21 Ocak 2010 Perşembe

Ben Anadolu!

http://www.sehirtiyatrolari.com/oyunlar/ben-anadolu.htm

Bu kadroyu da izlemek isterdim.

GÜNGÖR DİLMEN


BEN ANADOLU


Merhaba,

Birazdan Anadolu’ nun altı bin yıllık devasa öyküsünün bir kısmına tanık olacağınız bir oyun seyredeceksiniz. Oyunumuzu izlerken tarihsel bir kronoloji üzerinde yolculuk ediyormuş izlenimi edinmeniz pek mümkün ama oyunumuz tarihin panoramik bir yolculuğu olmaktan çok, aynı coğrafyada ,birbirininden farklı, hatta birbirine karşı duran pek çok kültürel,etnik ve dini unsurun değişerek,birleşip, dağılıp sonra yeniden ve yeniden bütünleşerek,geçmişten geleceğe oluşturdukları bir dönüşümün yolculuğudur. Ortak bir tarih bilincine ve Anadolulu Olma kavramına dikkatinizi yoğunlaştırmaya çalışan bir yolculuk.

Çok tanrılı dinlerin anaerkil yapısından, ataerkil toplum yapılarına uzanan binlerce yıllık süreç içinde, erkek figürü önünde sürekli yeniden biçimlenen Anadolu kadını, ‘kadın olma’ sorunsalıyla oyunumuzun bir diğer izleğini oluşturmaktadır. İktidar ve erkin sürekli birbirinin fitilini tutuşturarak ateşe boğduğu, bu toprağın –toprak ana’nın- hikayesi, kadın olmakla, ana olmakla anlamlı bir biçimde sarmallaşır ve Anadolu’nun ortak hikayesini oluşturur.

Oyunumuzda -her Anadolu anlatımında gelenek olduğu üzere kullanılan- otantik objeleri neredeyse hiç kullanmadık. Kostümlerimizde gerçekleştirdiğimiz küçük anıştırmalarla, dönemsel farklılıkları algılamanızı istedik. Dikkatleriniz turistik zenginliklerimizden çok, bu günden düne ve hatta geleceğe uzanan, ortak çelişkilerimize yoğunlaşsın istedik. Bu bağlamda öne çıkartmayı seçtiğimiz en önemli figür, Hititler’in kullandığı güneş kursu oldu. Anadolu’yu bir parça bu figürle özdeşleştirdik; bu günün algılamasında milliyeti, tabiyeti, aidiyeti olmayan, bu toprağın var ettiği bu birleştirici figürle.

Sanırım Anadolu dendiğinde mekan ve dokuya ilişkin ilk çağrışımlarımız sarı, amber ve kahverengilerden oluşan toprak,ahşap ve kalın kumaşlar. Çıkış malzemesi toprak olmayan bir mekan kurgusu sizi belki biraz şaşırtacak. Ne var ki baktığımız yerden, oyunumuzun mekanla değil, zaman kavramıyla ilişkilendirilmesi daha doğru görünüyordu. Gökyüzünün koyu tonları, soğuk parlak ışıklar, bizi yöresel olanı da kapsayan, daha geniş bir perspektife taşıdı; ortak geçmişimizin, daha az hamaset taşıyan, daha yalın anlamına.

Program dergilerinde yönetmenlere ayrılan bölümlerle - bu yazımda da görüldüğü üzere- ilişkim pek bir eğreti. Yazımı sabredip buraya kadar okuyanınız varsa son olarak derim ki, aylardır gece gündüz ‘Ben Anadolu’ üzerinden kendimi ifade etmenin sonsuz yolunu deniyorum. Ez cümle zaten birazdan seyredeceklerinizden daha fazlasını söylemiş olamam. Oyunu seyredin ne okuduysanız sadece onu yazdım…Yazdık!

