere para ayırmam da gerek..

4. Bi de harçlık lazım olur heralde.

Önceliklerimi belirlediğime göre önümüzdeki 6 ay için planımı çıkarabilirim.

600 Lira maaşım var. 400’ünü dişe ayırıyorum; 100’ünü fotoğraf makinesi için biriktiriyorum, geriye 100 kalıyor; ayda 2 sefer tiyatroya gitsem sevgilimle ikimizin masrafı 32 lira eder, 7 lira National Geographic, cebime de 61 lira para kalır, e yeter.



Tamam tüm düşüncemi bunlara odaklıyorum, her şeyden önce ruhumun kendini iyi hissetmesi lazım gelir di mi? Evet.






10 Kasım 2010 Çarşamba

10.11.10

72 yıl.

22 Eylül 2010 Çarşamba



She Wolf lyrics

Songwriters: Endicott, S; Hill, John; Mebarak, Shakira Isabel;

S.O.S. she's in disguise

S.O.S. she's in disguise

There's a she wolf in disguise

Coming out, coming out, coming out



A domesticated girl that's all you ask of me

Darling it is no joke, this is lycanthropy

The moon's awake now with eyes wide open

My body's craving, so feed the hungry



I've been devoting myself to you Monday to Monday and Friday to Friday

Not getting enough retribution or decent incentives to keep me at it

I'm starting to feel just a little abused like a coffee machine in an office

So I'm gonna go somewhere cozy to get me a lover

And tell you all about it



There's a she wolf in your closet

Open up and set her free

There's a she wolf in your closet

Let it out so it can breathe



Sitting across a bar, staring right at her prey

It's going well so far, she's gonna get her way

Nocturnal creatures are not so prudent

The moon's my teacher, and I'm her student



To locate the single men, I got on me a special radar

And the fire department hotline in case I get in trouble later

Not looking for cute little divos or rich city guys that just want to enjoy

But having a very good time and behave very bad in the arms of a boy



There's a she wolf in the closet

Open up and set her free

There's a she wolf in your closet

Let it out so it can breathe



S.O.S. she's in disguise

S.O.S. she's in disguise

There's a she wolf in disguise

Coming out, coming out, coming out



S.O.S. she's in disguise

S.O.S. she's in disguise

There's a she wolf in disguise

Coming out, coming out, coming out



There's a she wolf in your closet

Let it out so it can breathe

6 Eylül 2010 Pazartesi

Kendimi başkasının ağzından anlatıyorum.

Rüzgar enerjisi


Belki de doğduğunuz günden beri kinetik bir enerjiye sahipsiniz. Yerinizde duramıyor, bir o yana bir bu yana esip savruluyorsunuz. Sizinle birlikte çalışanlar enerjinizden faydalanarak çok başarılı işlere imza atıp o işleri bir çırpıda hatasız olarak bitirebiliyorlar. Ksacası enerji dolu faydalı bir insan olduğunuzu söyleyebiliriz. Gönül işlerinizde de aynı enerjiyle hareket ettiğiniz için genel olarak çok eğlenceli olsanız da arada bir partnerinizi yorabiliyorsunuz.





Dokunma

Romantik bir kişiliğiniz var. Sevgilinizden ya da arkadaşlarınızdan en çok talep ettiğiniz şey size ruhen ve bedenen dokunulması. Çünkü ancak bu şekilde kendinizi güvende hissediyorsunuz. Ruhunuzun okşanmasını istiyor ve bu talebiniz yerine geldiğinde rahatlıyorsunuz. Bunun yanı sıra istemediğiniz duyguları ruhunuzdan ve bedeninizden atmayı da biliyorsunuz.





15 - 20 derece

Yeri geldiğinde haddinden fazla soğuk kanlı olabilirsiniz, ama bu sizi genel olarak soğukkanlı birisi yapmaz. Renkli bir hayatınız var, hergün yeni birşey yaşamaya yeni bir durumla karşılaşmaya çok hazırsınız. Bu nedenle de her zaman aynı tavırları sergileyemeyebilirsiniz. Yeri geldiğinde ortamı yumuşatan yeri geldiğinde de ortalığı karıştırabilecek bir yapınız var. Sizi tanıyanlar da bu ruh halinizi biliyorlar. Zaten siz de dostlarınıza karşı sıcak, sevimli ve samimi davranırsınız her zaman.





