30 Eylül 2011 Cuma
21 Eylül 2011 Çarşamba
AAAAAaaaaaAAAAA
Şu sıralar Abimlerin evine doğru yürüyen kardeşim az önce benim yanımdaydı.
-Len blogu okudun mu :D (ben)
-Okudum allaan gerizekalısı, ne kötülüon beni len?
-Daha çok şey yazcaktım da vs. vs. acıdım.
-Len blogu okudun mu :D (ben)
-Okudum allaan gerizekalısı, ne kötülüon beni len?
-Daha çok şey yazcaktım da vs. vs. acıdım.
16 Eylül 2011 Cuma
Kendini bilmek
Üç aylık dedikodumuzu yapmış bulunmaktayız.
Gençlik! Kendini bilmek kadar mühim bişey daha yok. Hatta bir sözü var Yunus Emre'mizin "İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir..." diye devam eden. Rütbeniz ne kadar yüksek olursa olsun, kazandığınız para, tanıdığınız insanlar, gezip gördüğünüz kültürler ne kadar fazla olursa olsun. İsterseniz Cumhurbaşkanı olun en mühim devletin, isterseniz Bil Geyts vs vs çok geniş tutulabilir olacağınız şeyler ama kendinizi bilmediğiniz sürece, söylediğiniz sözü, sergilediğiniz davranışı bilerek gerçekleştirmediğiniz sürece birer HİÇSİNİZ.
Yaptığınız ya da yapmadıklarınızın hakkını verin lütfen, olmadığınız gibi davranmak size hiçbir şey kazandırmaz aksine gülünç duruma düşersiniz. Bu da sorun değil fakat düştüğünüz durumun farkında olmayışınız sizi gittikçe küçültür. Yapmayınız.
Hiç kimse sizin ne olduğunuzla, neyi ne kadar bildiğiniz, neyi ne derece iyi yada kötü yapa bilidiğinizle ilgilenmez.
Herkesin kendi hayatı var, ona ne sizden.
Bitti.
Dağılın.
Gençlik! Kendini bilmek kadar mühim bişey daha yok. Hatta bir sözü var Yunus Emre'mizin "İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir..." diye devam eden. Rütbeniz ne kadar yüksek olursa olsun, kazandığınız para, tanıdığınız insanlar, gezip gördüğünüz kültürler ne kadar fazla olursa olsun. İsterseniz Cumhurbaşkanı olun en mühim devletin, isterseniz Bil Geyts vs vs çok geniş tutulabilir olacağınız şeyler ama kendinizi bilmediğiniz sürece, söylediğiniz sözü, sergilediğiniz davranışı bilerek gerçekleştirmediğiniz sürece birer HİÇSİNİZ.
Yaptığınız ya da yapmadıklarınızın hakkını verin lütfen, olmadığınız gibi davranmak size hiçbir şey kazandırmaz aksine gülünç duruma düşersiniz. Bu da sorun değil fakat düştüğünüz durumun farkında olmayışınız sizi gittikçe küçültür. Yapmayınız.
Hiç kimse sizin ne olduğunuzla, neyi ne kadar bildiğiniz, neyi ne derece iyi yada kötü yapa bilidiğinizle ilgilenmez.
Herkesin kendi hayatı var, ona ne sizden.
Bitti.
Dağılın.
14 Eylül 2011 Çarşamba
İşler dedim, gidişler dedim..
Vlat geldi. Sa:00:00 itibariyle normal hayatıma dönebilirim.
Gidelim Splintır.
13 Eylül 2011 Salı
Zaman kavramı kalmadı
Ve bügün işkencemiz bitiyor. Aksilik olmadığı takdirde Vlat bir sürpriz yapıp bu akşam kucağımızda olacak.
Ne çok özlemişim..