ENGİN ALKAN






KADIN ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ

Bugünün haritalarına çizili sınırlara sığmayan Anadolu toprağında, ilk insanlar, gün be gün yeşeren toprağa baktıkları şaşkınlıkla kadının büyüyen karnına bakmış ve kadını da toprak gibi kutsal bellemişlerdi. O, doğurganlığıyla ayrıcalıklı kılınan, tarih boyunca onlarca farklı isimle anılan, Anadolu toprağıyla özdeş sayılan kadın, Ana Tanrıça’ydı.

Ama sonra, kadın ve toprağın bin yıllar boyu kader ortağı olduğu bu coğrafyada, işler değişti. Toprak insanı değil, insan toprağı yönetir oldu, keramet toprakta değil, tohumda bilindi, insan, topraktan aldıklarını kendinin saydı, mülkiyet kavramı gelişti. İktidarın alanı topraktı. Kadının tarihi toprağınkiyle aynıydı.

İnsanoğlu doğanın karşısında, onu kontrol etmesini sağlayan aklını yüceltirken, tabiatla, toprakla, iç güdüsel olanla bir sayılan kadın figürüne bakış da değişti. Erkeği doğuran kadın, varlığını erkeğe borçluydu, ve hatta, erkeğin kontrolünü kaybedip, nefsine hakim olmasını engelleyen yine oydu. Yaradılış mitlerinde bu, böyle yazıldı.

Medeniyetlerden medeni kanunlar çağına gelinip, kadın haklarından dem vurulurken, önce erkeğin yanında, sonra “her başarılı erkeğin arkasında” yürüyen Anadolu kadını, kaynağını toprağa bağımlı yaşamda bulan geleneklerce, kocasının mülkiyetinde erkeği ve onun çocuklarını doğuran kişi olarak yüceltildi. Aynı gelenekler, “anne” ve “kadın” figürünü birbirinden ayırmayı becerdiler. Anne de, sevgili de kadındı. Ama kadın bir türlü “ana gibi yar”olamadı.

Bir zamanlar Ana Tanrıça’ya adaklar sunulan Anadolu toprağında, tüm tanımlar gibi, kadının tanımı da erk(ek)ce yapıldı.. Kadının, bireysel kimliği, yetenekleri , bu tanımın içine sıkıştırıldı, onun için meslekler belirlendi. Kadınlar için ayrı başlıklar açıldı, gazete ekleri, kadın dergileri, kadın programları, kadını ilgilendiren başlıkları belirledi. “Erkeğini Elinde Tutmanın On Yolu”nu kadın, onlardan öğrendi.. Moda, diyet sektörü, kozmetik sanayi, kadınları güzelleştirmek için vardı. Kadın, erkek tarafından beğenilmek, erkeğin sahibi olduğu iktidara, onu elde edip erişebilmek için, onun kıstaslarıyla “güzel”leşti, 90 60 90’laştı; zayıfladı şişmanladı, topuklara binip uzadı, “beden” olup pazarlandı, metalaştı, o da olmazsa, dar omuzlarını vatkalı ceketlerin altına gizledi, takım elbiseler giydi, erkekleşti.

Zaman değişti, cinsiyetler arasındaki farklar, biyolojik olanın sınırlarına dayandı. İktidar odakları belirsizleşip, büyük anlatıların çağı sona ererken, kadın ve erkeğin cinsel kimliği birbirinin içine geçti, tanımlar değişti. İnsanın “bilgi teknolojisi” ya da “küreselleşme”gibi kavramlarla, kendi koyduğu sınırları ortadan kaldırmaya çalıştığı, aynı anda tüm insanlığın ulusallık tanımayan, ekolojik denge, nükleer silahsızlanma gibi evrensel sorunlarla boğuştuğu, “cinsel kimlikler”den çok, “kimliksizleşme”den söz edildiği bu çağda, “kadın hakları”, “cinsiyet ayrımcılığı” söylemleri geçmişte kaldı, eskidi, eskitildi.