Mavi

Dünya ya hakim olan en büyük renklerden birisidir. Bu kadar görkemli olmasına rağmen bir o kada rda çekingendir. Huzuru ve güveni simgeler, aynı zamanda dinlendiricidir de. Senin içine de biraz mavi kaçmış sanki. İnsanlar seninle konuşurken huzur ve barış içinde oluyorlar. Tatlı dilinle her sorunu kolaylıkla çözüyorsun.





Özür dileyerek

Siz kabahatlerinin hemen farkına varan bir yapıdasınız, en çok sığındığınız yer ise sarf etmeyi gayet iyi bildiğiniz özür cümleleri. Bir kabahatiniz olduğunda, kendinizi karşınızdakinin yerine koyuyor, hislerini anlıyor ve kendinizi affettirmek için gereken neyse onu yapıyorsunuz. Abartmıyor ama ortamı yumuşatarak işe başlıyorsunuz. Başarılı da oluyorsunuz. Ancak kabahat işlememeyi tercih ediyorsunuz





Vaşak

Vaşaklar genel olarak engebeli arazilerde ve ormanlık alanlarda yaşamayı severler. İyi bir dağcı oldukları gibi muhteşem yüzücüdürler. Genellikle yalnız yaşar, ama arada sırada türdeşleriyle birlikte hareket etmeyi de seçebilirler. Hayatın zor koşullarını tek başınıza alt etmiş olmakla ne kadar övünseniz yeridir. Takım oyuncusu olmadığınız iddia edilemez, ama genellikle kendi işini kendisi yapanlardansınız. Ama kendinizi en yalnız hissettiğiniz zamanlar, bir aşkın ilk günleri. Aşkı yalnızca bir duygusal hal olarak algılamıyor, yalnızlığınıza isteminiz dışında yapılmış bir müdahale gibi görüyorsunuz. Bu da durumu her iki taraf için de hem zorlaştırıyor hem lezzetli bir mücadeleye dönüştürüyor.





Vigilante Film

Etrafında saygı gören, yaptığı işi seven ve yeteneklerine güvenen birisiniz. Hayatı seven, insanlara saygı duyan, şiddete tamamen karşı duran bir yapnız var. Yaşadığınız topluma ayak uydurmakta bir beis görmüyor, kurallara saygınızı koruyorsunuz. Kurumlara güveniyor, başınıza gelen durumlarda kiminle ne türlü işbirliklerine girebileceğinizi biliyorsunuz. Fakat işler çığırından çıktığında bir miktar panik oluyor ve sorunu daha da karmaşıklaştırabiliyorsunuz...





Aşırı aktif

Durmak nedir bilmiyorsunuz, durduğunuz zaman sanki etrafınızdaki hayat da duruyor. Uyurken bile gördüğünüz rüyalarınızda bir yerlere yetişmeye çalışıyor, koşturuyorsunuz. Etrafınızdaki insanlar genel olarak bu aktif halinize hayran olsalar da bazen sizi izlerken yoruluyorlar. Enerjinizi sizi mutlu edecek ve hayatınızı daha keyifli hale getirecek etkinliklerle harcamayı seviyorsunuz.

Zaman armutları olgunlaştırır, o halde ben armutum.


Düşündürüyor beni şu mesele; Tolga diyor ki, “Bi gün gerçekten pişman olucaksın Nadi....
belki 10 dakika sonra belki 10 sene sonra... ama olucak, ben ciddi olduğum için uğraşıyorum... ve son derece samimiyim...”, “Değerini bilmediğimi biliyorum... çünkü seni hep benim olan bi sey olarak gördüm, öyle olmadığını anlayınca hayatım bomboş hale geldi...” Gerçekten samimi mi? Samimi olsa bile bana bunu zamanında hissettirmeliydi şimdi her şey düzende iken değil. Adil değil biliyorum ama özlüyorum onu, geçen gece rüyamda gördüm; o kadar gerçekti ki.. Olmayacak onunla, o beni umursamıyor. “Ne hayaller kurdum ve sen o adama giderek hepsini yıktın” diyor, “Hani gerdek kayalıkları” diyor. Ben de insanım di mi, ilgi istiyorum; önemsenmek istiyorum.






Hayatım boyunca bir erkek oldu benimle yüreğini, hislerini paylaştığına inandığım; Tolga Akmen.  Ve şimdi Tolga’nın yüreğini bilirken ne ona kızmak mümkün ne de kızmamak; Tolga’yla deli bir hayat geçirebilirdik. 




Her şey unutulur di mi ve herkes, lütfen unutayım şu adamı; çünkü seçimimden dolayı acı çektiriyor bana. Saçlarının uzaması vücudunun gelişip şekillenmesi benim için sadece pişmanlık kaynağı.






Siktir git Tolga beynimden!