27 Ağustos 2014 Çarşamba

Hıdır Aslan / Tanrı ve Kadın

"Bir toplumun uygarlaşması, o toplumun kendi geçmişini yargılamasıyla başlar. Kendi geçmişini yargılamayan bir toplumun uygarlaşması düşünülemez. Gerçi yargılama terimi geniş bir anlam taşır. Siyasal, kültürel, ekonomik, inanç ve insan hakları gibi konuları içermektedir. Bunlar içinde toplumun gelişmesinin önünde en büyük engel hiç kuşkusuz dini inançtır.

İnancını yargılamamış toplumların medeni dünyanın en gerisinde kalan toplumlar olduğunu tartışmaya gerek yoktur.

Günümüzde kadın hakkı diye bir hakkın tartışılması insanoğlunun en büyük ayıbıdır. Birilerinin hakkı tartışılıyorsa, onların hakları elinden alınmış olduğu içindir.

İnsan kendini koruyamadığı veya korktuğu doğa karşısında aciz kaldığı için çareyi tapınmada bulmuştur. Bu korkuya dayalı arayışlar Tanrıları yaratmıştır. Bu tanrıların hakim sınıflar için hiçbir anlamı TABİİ Kİ yoktur. Yoksulun yaratıp var ettiği inanç kurumları egemen sınıflar tarafından gasp edildikten sonra, halkı korkutmak ve kendi egemenliklerine boyun eğdirmek için kullanılmıştır.Böylece insanoğlu kendi yarattığı tanrıdan kendisi korkar olmuştur. Belki diyeceksiniz ki "İnsan kendi yarattığından korkar mı?" Korkar! Tıpkı atomu yapıp sonra da karşısında çaresiz kaldığı gibi.."


Semavi dinlerin tüm kitapları neden erkeklere hitap eder?
Kadın semavi dinlerin Tanrı'sına göre ikinci sınıf mıdır?
Erkek cinsi neden kadınların namusundan sorumlu olsun? Onların namusları neden bizden sorulmuyor?
Namus cinsel organ mıdır? Eğer öyleyse bize ait olan bir uzuvdan erkeklere ne?

Semavi dinlerin getirdiği süregelen erkek egemen sistem, savaşan; çatışan, üstünlük kurma çabası adına her şeyi mübah gören; eşitliksiz bir sistemdir ve kadın gücünü hiçe sayar.

Hiçbir toplum ataerkil sistemi haketmez, anaerkil olalım ve eşitlik, adalet, barış gelsin dünyaya.

Hadi, hep birlikte çalışırsak başarırız.

Ellerinize, kalbinize, düşüncelerinize sağlık Hıdır Bey. Yüreğimin en güzel yerindesiniz.

Öperim,
N.

7 Ağustos 2014 Perşembe

Kızlar! Erkekler hakkında, lütfen cevaplayın! Öptüm

Dişiler, bebeklerim!

Zor olcak biliyorum ama bundan sonra tek hedefimiz bütün erkekleri pipilerinden asmak olsun, ne kadar dayanabiliyolar bakalım.

-Hiçbirine ama hiçbirine boyun eğmek yok
-Alttan almak yok,
-Onlar için çaba sarfetmek hiç yok,
-Hoşlarına gitmiyorsanız çeker giderler; onlar için değişmek falan filan; yok öyle şeyler.
-Cazibelerinden erisek de bunu onlara söylemek yok
-İçimizden geldiği gibi rahat rahat konuşmak yok, susalım ki bişey oldu sansınlar
-Her çıkalım dediklerinde evet demek yok, daha çok istesinler

Kızlar bileniniz varsa şunlara cevap versin;

Bi erkeğin burnu nasıl sürtülür?
Bi erkek nasıl dize getirilir?
Bi erkek nasıl kendine hayran bıraktırılır?
Bi erkek nasıl sizin için herşeyi yapar?

Allah aşkına birileri cevaplasın, hayır illa erkek olsun hayatımda benim için ölsün mülsün falan diye istemiyorum, sakın yanlış anlaşılmasın; sadece bişey denicem :)

Öptüm,
N.

6 Haziran 2014 Cuma

Hayatınıza anlam veren temel zemin nedir?

En son yazmadığımdan beri resmen hayatım değişti.