Zaman değişti, koşullar değişti. Ama, öyle ya da böyle, bu coğrafyada zamanın bir yerinde barış anlaşmaları, siyasi çıkarlar karşılığında evlendirilen kızlar, başka bir zamanda başlık parası için, başka bir yerde ortaklık sözleşmeleri için gelin edildi. Oyunu erkeğin kurallarına göre oynayıp, dişiliğiyle imparatorları, padişahları elinde tutan kadınlar birlikte tarihe geçti. İstatistikler, kentli kadınların, kırsal kesimlere neredeyse eş oranda şiddete maruz kaldığını yazdı. Kim bilir, belki de, haber bültenindeki Iraklı kadın, Troya savaşında tüm ailesini yitiren Andromache’nin, yeni çağın tragedyasındaki karşılığıydı. Kısacası, her kültürde farklı isimle anılan Ana Tanrıça’nın kızları, bu topraklar üzerinde, farklı kültürlerde, farklı sınıfsal yapılarda, kendisine konan sınırlarla her seferinde yeniden biçimlenseler de, ortak bir kimliği paylaştılar ve Anadolu toprağında kadın, kendi tarihinden ve insanlık tarihinden de öte, sadece “kadın” olmaktan kaynaklı ortak bir tarihi yaşadı.

SİNEM ÖZLEK

18 Ocak 2010 Pazartesi

GÖKTANRI

http://www.nihalatsiz.org/dinler.htm

16 Ocak 2010 Cumartesi

EQ kullanıyormuşum


Beynin Sağ Tarafını: EQ’nuzu Kullanıyorsunuz!

Beyninizin SAĞ tarafı daha fazla gelişmiş.

Çünkü;
Hayal etmeyi ve sanatı seviyorsunuz.
Sanatsal yetenekleriniz çok gelişmiş. Hatta bu konuda insanları şaşırtabilirsiniz.
Önsezileriniz ve hisleriniz çok kuvvetli. İyi şiir ve roman yazmanız, yani yazıyla haşır neşir olmanız mümkün.
Koku ve tat gibi duyularınız epey gelişmiş.
Sezgilerinizi kullanarak karar alıyorsunuz ve içgüdüleriniz kuvvetlice.
Yeni şeyler üretmekten zevk alıyorsunuz.
Olaylarda taraf olmayı yeğleyebilirsiniz.
Bir şeye baktığınızda onu tüm algınızla algılayabilirsiniz.
Detaylarda boğulmadan olayları bir bütün olarak görürsünüz.
Duygularınızla hareket edersiniz.

IQ’nuzu ve beyninizin SOL lobunu daha fazla kullanmak istiyorsanız bunları yapın!
Notlar alın, yazı yazın.
Planlı davranın, önceliklerinizi belirleyin.
Fikirleri değerlendirin, hedeflerinizi belirleyin.
Vücut dilinizi, mimiklerinizi ve ses tonunuzu kontrol edin.
Daha mantıklı davranmaya çalışın.
Olayları karşılaştırın, hemen bir yargıya varmayın.
Eleştirmekten kaçınmayın.
Sorgulayıcı olun, durumları gözden geçirmeye çalışın.


BEYNİN İKİ TARAFI NELERİ TEMSİL EDİYOR

Sol Beyin - Sağ Beyin

Pozitif - Sezgisel

Analitik - İhtiyari

Doğrusal - İçsel

Kesin - Duygusal

Sıralı - Şakacı

Sözel - Sözel değil

Somut - Ayrıntıcı

Mantıklı - Görsel-resimsel

Aktif - Sembolik

Kazanç odaklı - Artistik

Dikkatli - Fiziksel

Kusursuz - Hareketleri uyumlu

Sistematik - Çocuksu

Yazılı harf-rakam - Eleştirel değil

12 Ocak 2010 Salı

E.Ş.;

Sakın, sakın tek bi kelime daha edeyim deme; sakın tek bi yalan daha söyleme. Niye biliyor musun? Çünkü inanırım. Bunca şeyden sonra, şimdi tek bi cümle et; gözlerime bakıp beni sevdiğini söyle: gerçek olmadığını bal gibi bilirim ama yine de sana inanırım. bu yüzden tek bir an bile beni gerçekten sevdi isen sakın.

Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez!

1 Ocak 2010 Cuma

Yeni bir yıl.