Annem hep "insan kuş gibidir." der, küçükken anlam veremezdim, eğer kuş gibi olsaydık istediğimiz zaman istediğimiz yere gider orda istediğimiz kadar kalır vıdı vıdı vıdı zırvalardım. Sürekli isteyerek olmasa bile birgün dünyanın bir ucunda diğer gün de diğer ucunda olabiliyoruz. Bulunduğumuz konumdan bir başka yere gidince sanki yıllardır seyahate geldiğimiz yerde yaşıyormuş gibi hissederiz geri geldiğimizde de hiç gitmemiş gibi. İnsanlar, şehirler, tarih kokan nesneler hepsi ama hepsi hafızamıza kazıya bildiğimiz kadardır ya da fotoğraflara. Akıp giden zamanı kimse durduramıyor, annemin fotoğraflarına bakıyorum, babamın, kardeşimin.. İyi bir şey mi bilmiyorum ama okuldayken geçmeyen zamanı artık durduramıyorum, yalvarıyorum resmen durması için ama nafile. Bazen, şu sıralar sürekli kafama takılan zamanının hızlı geçmesi düşüncem nedeniyle kendimi bir anda kırk yaşında bulacağım diye korkuyorum. Ha ebet bi gün yaşlanacağız ama n'olur en azından çalıştığım saatler dışında yavaş geçsin şu zaman. Bu kafa patlatmalarımın sonunda zaman kavramının göreceli olduğu konusunda kesin kanaat kıldım.
Vlat!
Hadi gelin bügün de gidelim.
Ben limonlu içmem ama.
Ne çok özlemişim..
Annem hep "insan kuş gibidir." der, küçükken anlam veremezdim, eğer kuş gibi olsaydık istediğimiz zaman istediğimiz yere gider orda istediğimiz kadar kalır vıdı vıdı vıdı zırvalardım. Sürekli isteyerek olmasa bile birgün dünyanın bir ucunda diğer gün de diğer ucunda olabiliyoruz. Bulunduğumuz konumdan bir başka yere gidince sanki yıllardır seyahate geldiğimiz yerde yaşıyormuş gibi hissederiz geri geldiğimizde de hiç gitmemiş gibi. İnsanlar, şehirler, tarih kokan nesneler hepsi ama hepsi hafızamıza kazıya bildiğimiz kadardır ya da fotoğraflara. Akıp giden zamanı kimse durduramıyor, annemin fotoğraflarına bakıyorum, babamın, kardeşimin.. İyi bir şey mi bilmiyorum ama okuldayken geçmeyen zamanı artık durduramıyorum, yalvarıyorum resmen durması için ama nafile. Bazen, şu sıralar sürekli kafama takılan zamanının hızlı geçmesi düşüncem nedeniyle kendimi bir anda kırk yaşında bulacağım diye korkuyorum. Ha ebet bi gün yaşlanacağız ama n'olur en azından çalıştığım saatler dışında yavaş geçsin şu zaman. Bu kafa patlatmalarımın sonunda zaman kavramının göreceli olduğu konusunda kesin kanaat kıldım.
Vlat!
Hadi gelin bügün de gidelim.
Ben limonlu içmem ama.
11 Eylül 2011 Pazar
10 Eylül 2011 Cumartesi
9 Eylül 2011 Cuma
Nasıl Anlatsam
Bilmem ki nasıl anlatsam
Nasıl size derdimi.
Bir dert ki yürekler acısı
Bir dert ki düşman başına
Gönül yarası desem
Değil!
Ekmem parası desem
Değil!
Bir dert ki..
Dayanılır şey değil.
Orhan Veli Kanık
Nasıl size derdimi.
Bir dert ki yürekler acısı
Bir dert ki düşman başına
Gönül yarası desem
Değil!
Ekmem parası desem
Değil!
Bir dert ki..
Dayanılır şey değil.
Orhan Veli Kanık
8 Eylül 2011 Perşembe
İstikrarsızlık
Elalem nasıl istikrarlı yazıyo arkadaş.. Hem paylaşım sıklıkları hem yazıların ana fikirleri nasıl da sürekli bir uyum halinde. Bana bak, ne yazdığım bile belli değil. Ama çözdüm; ben kendimden başkasına yazmıyorum, hep geleceğim için bu birikimler. Büyük ben olgunlaşınca, şimdiki üzüntü ve sıkıntılarımın anlamsızlığını çözünce; hem okusun; nasıl yavaş yavaş piştiğimi görsün hem de gülmekten ölsün diye :D
Niye beni kimse okumuyo, niye kimse yorum yapmıyo diye üzülüyorum bazen. Yazmaz tabi adam; sen ona hitap etmiyosun ki kendi kendine konuşuosun.
Vlat'a -9 gün kala.
Ne biçim özledim.