Güven, benim sandığım kadar basit bir durum değilmiş. Hayatınızın temellerini kurduğunuz kelimeler belki de karşı taraf için fazla bir şey ifade etmeye biliyormuş; sevgi gibi. Sevgi verdiğiniz, sonsuz güven duyduğunuz birinden hiçbirinin karşılığını alamaya biliyormuşsunuz.

Pişman mıyım? Hayır. Yaşanması gerekiyormuş.

Akıl oldu, bundan sonra sonsuz güven ve sonsuz sevgi beklemesin hiç kimse benden. Meclis hariç :P

En kısa zamanda bitmesi dileklerimle.

Hadi şerefe.
N.

5 Haziran 2014 Perşembe

Tolstoy - İnsan Ne İle Yaşar

1) -İnsanın içinde ne vardır? Ne ile yaşar?
-İnsanın yüreğine sevgi egemendir.
2) -İnsana verilmeyen nedir?
-Kendi gereksinimlerinin bilgisi.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Macbeth - William Shakespeare

Ross
-Bunun korku mu yoksa akıllılık mı olduğunu bilemeyiz.

Lady Macduff
-Akıllılık! Karısını, evini bırakıp kaçmak mı? Tamamen korkaklık onunki, akıllılık falan değil, sevgi hiç değil, mantığa tamamen aykırı, ne de olsa bir kaçış bu.


Jonathan Slinger - Macbeth

12 Mart 2014 Çarşamba

Berkinciğim!

Geçen hazirandı bi gece rüyamda Abdullah'ı, Ethem'i ve Mehmet'i gördüm; hayatım boyunca herhangi bir rüyada hiç kimsenin yüzünü bu kadar net gördüğümü hatırlamıyorum.
Uyandım, gözlerimi açamadan dakikalarca ağladım; gözlerimi açarsam gece öyle keskin, acı, hayal kırıklığı ve soru dolu bakışlarını ruhumun en derinine saplayarak gözlerime bakan Abdullah'ı, Ethem'i ve Mehmet'i göreceğim diye o kadar korktum ki.. Çünkü onlara ne söyleyeceğimi bilmiyordum.

Şimdi! Berkinciğim, sen de bana o bakışları yöneltirsen; sana ne söyleyeceğimi bilemediğim için nasıl korkuyorum biliyor musun uyumaya..
Kelimelerim, kalbim ve ruhum o kadar yetersiz ki..

N.

cem karaca | durduramayacaklar halkın coşkun akan selini

)

5 Mart 2014 Çarşamba

Hayal et! Daha güçlü!

Sınırsız ve özgür olabileceğin tek yer hayallerin, hadi daha iyisini yap.
En mükemmeli hayal et, sürekli. Korkma, daha ileri git.
Tek sınır beynin.
N.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Fotoiz Abant Platformu 2014 2. Gün - Bölüm 1

İkinci gün alışmış uyanıyorsunuz, yüzlere, seslere, mekanlara.

Erdal Kınacı'yla başlıyorsunuz güne. Ne lezzet ama.

Bir ara oturmuş sohbet ederken buluyorum Prof. Dr. Sabit Kalfagil ve Prof. Dr. Güler Ertan'ı (ben yazarken yoruluyorum ünvanlarını :), onlarsa almışlar; siz hesaplayın artık ) izin isteyip sessizce oturuyorum yanlarına fotoğraf hakkında eğitim üzerine şöyle bir sohbet var,

Sohbetin başını bilemiyorum tabi,

Güler Ertan: Torunum (ilkokul öğrencisi) benimle sergilere gelmek istediğini söyledi, belki kitaplarımdan etkilenmiştir bilemiyorum (biz farkına varmasak bile çocukların birçok konuda farkındalık düzeyleri yüksek ve sizin fotoğraf hakkında söyleyebileceğiniz her cümle onları etkileyebilir; demek istiyorum fakat bölemiyorum sohbetlerini) ama kimse ona fotoğrafla ilgili bir şeyler söylememişti o zamana kadar. Ben de ilgileniyorum merak ettiklerini anlatıyorum, çocukken aşılanması iyi olabilir belki Sabit, sen ne düşünüyorsun?

Sabit Kalfagil: Bu kadar küçük yaşta fotoğrafla tanışmaları ilerde bu konuyla ilgilenmemelerine neden olabilir. Resimle başlatmak daha iyi gibi geliyor bana,

Tanıyamadığım bir bey: Evet, bir kadraja oturtmayı öğreniyorlar gördüklerini.