Yepyeni..
Oysa sadece birkaç saniye fark ediyor eskisi ile arasında ama ne de çabuk unutulur bir önceki yıl yaşanan; acılar, sevgiler, mutluluklar.. Tek bir saniye ve gelen yeni yılın herşeyi değiştireceği düşünceleri.
09'un bana ne öğrettiğini düşünüyorum; Güven; en yakınındakine bile olmamalı. Ani kararlar asla uygulamaya konmamalı. Daha az konuşmalı, daha çok susmalı; insanlar asla dikkate alınmamamlı. Hayatım boyunca nadir pişmanlıklarım olmuştu; belki yine en doğru kararı verdim ama aşk asla Es kadar güzel olmayacak, tüm yalanlarına rağmen. Evlensin kuzum, güzel bir hayat geçirsin; çocuklarını sevsin, iyi bir baba iyi bir eş olsun ama benim olmasın; böylesi çok daha güzel. Evet özlüyorum ama elden ne gelir ya da elden geleni ben ne kadar yapmak isterim. Ve bu yıl beni müslüman olmaktan çok uzaklaştırdı, müslüman dediğin o kız, o erkek gibiyse ben değilim. "Hakkı haram olsun" bana, ya benim sana olan hakkım K..ban?
Ya haksız isem? Ya hayatım güvenmemek ve pişman olmak için çok kısa ise? Ne yapacağım peki, nasıl davranacağım; hep bi şüphe mi olacak insanlara karşı içimde.
Biliyorum hayat ve Tanrı benim hep yanımda, herşeyim o kadar güzel ki.

5 Aralık 2009 Cumartesi

Losing my religion

İç şarabı cennet et dünyayı;
Öteki cennete ya gider ya gidemezsin.

Dibine vurulmuş viski; şarap; vodka ve zaten biralar..
Ömer HAYYAM aşkı ile.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Hayyam gelip kral olsa(?)

Düşelim cennetten yeryüzü oyununa (yalanına)
Kanalım sarhoşken şu aşkın yalanına (koynuna)
Gireceksek girelim gel kız günaha
Öleceksek ölelim şimdi şuracıkta

Yağmura, buluta, yıldıza, aya, kara toprağa, düşen yaprağa sor
Var mı aşktan öte?
Nemli saçlarına nefes nefesine şu çırılçıplak kıvrılan beline sor
Var mı aşktan öte varsa sen söyle..

Demir Demirkan

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Zımpara Kağıdına;

Burnunu Sürt!



Hoşuna Gittiyse Ara!

23 Ağustos 2009 Pazar

L.., biliyo musun kimse senin gibi değil.... Keşke burda olsaydın....


Küçüğüm, sen söylememişmiydin bana; "YARGISIZ İNFAZ EDİLMEDİĞİM,DÜNYADAKİ TEK DEMOKRASİSİN." diye. Ben hep öyleyim ve öyle kalacağım. Kimsenin ne yaptığı ne düşündüğü zerre kadar umurumda değil, mantığımla da haraket etmiyorum. Sadece hislerim, sanrılarım ve duygularım var. Aklımı kullanmıyorum, anımı yaşıyorum; insan içinden geldiği zaman içinden geldiği gibi yaşamalı çünkü birdaha ne zaman yaşayacağımız hiç belli olmaz. Aklını devreye sokmak insanın en ufak şeyden bile aldığı mükemmel hazzı yok eder.
Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum, ağızımı doldura doldura gülüyorum, sızıyı en içimde hissederek acı çekiyorum, hazzı tüm iliklerimde duyabiliyorum. Ne yaşıyorsam hakettiğini veriyorum yaşadığıma.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

14 Ağustos 2009 Cuma

Allahsızlar!

Kaybedeceğini söylemiştim hatta tahmin ettiğim vakitten çok çok önce oldu bu, bu kadar acele beklemiyordum ve neler öğrendim biliyor musun? Yalansın.
Zamanla herşey düzene girecektir, acele etmemeyi öğreneceğim.

11 Ağustos 2009 Salı

Zie! kaydıralım tüm yıldızları dileklerimize.