Niye beni kimse okumuyo, niye kimse yorum yapmıyo diye üzülüyorum bazen. Yazmaz tabi adam; sen ona hitap etmiyosun ki kendi kendine konuşuosun.
Vlat'a -9 gün kala.
Ne biçim özledim.
Muamma
Abim! Yalnız seçme hakkını size vermiyor Ekrem; kendi seçiyor.
Kendinizi bildiğinizden beri hayran olduğunuz bir varlık düşünün. Ben düşündüm, Ekrem Habiboğlu. Yanında içmeyi, susmayı, konuştuğumda kelimelerimin değerini, sabrı ve vücudu korumanın önemini(pek yapamasam da)öğrendiğim, malesef abim kategorisindeki olağanüstü şey. Bakınız kelimeler anlatmaya yetmez böyle yaratıkları; kalbindeki samimiyeti ağzının değil gözlerinin gülüşünden anlarsınız. Ne olursa olsun mutlaka istersiniz sizin olmasını ama abiniz olarak mı, arkadaşınız olarak mı yahut sayabileceğiniz tonla şey olarak mı bilmem. Her görüşümde onu, abim gelmiş diye atlayıveresim gelir kucağına çoğu zaman yaparım da. Bunla bi evlensem diye düşünmemiş miyimdir, e tabiki insanlar kahramanlarıyla evlenmeyi her şeyden çok ister ama şuna dikkatimi çekeyim; bu adam öyle bir abi ki, başka hiçbir şeyiniz olsun istemezsiniz. Sonsuz güven doludur(etrafımdaki mühim olan hemen herkesi tanımasına rağmen en büyük sırrımı ona taşıtırım), sonsuz sakinlik ve sonsuz sabır. Hayatımda onun gibisini tanımadım, tanıyacağımı da hiç mi hiç sanmıyorum. Bi kız vardı benden bir yaş küçük Ekrem Abimden de beş; bi gün oturuyoruz "Sana Ekrem diyeyim mi?" dedi, normalde abi derdi; Ekrem Abim de "Abiyi aradan kaldırmak çok şeyi değiştirir, lütfen Abi de bana; daha çok hoşuma gider" diye cevap verdi. Neden bilmiyorum hayatımın şahit olduğum en büyük cevaplarındandır. Doğrudur; bir abi eksikliğini delice bir hüzünle duyuyorum; Ne Abim ne de Ekrem Abim dolduramıyor bunu; yanımda değiller çünkü; beni tanıma olanakları yok, kendimi en düzgün şekilde anlatamıyorum onlara.. Nasıl acı veriyor abisizlik insana, bir bilseniz. Bi abin mi eksik kaldı diceksiniz ülkenin bu berbat halinde, Afrika'da milyonlarca minicik yavru malesef açlıktan ölürken; sana bi bu mu acı veriyor? Değil, keşke ağızıma attığım her lokmadan o yavruların da karnı doysa ya da keşke onların o küçücük bedenleri yerine benimki yok olsa..
Çok kötüyüm bu sıralar, evrendeki en küçük noktadan bile küçük olan sözde sıkıntılarım, ülkemin değiştirilen ve hiçbir şey yapamadığım düzeni(?), ŞEHİTLERİM, elimin yazmaya bile zor gittiği minicik bedenler, her gün erkekler(?) tarafından öldürülen kadınlarım, dünyanın her biryerinde hergün Türk ismimi lekeleyen hayvanlar ve abisizliğim nedeniyle boğuluyor gibi hissediyorum. Bu çaresizlik sanırım mahvedecek beni.
Bi ekrem lazım bana abilik yapacak, ülkeye düzen getirecek, orduya cesaret verecek, tüm merhametiyle dünyanın bütün yemeklerini ve bütün sevgisini o yavrulara ulaştıracak, gücüyle kadınları koruyacak ve onlara özgürlüklerini verecek, kendini bi bok zanneden; kadınlara el bile kaldıran hayvanlara ne yapacak bilmiyorum ama bi şekilde icabına bakacak.
"Tanrıların insanı kendine oyuncak diye yarattıklarına inanasım geliyor" Eflatun
Seni seviyorum Ekrem Abi.