S. Kalfagil: Çok haklısınız, çok iyi bir bakış; biz sonsuz görüyoruz fakat o resim kağıdı kadrajı öğretiyor çocuklara, neyi katacaklar içine; neyi katmayacaklar onu hesaplıyorlar. Bu çok iyi bir disiplin, kaldı ki artık gençler disipline gereken önemi vermiyorlar, her şey erteleniyor ve geleceğe birikiyor; gelecek daha çok ağırlaşıyor ve yapılması gerekenler hep geç kalıyor. Buluşmaları gereken saati bile aksatıyor artık insanlar.

Ve Sabit Kalfagil'in Sunum sırası geliyor. Güneşin gökyüzündeki hareketlerinden yararlanarak hazırladığı şablonları anlatıyor, her vakitte her istediğiniz yeri istediğiniz gibi görüntüleme şansınız yoktur efendim diyor. Müthiş bir sistem, ülkenin buna yeteri kadar önem vermediği ortada. Zaten nadirdir di mi devrinde efsane olmaları insanların? Onları kaybetmeyi bekliyoruz hep, sonra acaba bu insan ne demek istemişti deyip okuyoruz onları ve haklı olduklarını, çok değerli düşünceleri olduğunu görüyoruz. (A bakın aklıma ne geldi, kıskançlık olabilir mi bunun nedeni? O insana değerli olduğu hissini yaşatmak istemem belki? Bilemedim.) Bu adam muhteşem.

Daha önce de dinleme şansına erişmiştim kendilerini, kesinlikle çok katı ve disiplinli bir insan olduğunu düşünmüş, hafif de korkmuştum. Belki kişilik, ama nasıl haklı biliyor musunuz böyle davranmakta. Şimdi onu daha iyi anlıyor ve daha çok seviyorum.

Sayın Öğ. Gör. Atanur Sevim'in Samsun Güncesi adlı sunumuve  Prof  Dr. Güler Ertan'ın Venedik Maskeleri, Dans ve Renk sunumlarını seyrettik.

Gültekin Çizgen çıktı sahneye ve fotoğraf tekniklerini anlattı, yeni başlayanlar için oldukça öğretici; zaten bilenler içinse pekiştirici nitelikte. Sürekli fotoğraf çekmenin önemini fazlasıyla vurguladı, her gün; her gün.. Kendisinin tek bir günü bile atlamadığını belirtti.

Bikaç kitabını almıştım Gültekin Hocanın, imzalamasını rica etmek için yanına uğradım bir ara, okumanın çok mühim olduğunu ama insanımız tarafından çok az yapıldığını belirtti. Merak etmeyiniz efendim, yükselecek o okuma oranı; yeter ki umutlu olalım.


Fotoiz Abant Platformu 2014 1. Gün

Fena soğuk olacak, kazaklar, tank gibi botlar, ağır ağır çantalar ve kahkahalarla geçen 10 saat yoldan sonra işte Aban'tayız.

Hayır. Sandığım gibi soğuk değildi hiçbir yer hiçbir insan. Prof.  Dr. Ata Yakup Kaptan'ın İnşaat İşçileri adlı sunumuyla başlayan gün Öğr.Gör. Güngör Çınar'ın Delta Düşseli; Bahman Zohori'nin Nepal Günlükleriyle devam etti.

Türk Fotoğrafında eğitim üzerine yapılan panelde, panelistler, Doç. Dr. Osman Ürper, Yard Doç. Dr Abdullah Sezgin, Fazlı Öztürk, Dr. Ömer Gemici ülkemizde fotoğraf adına eğitim veren kurumların eksikleri, bu konularda yapılması gerekenler üzerine tartışıldı.

Nacizane fikrim, toplumuzda artık ulaşılması çok kolay hale gelmiş olan fotoğraf makinelerine sahip insanların büyük çoğunluğunun fotoğrafı teknikten ibaret sanmaları beni oldukça rahatsız ediyor. Bu işin ruhu var! Senin nasıl ruhun varsa, benim nasıl ruhum varsa fotoğrafın da ruhu var kardeşim. Sen fotoğrafın ruhuna ne ölçüde değer verirsen o ruh da sana o ölçüde değer verir. Duyularını harekete geçirir, bakarken görmeni sağlar, ruhunu aydınlatır, iletişimini kuvvetlendirir, vücudunu; aklını ve kalbini diri tutar. Dikkatli oku, teknik sağlamıyor bunları. Gerçi ne ustaları okumuyorsun bunu mu okuyacaksın ya neyse.