Mükemmel bir gündü. Unutamayacağım, bulantısını ve kafa ağrısını birkaç gün çektiğim..

31 Temmuz 2009 Cuma

...

Bilmezsin nasıl olur insan
Nasıl olur aysız gece yalnızken...
Üşüdüğünü sanırsın aniden,
Ağladığını duyarsın birinin içinde hıçkırarak sessizce..

30 Temmuz 2009 Perşembe

30 Temmuz 09-İyiki Doğdun Hb

Tren Ankara'ya gidiyordu..
Ve ben artık büyük umutlardan, bütün büyük devrimlerden vazgeçmiştim.. Artık sadece küçük ve anlamlı şeyler bekliyordum hayattan..
Kimsenin aklına gelmeyen, ama yine de sıradan, hayat kurtaran iyilikler;beni bu zalim zamandan kurtarıp ruhumu arındıran anlamlı sohbetler, dostça yakınlıklar, insana yaşama sevinci veren küçücük incelikler bekliyordum artık hayattan..
Tren Ankara'ya gidiyordu.. Elimde Dostoyevsky'nin mektupları vardı..

Ey zorba! Ey hayatı Emir'le yıkayan! Zulmet ki tez vakit yıkılasın.

(Zry! Hb! En parlak yıldız üçümüzün olsun ve kaysın(!) tüm dileklerimize.)

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Yakınma, korku, suçluluk duygusu, acındırma, o sahte duyguların hiçbiri yok yüzümde..

Düşünmeyen, sorgulamayan, yüzeysel, boş, kayıtsız, ne verilirse onu alan, kolay yönlendirilen bir insan tipi.. Yanındakini, arkasını döndüğü anda unutan, üzülmeyen, vijdan azabı çekmeyen, yaptığı herşeyi doğru ve haklı sayan; herşeye geç kaldığını sandığı için yanında, çevresinde kim varsa düşünmeden ezip geçen; derinden sevmediği için derinden acı çekemyen biri..
Bunalımları bile anlamsız olan; duyguları giderek köreldiği için hayatını sadece tensel hazlar peşinde koşmaya adayan; duygusuzlaştıkça acımasızlaşan ve dünya nimetlerine ulaşmayı tek amaç sayan , aslında kim olduğunu bile giderek unutan, önüne sunulan göz alıcı dekorun ardında ne olup bittiğini düşünmeyip sorgulamayan biri..

Sevgiye sahip olunabilir mi hiç, inceliğe, anlayışa.. hiç özgürlüğe sahip olunabilir mi?.. Sınırsızdır.. Sahipsizdir.. Zamansızdırlar.. Sınırsız, sahipsiz ve zamansızca aktıkları sürece vardırlar çünkü.. ZAMANLA SINIRLANDIKLARI VE SAHİP OLUNDUKLARI ANDA yok OLURLAR..


Şükrediyorum, beni her geçen gün otoriteden yanaolanların yapay ve yaşamsız hayatından biraz daha uzaklaştıran inceliğime...

Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak-Cezmi Ersöz

24 Temmuz 2009 Cuma

Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna

Etrafını bu kadar iyi tanıyan, karşısındakinin ta içini bu kadar keskin ve açık gören bir insanın heyecanlanmasına ve herhangi bir kimseye kızmasına imkan var mıydı? Böyle bir insan, ÖNÜNDE BÜTÜN KÜÇÜKLÜĞÜ İLE ÇIRPINAN birine karşı taş gibi durmaktan başka ne yapabilirdi?
Bütün teessürlerimiz, düş kırıklıklarımız, hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik tarafındadır. Herşeye hazır bulunan ve kimden ne geleceğini bilen bir insanı SARSMAK MÜMKÜN MÜDÜR?