H. Seni ondan daha çok seviyorum, hatta herşeyden çok.
Kardeşiniz ve Ablanız
N. ÖZTÜRK
Kendinizi bildiğinizden beri hayran olduğunuz bir varlık düşünün. Ben düşündüm, Ekrem Habiboğlu. Yanında içmeyi, susmayı, konuştuğumda kelimelerimin değerini, sabrı ve vücudu korumanın önemini(pek yapamasam da)öğrendiğim, malesef abim kategorisindeki olağanüstü şey. Bakınız kelimeler anlatmaya yetmez böyle yaratıkları; kalbindeki samimiyeti ağzının değil gözlerinin gülüşünden anlarsınız. Ne olursa olsun mutlaka istersiniz sizin olmasını ama abiniz olarak mı, arkadaşınız olarak mı yahut sayabileceğiniz tonla şey olarak mı bilmem. Her görüşümde onu, abim gelmiş diye atlayıveresim gelir kucağına çoğu zaman yaparım da. Bunla bi evlensem diye düşünmemiş miyimdir, e tabiki insanlar kahramanlarıyla evlenmeyi her şeyden çok ister ama şuna dikkatimi çekeyim; bu adam öyle bir abi ki, başka hiçbir şeyiniz olsun istemezsiniz. Sonsuz güven doludur(etrafımdaki mühim olan hemen herkesi tanımasına rağmen en büyük sırrımı ona taşıtırım), sonsuz sakinlik ve sonsuz sabır. Hayatımda onun gibisini tanımadım, tanıyacağımı da hiç mi hiç sanmıyorum. Bi kız vardı benden bir yaş küçük Ekrem Abimden de beş; bi gün oturuyoruz "Sana Ekrem diyeyim mi?" dedi, normalde abi derdi; Ekrem Abim de "Abiyi aradan kaldırmak çok şeyi değiştirir, lütfen Abi de bana; daha çok hoşuma gider" diye cevap verdi. Neden bilmiyorum hayatımın şahit olduğum en büyük cevaplarındandır. Doğrudur; bir abi eksikliğini delice bir hüzünle duyuyorum; Ne Abim ne de Ekrem Abim dolduramıyor bunu; yanımda değiller çünkü; beni tanıma olanakları yok, kendimi en düzgün şekilde anlatamıyorum onlara.. Nasıl acı veriyor abisizlik insana, bir bilseniz. Bi abin mi eksik kaldı diceksiniz ülkenin bu berbat halinde, Afrika'da milyonlarca minicik yavru malesef açlıktan ölürken; sana bi bu mu acı veriyor? Değil, keşke ağızıma attığım her lokmadan o yavruların da karnı doysa ya da keşke onların o küçücük bedenleri yerine benimki yok olsa..
Çok kötüyüm bu sıralar, evrendeki en küçük noktadan bile küçük olan sözde sıkıntılarım, ülkemin değiştirilen ve hiçbir şey yapamadığım düzeni(?), ŞEHİTLERİM, elimin yazmaya bile zor gittiği minicik bedenler, her gün erkekler(?) tarafından öldürülen kadınlarım, dünyanın her biryerinde hergün Türk ismimi lekeleyen hayvanlar ve abisizliğim nedeniyle boğuluyor gibi hissediyorum. Bu çaresizlik sanırım mahvedecek beni.
Bi ekrem lazım bana abilik yapacak, ülkeye düzen getirecek, orduya cesaret verecek, tüm merhametiyle dünyanın bütün yemeklerini ve bütün sevgisini o yavrulara ulaştıracak, gücüyle kadınları koruyacak ve onlara özgürlüklerini verecek, kendini bi bok zanneden; kadınlara el bile kaldıran hayvanlara ne yapacak bilmiyorum ama bi şekilde icabına bakacak.
"Tanrıların insanı kendine oyuncak diye yarattıklarına inanasım geliyor" Eflatun
Seni seviyorum Ekrem Abi.
H. Seni ondan daha çok seviyorum, hatta herşeyden çok.
Kardeşiniz ve Ablanız
N. ÖZTÜRK
4 Eylül 2011 Pazar
gvgnhffffffffgjn
Vlat! N'olur gel artık. Çok özledim seni.