İşlerini sürekli gördüğüm, hayranlıkla seyrettiğim ve anlamak için çabaladığım Erdal Kınacı, işlerinin öyküsünü hatta kendi öyküsünü anlatıyor; sadece dinleyelim diye mi dersiniz?

İsmiyle büyüdüğünüz insanları dinlemek, onların işlerini seyretmek olağanüstü sevinç sağlıyor size. Ve çok sevgili İzzet Keribar, nasıl sevimli nasıl paylaşımcı nasıl ruhu güzel bir insan.. işte diyorsunuz örnek; samimi sözleri sizi sarmıyor; sizi kamçılamıyorsa her şeyinizle bu işin peşinden koşmak, için bence çıkın ve bir daha da dönmeyin geri.

Sunumlarla devam ediyor gün.

Akşam şöyle bir bakıyorsunuz etrafınıza; hatta buna bile gerek kalmıyor, aldığınız nefesin kalitesiniz hissediyorsunuz ciğerlerinizde.

Ve Abant'ta ilk gün böyle bitiyor.

Yarın görüşmek üzere.
N.

6 Şubat 2014 Perşembe

Camera Lucida - Fotoğraf Üzerine Düşünceler / Roland Barthes


Roland Gerard Barthes, göstergebilme büyük katkılar yapan  Fransız aydın ve eleştirmen. Yapısalcılık, göstergebilim ve psikanalizin etkilerini birleştiren, kendine özgü bir edebiyat eleştirisi geliştirmiştir. Postmodern düşüncenin de kurucu öncülerinden biri sayılır.


Tabi ki yaptığı işin ruhunu bilir insan, ama artık her şey o kadar hızlı ki belki oturup yaptıklarımızın derinliklerine inme fırsatı bulamayabiliyoruz. Bay Barthes bunu yapmış bizim için.

"..belki de Fotoğraf, onu bir dil olma şerefine erdirecek bir gösterge kadar ham, kesin ve soylu olmak için çırpınıyordur." Fotoğraf bir dil değil mi? "Life'in editörleri 1937'de ABD'ye gelen Kertesz'in fotoğraflarını geri çevirmişler, neden olarak da bunların -çok fazla konuştuğunu- söylemişlerdir; bu fotoğraflar bizim düşünmemizi sağladılar, bir anlam -birebir olandan farklı bir anlam- önerdiler. Sonuç olarak Fotoğraf korkuttuğu, ittiği ve hatta damgaladığı zaman değil, kara kara düşündürdüğü zaman yıkıcıdır."

İnsan daha ne olduğunuzu okurken yoruluyor Bay Barthes. Fotoğraf üzerine yazmanız bizim için büyük şans.
Fotoğraf yapmıyor oluşunuz, sadece onu okumaya, anlamaya çalışmanız ve bunu bizimle paylaşmanız; kendimize ayna tutmak gibi.. Ama göremediğimiz noktaları aydınlatan bir ayna; anlatımımızı güçlendiren; ruhumuzu harekete geçiren..

Sevgiyle kalınız.
Görüşeceğiz,
Öperim.
N.



14 Ocak 2014 Salı

Sütyen kopçası ve Erkek

O filmlerde gördüğünüz deliksiz sevişme sahneleri var ya, yalan onlar; ya da kadınlarda sütyen yok.

Ateşli bir öpüşmeyle başlar, dokunuşlar, kıyafetleri çıkarmalar derken sıra sütyen kopçasına gelir.. bütün büyü bozulur çünkü erkekler sütyen kopçalarını açmakta müthiş beceriksizdir. Bi de açmak için inat ederse vay halinize :) kopçayı görebilmek için sizi önüne alır, çekiştirir; yardım kabul etmez, kopçayı; onu koparmakla tehdit eder :D

O kopçayı açtığında ise zafer kazanmıştır adeta.