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Budala-Fyodor Mihayloviç Dostoyevsky


Nasıl bir ruh hali ile yazabilir insan bunca şeyi anlamıyorum Gökhan'la konuştuğumuz gayet mantıklı, normal bir insan bunca şeyi yazamaz. Bir kırıklık var zaten yazarlarda, söylemişti Cezmi Ersöz :D
...
Romanımızın bir kahramanı olan Gabriyel Ardalyonoviç, ikinci dereceden olan aracı, diğerlerinden daha kötü talihlidirler. Bu şundan ileri gelir: "Sıradan" fakat zeki olan bir insan, yenilik doğurabilen yetenekte olsa bile, kendi kendini yiyerek büyük bir ümütsizliğe düşer. Hayattaki konumuna razı olmak isterse, ezilmiş gurarunun duyguları ile, kendini zehirler. Bundan başka biz, en yüksek bir sınırı göz önünde tuttuk. Çoğunlukla, zeki olan bir aracı sınıfın, herzaman fazla acı çektiği muhakkak değildir; daha doğrusu, bunlar yavaş yavaş, yıllar geçtikten sonra acıyı anlarlar. Bu durum felaketlerini hazırlar. Bu insanlar sesszliğe kavuşmadan önce, uzun müddet gençlikten ihtiyarlık çağlarına kadar geçen süre içinde, bir yenilik göstermiş olamk için, bazen saçm haraketler yaparlar... İşte namuslu ve temiz insan olan bu kara talihlilerden biri, çalışarak hem ailesini hem de diğer birkaç yabancıyı beslemektedir ama ne oluyor yani? Bütün hayatınca rahat bulamadı.! İnsani görevin yaptığı halde, vicdanı onu rahata erdirmiyor; tam tersine şu düşünce onu azap veriyo;"İşte, bu yüzden varlığımı mahvettim; işte onları beslemek için ellerim kollarım bağlı kaldı; işte bundan dolayı barutu ben bulamadım! Bu zorunluluklarım olmasaydı, barutu veya Amerika'yı belki de ben bulurdum; ne olduğunu bilmiyorum ama, herhalde birşey bulabilirdim."
Bu insanların en açık özellikleri, hayatları boyunca ne bulmaları gerektiğini hakkı ile bilmemeleri ve hep birşey bulmak üzere bulunmuş olmaları. Barutu yahut Amerika'yı? Fakat bu buluşun endişeleriyle bekleyiş, Galille'nin veyahut Christof Kolomb'un talihine yaradı.
..
ll. Cilt sf. 119-120



Okuyacağını biliyorum bunu E Ş!
Em Ş'yı bende uzaklaştırdığını düşünüyorsun. Düşün. Ancak düşünmekle yetinirsin. İnsanlar birbirlerini görmese de, seslerini duymasa da, birbirlerinden haber almasa da; düşünceleri, hayata bakış açıları, olayları yorumlayışları birbirine yakın oldukça hep hayatları ortak bir çizgi üstünde devam eder. Evet, hatalarım olmuş olabilir ama ben bir insanım ve duygularım var keşke sen de at gözlüklerini çıkarıp nerde ne hata yaptığını görsen. Hakkımda istediğini söyle, düşün, düşündür; zerre kadar umurumda değil. Ben kendimi biliyorum. Em'i tanıyıp tanımadığımı sormuştun; senden çok daha iyi tanıyorum. Şimdi sen de şunu cevapla, "Ben seni ne kadar tanıyorum, bana kendini ne kadar doğru tanıttın, üç yılda hayatın hakkında bana ne anlattın?"
Hayatım boyunca yaptığım HİÇBİRŞEY için pişman olmadım ama seni tanıdığıma pişmanım, bana Em'i kazandırmış da olsan. Ve bil ki bundan sonra benimle bağlantı kursa da kurmasa da sen kaybettin ve biz kazandık.

10 Temmuz 2009 Cuma

09.07.09

Bu tarih yılda sadece oniki kez oluşuyor. Çark tamamen tersine döndü ve önümde sadece baş yıl var.
Dokuz: Hb; Yl; Zry; Rgnr; Abim; dokuzu dolduramıyorum, az ve yeterince öz.



Uygur'lara yapılanlara isyan içerisindeyim..

9 Haziran 2009 Salı

..


..

All l wanna say is that
They don't really care about us

..