Ölmek istiyorum ölmek. Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa. dsnaTmcehjxwOenruuvLnytq3G4ymxöcAhfnuxrAöearhKvneuMcxmeEsjkxöNsdfEkfdıjdSkvjıgvdfEsncvVydvbG5edcfdsuxcjİxzkjjösdıLufmhdEysnRcvydLshfvdEjgkfdj
Ölmek istiyorum ölmek. Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa. dsnaTmcehjxwOenruuvLnytq3G4ymxöcAhfnuxrAöearhKvneuMcxmeEsjkxöNsdfEkfdıjdSkvjıgvdfEsncvVydvbG5edcfdsuxcjİxzkjjösdıLufmhdEysnRcvydLshfvdEjgkfdj
1 Eylül 2011 Perşembe
28 Ağustos 2011 Pazar
Kadın gibi davran- Erkek gibi düşün
Bir kadının tümüyle tatmin olması için dört erkeğe ihtiyaç varmış, biri yaşlı; biri çirkin; biri mandingo ve biri de eşcinsel.
Tavsiyen için teşekkürler.
Sevgiyle kal Kendimden Hikayeler
N.Ö.
Tavsiyen için teşekkürler.
Sevgiyle kal Kendimden Hikayeler
N.Ö.
24 Ağustos 2011 Çarşamba
Kürk Mantolu Madonna - Sebahattin Ali
Hiçbir kadın, ihtiras halindeki bir erkek kadar aciz ve gülünç olamaz. Buna rağmen bu hallerini bir kuvvet tezahürü zannedecek kadar yersiz bir gururları vardır.
Kürk Mantolu Madonna-Sabahattin Ali
23 Ağustos 2011 Salı
Kürk Mantolu Madonna - Sebahattin Ali
Etrafını bu kadar iyi tanıyan; karşısındakinin ta içini bu kadar keskin ve açık gören bir insanın heyecanlanmasına ve herhangi bir kimseye kızmasına imkan var mıydı? Böyle bir insan, önünde bütün küçüklüğü ile çırpınan birine karşı taş gibi durmaktan başka ne yapabilirdi?
Bütün teessürlerimiz, düş kırıklıklarımız, hiddetlerimiz; karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarındadır. Herşeye hazır bulunan ve kimden ne geleceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?
Kürk Mantolu Madonna/Sabahattin Ali
22 Ağustos 2011 Pazartesi
Louise L. Hay - Düşünce gücüyle tedavi 2
Sorun yaşanan bölge – Sorunun nedeni
Akıl dişi(yirmilik diş) – Sağlam bir temel oluşturmak için gereken zihinsel hazırlığı yapmamak.
Asabiyet- Korku, kaygı, mücadele, acelicilik. Yaşamın akışına güvenmemek.
Astım – Aşırı ve baskıcı sevgi.Soluk almayı kendinde hak görmemek. Boğulmuşluk duygusu. Bastırılmış gözyaşı.
Baş ağrıları- Değersizlik duygusu. Korku.
Bayılmak- Korku. İletişim kuramamak. Baş edememek.
Beyaz saç- Stres, baskıya ve zorlamaya inanç.
Depresyon- Sahip olma hakkını kendinde hissetmemekten kaynaklanan öfke.Çaresizlik.
Dişler – Uzun süreli kararsızlık. Karar vermek için düşünceleri analiz edememek.
Göz sorunları – Kişinin kendi yaşamında gördüklerinden hoşlanmaması.
Astigmat- “Ben” sorunu, kendini olduğu gibi görme korkusu.
Miyop- Gelecek korkusu. Geleceğe güvenmemek.
Kan basıncı; Yüksek tansiyon –Uzun zamandan beri çözülmeyen duygusal sorunlar.
Düşük Tansiyon- Çocukken yaşanan sevgi eksikliği.Yenilgi. Ne yararı var? Sonuçta bir şey değişmeyecek düşüncesi.
Kötü kokan nefes- Dedikodu. Yanlış düşünceler.
Selülit- Bastırılmış öfke ve kendini cezalandırma.
Tırnak yemek- Çaresizlik. Ebeveyne öfkelenmek.
Varis- Bulunduğu durumdan nefret etmek. Cesareti yitirmek. Aşırı yük taşıdığını ve çok çalıştığını hissetmek.
Akıl dişi(yirmilik diş) – Sağlam bir temel oluşturmak için gereken zihinsel hazırlığı yapmamak.
Asabiyet- Korku, kaygı, mücadele, acelicilik. Yaşamın akışına güvenmemek.