Anlamakta zorlanıyor insan di mi, ufacık şeyi nasıl açamadıklarını :D

Şimdi filmleri izlerken kopça açmaya çalışma kısmını da hayal etmeye çalışın, çok eğlenceli oluyor :) o devasa, yakışıklı, seksi, adeta her yerinden arzu fışkıran mükemmel şey tam bi aptala dönüyor :D


18. yy'da yaşamış erkeklere selam :) şimdiki erkekler şükretsin.
Hadi öptüm.
N.

13 Ocak 2014 Pazartesi

Çekim nasıl gerçekleşir?

Otobüste hep karşılaşıyosun. Durakta ya da, ne bileyim belki de markette.. Bakıp bakıp geçiyosun, zaten o da sana bakıyo adeta punctum; sonra studiuma dönüşüyo. Bu ilginç alışveriş, çekim belki de; ne garip di mi?

Bişey var. Ne, ne olduğunu biliyosun ne de nasıl olduğunu ama var olduğu kesin.

Hayır çocuk yakışıklı da değil di mi? Ya da kız öyle ahım şahım güzel değil; zaten bu çekimin kriterinin güzellik olduğunu sanmıyorum. Ne garip.

Ortak yanı var mıdır acaba bu çekimleri yaşayanların, bu çekimin nedeni ne?

Düşünün.
N.

30 Aralık 2013 Pazartesi

Klozetlerde su akıtan musluğun önemi.

Birkaç gündür Bulgaristandaydım;

Müthiş bir doğa, yemekler;  içkiler; insanların tavırları; mekan;  şarkılar; oyunlar; Türkiye’de hayatınız boyunca yaşayamayacağınız bir eğlence; her şey o kadar mükemmel.

Fakat insanız biliyorsunuz ve sıçmamız (bu şekilde yazdığım için üzgünüm ama gerçek bu) gerek (endişenemeyin bu arada, Angelina Jolie de sıçıyor; yalnız değiliz yani). Neyse, işin sonunu düşünmeden;  (ki de normalde düşünmeniz de gerekmez) yaptınız büyük tuvaletinizi. Klozetin arkasındaki vanaları tek tek deniyorsunuz; hangisinden su aktığını bilmediğiniz için.. fakat hiçbirini çevirdiğinizde su akmadı. Bozuk mu? Hayır.

Az önce sıçmamıştınız, işte şimdi sıçtınız; çünkü bu tuvaletlerde öyle su falan yok.  O anki çaresizliğinizi hayal edin. Umarım restoranda böyle bir şey yapmamışsınızdır, çaresizliğinize bir de panik eklenmiştir kesin.

Hayır herkes o kadar rahat davranıyor ki (tam Türkiye’deki siyaset sistemi gibi; adamlar milyon dolarlar götürdü ama kimse öyle bir şey olmuş gibi davranmıyor) ; sanki tuvaletlerinden ezelden beri su akıyormuş da bu sorunu yaşayan bir benmişim gibi.

Azcık para verelim şunlara da klozetlerine musluk taktırsınlar, verdiğimiz vergilerin nereye gittiği belli değil zaten (aslında çok belli de neyse); bari sağlıklı bir şey yapmış oluruz.

Musluklarımıza şükredelim.
Sınırı geçince herkesin tuvalete koştuğunu gördüm ama çaktırmadım.
Sevgiyle kalın.

N.


26 Aralık 2013 Perşembe

Belirsiz

Hayat çok ilginç. Önünüze neler çıkaracağı hiç belli olmuyor. Ama böyle çok güzel.

Sevgiler
N.

24 Aralık 2013 Salı

Cesarete gel!

Ne biçim bi hafta?

Huuu! Dedikodular gırla.

Bak sen bana namus ayakları yapanlara? Hadi ben biliyordum zaten biriyle birlikteyken gidip başkalarıyla da yattığını; ama bilmediğini sandığım insanlar da biliyormuş :D

Demek bana, biz kimin ne olduğunu biliyoruz dediklerinde bunun sağlam bir dayanağı varmış.

Ya bi de sen gidip benim en yakın hissettiğim insanla bunu nasıl yaptın? Haberim olmayacağını mı sandım tatlım? Ooo coorli! Çok safmışsın.

Bak şimdi ne dicem. Belki uzun zaman alcak ama -mutlaka olacak- görüştüğümüzde artık yüzümde can sıkıcı, rahatsız olmuş bir ifade göremeyeceksin. Dönüştü o, alaycı; küçümseyen ve senin ne yaptığını bilen bir gülümsemeye.