Astım – Aşırı ve baskıcı sevgi.Soluk almayı kendinde hak görmemek. Boğulmuşluk duygusu. Bastırılmış gözyaşı.
Baş ağrıları- Değersizlik duygusu. Korku.
Bayılmak- Korku. İletişim kuramamak. Baş edememek.
Beyaz saç- Stres, baskıya ve zorlamaya inanç.
Depresyon- Sahip olma hakkını kendinde hissetmemekten kaynaklanan öfke.Çaresizlik.
Dişler – Uzun süreli kararsızlık. Karar vermek için düşünceleri analiz edememek.
Göz sorunları – Kişinin kendi yaşamında gördüklerinden hoşlanmaması.
Astigmat- “Ben” sorunu, kendini olduğu gibi görme korkusu.
Miyop- Gelecek korkusu. Geleceğe güvenmemek.
Kan basıncı; Yüksek tansiyon –Uzun zamandan beri çözülmeyen duygusal sorunlar.
Düşük Tansiyon- Çocukken yaşanan sevgi eksikliği.Yenilgi. Ne yararı var? Sonuçta bir şey değişmeyecek düşüncesi.
Kötü kokan nefes- Dedikodu. Yanlış düşünceler.
Selülit- Bastırılmış öfke ve kendini cezalandırma.
Tırnak yemek- Çaresizlik. Ebeveyne öfkelenmek.
Varis- Bulunduğu durumdan nefret etmek. Cesareti yitirmek. Aşırı yük taşıdığını ve çok çalıştığını hissetmek.
21 Ağustos 2011 Pazar
Sevgili dişlerim
Kendimi bildim bileli dişlerime çok özen gösteririm. Evet çarpıklar hatta belki bunun verdiği psikolojiyle(eziklik de diyebiliriz) sürekli beyaz ve temiz tutmaya çalışmışımdır kendilerini. 19 yaşlarımda doktora gittiğimde beni müthiş hazin bir son bekleyeceğini bilmeden yaşadım hep. Üç dişime kanal tedavisi yaptılar, altı dişe dolgu, iki yirmilik dişim; biri çok ağır olmak üzere(İlk defa böyle bir işe kalkışan gerzek öğrenciler yaptı, ağzım tam iki saat açık kaldı ve sürekli gerzek insanların toplamda beş tane eli ağzımdaydı –ağzım kaç el alacak diye deniyorlardı sanırım- tepemde yirmi kişi çektiğim acıyı seyrediyordu, gerçek doktor da karşıdan; mal öğrencisine komutlar vermekle meşgul; adama resmen yalvararak baktım yardım etsin diye ama nafile. Bi ara ağzımı kapatabildim ve bana doktor getirin diye bağırdım; gerzek öğrenci biz neyiz burada diye cevap verdi, geçircektim ağzına bi tane. İnsafa gelen doktor hemen gelip kopardı dişimi, hadi çıkarın dedi öğrencilere; salaklar dişi boğazıma kaçırdı; aklıma geldikçe cinlerim tepeme çıkıyor; aylarca ağrısını çektim) ameliyatla alındı. Şu sıralar o dolgulu dediğim dişlerimden birine daha kanal tedavisi yapıyorlar aksilik olmazsa bu perşembe bitecek. Üstteki dört dişim çarpık, alttakiler de biraz çarpık ama hiç olmadı hepsinin alttakiler gibi olmasını yeğlerdim. Dişlerine bu derece önem gösteren birinde bu sorunların yaşanması hemen hemen sadece genetikle ilgiliymiş. Genetiğime…
Annem sürekli bana kararsızsın der. Sadece bana söylemekle kalmaz insanların yanında da söyler bunu ve kendimi deli gibi savunmak zorunda bırakır beni. Ben kararsız değilim diye saatlerce açıklamaya çalışırım hem anneme hem insanlara. Çıldırtır beni. İnkar ediyorum işte ne diye sürekli kararsız olduğumu söylersin ki?
Louise Hay denen bir kadın var bilir misiniz bilmem. Araştırmalarına göre diş ve dişlerle ilgili sorunların ruhsal sebebi kararsızlıkmış. Çok büyük yıkıma uğradım okuyunca. Hayır, kararlıyım desem; dişlerinle ilgili sorunlar nerden çıktı diye sormaz mı bilenler. Ayıkla pirincin taşını. İnsanlara açıklamaktan çok bunu kendime açıklamak zor geliyor açıkçası, hep kendimi kararlı ne yaptığını bilen bir insan olarak tanımlardım. Hadi elalemi kandırdım; kendimi nasıl kandıracağım?