Hadi öptüm.
N.

23 Aralık 2013 Pazartesi

Hobbit : Smaug'un Çorak Toprakları


İnsanı canlı canlı öldürcek bunlar. Arkadaşım bir filmde bu kadar insan üstü yaratık mı olur? İnsanız biz insan, dayanma gücümüz de bi yere kadar.


Hayır Legolas (bkz. Orlando Bloom) var zaten, ne gerek var Bard (bkz. Luke Evans)'a? Tauriel'inki de çok fena; Kili (bkz. Aidan Turner-Allah ne biçim yaratmış di mi?)

Ay baktı; Allahım kıza ne dedi yaaa(bebeğiim, yerimm); Anaa nasıl dokundu eline..;  Ok atışına bak şunun yaa; Oha ne biçim kayıkçı o?; offf ; derken filmden bişey anlamıyosun zaten.

Burdan yapımcılara sesleniyorum; Yardırın be gülüm!


Not: Biscolata'cılardan bir yılbaşı sürprizi daha bekliyoruz ona göre.
N.




Luke Evans
Aidan Turner





21 Aralık 2013 Cumartesi

Sanatçı?

Fotoğrafın sanat camiasında girmesi konusundan bildiğimiz ve eserleriyle göz kamaştıran sanatçılar var. Oscar Gustave Rejlander, Julia Margaret Cameron, Henry Peach Robinson. Diğer dallardaki birçok sanatçı yaptıklarının sanat olmadığını, bunun fotoğraf makinesinin bir becerisi olduğunu iddia ettiler. 


Oscar Gustave Rejlander - Two ways of life

Henry Peach Robinson - Fading Away

Julia Margaret Cameron - Esin Perisinin Fısıldayışı


Bu fotoğrafların, birleştirme tekniği; düşünce aşaması, yapım aşaması nasıl ki bize dönemin özelliklerini, dönemin ruhunu, dönemin akışını en sadece şekliyle anlatıyorsa ilerleyen dönemlerimize de Ali Alışır'ın eserleri aynı etkiyi sunacak.
Ali Alışır - virtual wars

Ali Alışır - virtual bodies

Ali Alışır - Virtual Places
Fotoğraf üzeriden konuşursam, sanatçı ayrımını yapmakta güçlük çekiyorsunuz ama bu adamın eserlerini gördüğünüzde işte diyorsunuz, sanatçı bu.

N.



20 Aralık 2013 Cuma

Kendim gibi sanıyorum sizi. (Benim neden arkadaşım yok?)

Her zaman söylerdim ben, kızan arkadaşlarım olurdu. Kızmayın. Hepiniz biliyorsunuz ki bu dünya çıkar dünyası ve ben sizin gibi çıkarlarım doğrultusunda yaşamadığım için sizin gibi de düşünemiyorum.

İhtiyaç duyduğunda ya da kendi arzusu olduğunda benimle görüşen, bağlantı kuran; kendi istemediğinde ya da ihtiyacı olmadığında benimle bağlantı kurmayan insanalar kızıyor üstelik bana. Yapmayın!

Bulunduğunuz durum ya da mekandan biraz uzaklaşın, daha önce düşünüp söylediğiniz ve şuan yapıyor olduğunuz şeyleri bi kıyaslayın. Fena tezatlar di mi? Siz kendi kişiliğinizi oturtamamışsınız daha, siz kendinizle çelişiyorsunuz kuzum.

Beni tanıyorsunuz, bu davranışlarınızın beni ne kadar üzebileceğini benden daha iyi biliyorsunuz; merak etmeyin, özellikle yaptığınızı biliyorum. Canımı acıtmak için, benden üstün(?) olduğunuzu kanıtlamak için. Farkında mısınız yalnız, yürüdüğünüz yolun zeminini ben olmasam atamayacaktınız?

Şimdi ne mi olacak? Eskisi gibi. Ben olmayacağım.

N.



Cemaat & Akp / Action

Naptılar, nasıl oldu bilmiyorum ama iki taraf birbirine öyle bir girdi ki..

Lan ülke bizim, ülke halkın ve tüm halk ağzını açmış bu taht kavgasını seyrediyor. Bu türk milletinin aklı başına gelmicek.

Benim gözüm doldu.

N.