Artık elimden geldiğinden daha fazla irdeleyeceğim kararlı olup olmadığımı, kafa yoracağım; kararlı mıyım değil miyim …. konusunda diye düşünemeye vakit ayıracağım ve iyi ya da kötü herhangi birine acilen karar vereceğim. Çünkü dişlerimi çok seviyorum ve beni terk etmelerinden korkuyorum.
Çarpık, dolgulu, kanal tedavili de olsanız; sizi çok seven sahibiniz.
N.Ö.
Annem sürekli bana kararsızsın der. Sadece bana söylemekle kalmaz insanların yanında da söyler bunu ve kendimi deli gibi savunmak zorunda bırakır beni. Ben kararsız değilim diye saatlerce açıklamaya çalışırım hem anneme hem insanlara. Çıldırtır beni. İnkar ediyorum işte ne diye sürekli kararsız olduğumu söylersin ki?
Louise Hay denen bir kadın var bilir misiniz bilmem. Araştırmalarına göre diş ve dişlerle ilgili sorunların ruhsal sebebi kararsızlıkmış. Çok büyük yıkıma uğradım okuyunca. Hayır, kararlıyım desem; dişlerinle ilgili sorunlar nerden çıktı diye sormaz mı bilenler. Ayıkla pirincin taşını. İnsanlara açıklamaktan çok bunu kendime açıklamak zor geliyor açıkçası, hep kendimi kararlı ne yaptığını bilen bir insan olarak tanımlardım. Hadi elalemi kandırdım; kendimi nasıl kandıracağım?
Artık elimden geldiğinden daha fazla irdeleyeceğim kararlı olup olmadığımı, kafa yoracağım; kararlı mıyım değil miyim …. konusunda diye düşünemeye vakit ayıracağım ve iyi ya da kötü herhangi birine acilen karar vereceğim. Çünkü dişlerimi çok seviyorum ve beni terk etmelerinden korkuyorum.
Çarpık, dolgulu, kanal tedavili de olsanız; sizi çok seven sahibiniz.
N.Ö.
19 Ağustos 2011 Cuma
Rüya
Gece gördüğüm rüyada Ali ve Vlat vardı. Uuzun bir rüya ve hatırlamıyorum tamamını ama sonlara doğru Vlat'la bulunduğumuz binanın bir alt katına iniyorduk ve orası Am-erika'ydı. Karşı caddeden de bizim buralarda oturan enine boyuna bir adam var onu gördüm hatta göz-göze geldik. O kadar.
Sabah hazırlandım işe gidiyorum, o adam. Ve göz-göze geldik. Allah allah bi iş var bu işte; kesin bişeyler olacak da Vlat'ın gelmesi gibi bişey olamaz ki; bugün mü gelcekti falan filan diye düşünüyorum.. bi yarım saat sonra hararetli bir tartışma, küfür kıyamet ve ayrılıyoruz domuz sevgilimle. Tabi ben o sinire hayatımızın bir parçası olan feysbuktan ilişkimizi bitirdim (ne mükemmel di mi, ne salağım :D) neyse hemen telefon geldi, neresi lan orası? +8 gibi bişey, açtım. Vlat telefonda, canım benim. Sen üzülme biz varız dedi nasıl teselli etmeye çalışıyor beni canım kuzum. Zamana bırak lütfen acele kararlar verme diyor.
Geçen kardeşim abla len rüyalar ilerde yaşıcaklarımızın da ipucunu veriomuş dedi, bok var da söylüon; biz bilmioz sanki.
Çok kederli bir kendimden hikayeler var; erkeklerle bi türlü bağlantı kuramıyomuş; "Ya sana ne erkeklerden, yalnızlığının; özgürlüğünün tadını çıkarsana; mal mal her şeyi sorgulayan, meraktan kıçı yırtılan bi insan olması güzel mi hayatında?" Bıktım ya. Nerde o başıma buyruk, gezip yiyip içip sıçtığım zamanlar.
"Ben bu dünyanın devri devranını, izzeti nefsini sikeyim.
Yansın bu ibneler, itfaiyenin hortumunu sikeyim.
Mecnun muyum, bir am için çöllere düşeyim,
Verirse verir, vermezse Leylayı da sikeyim." Neyzen TEVFİK
Tezer gibi sinirden toparlıyamıyorum ağzımı. Geçen çok sevgili bir insan yorum yapmış yine, nasıl sevinçliyim nasıl. Cinsimi bilmediği için hitap edememiş. Bayanım. :D Bazen belli olmasa da.
Seni seviyorum Vlat.
Onca km'den yine ilk yardımıma koşan sensin.
Sensiz içtiğim her bira artık iyice iğrençleşmeye başladı.
Dön!
Nadya İvanova.
Sabah hazırlandım işe gidiyorum, o adam. Ve göz-göze geldik. Allah allah bi iş var bu işte; kesin bişeyler olacak da Vlat'ın gelmesi gibi bişey olamaz ki; bugün mü gelcekti falan filan diye düşünüyorum.. bi yarım saat sonra hararetli bir tartışma, küfür kıyamet ve ayrılıyoruz domuz sevgilimle. Tabi ben o sinire hayatımızın bir parçası olan feysbuktan ilişkimizi bitirdim (ne mükemmel di mi, ne salağım :D) neyse hemen telefon geldi, neresi lan orası? +8 gibi bişey, açtım. Vlat telefonda, canım benim. Sen üzülme biz varız dedi nasıl teselli etmeye çalışıyor beni canım kuzum. Zamana bırak lütfen acele kararlar verme diyor.
Geçen kardeşim abla len rüyalar ilerde yaşıcaklarımızın da ipucunu veriomuş dedi, bok var da söylüon; biz bilmioz sanki.
Çok kederli bir kendimden hikayeler var; erkeklerle bi türlü bağlantı kuramıyomuş; "Ya sana ne erkeklerden, yalnızlığının; özgürlüğünün tadını çıkarsana; mal mal her şeyi sorgulayan, meraktan kıçı yırtılan bi insan olması güzel mi hayatında?" Bıktım ya. Nerde o başıma buyruk, gezip yiyip içip sıçtığım zamanlar.
"Ben bu dünyanın devri devranını, izzeti nefsini sikeyim.
Yansın bu ibneler, itfaiyenin hortumunu sikeyim.
Mecnun muyum, bir am için çöllere düşeyim,
Verirse verir, vermezse Leylayı da sikeyim." Neyzen TEVFİK
Tezer gibi sinirden toparlıyamıyorum ağzımı. Geçen çok sevgili bir insan yorum yapmış yine, nasıl sevinçliyim nasıl. Cinsimi bilmediği için hitap edememiş. Bayanım. :D Bazen belli olmasa da.
Seni seviyorum Vlat.
Onca km'den yine ilk yardımıma koşan sensin.
Sensiz içtiğim her bira artık iyice iğrençleşmeye başladı.
Dön!
Nadya İvanova.
12 Ağustos 2011 Cuma
Sakin
Geçen cumartesi gecesi bir film izledim, klasik Batı Avrupa, Güney Avrupa filmlerinden; hayattan kesit gibi bişey. Başı yok sonu yok, devamı için hep bi merak içindesin. Müthiş duygu yüklü müthiş sakin bir film. “La Stanza Del Figlio” Ailenin erkek çocuğu ölüyor. Ona rağmen fertler ne ağlarken gürültü çıkarıyor, ne cenaze kaldırırken. Aynı şekilde hayatlarına devam ediyorlar ama acıdan kıvranarak, hissediyorsunuz bunu.
O koştura koştura giden hayatıma baktım; neyim eksik? Maddi olarak değil da sanki maneviyetta bi boşluk buldum. Mesela 23 yaşındayım ama hala sevgiyle başımın okşanmasını, bana küçük bir kız çocuğu gibi davranılmasını arzuluyorum. Sevgi istiyorum. Sağ olsun günde yüz kere beni sevdiğini söyleyen bir sevgilim var ama lafla peynir gemisi yürümüyor. Okşanmak istiyorum şefkatli bir el tarafından.
Üniversitede çok sevdiğim bir arkadaşım vardı, (onunla yıllar sonra yeniden buluşmamız ayrı bi yazı konusu zaten de neyse) birlikte uyurduk. Nasıl yürekten sarılırdı bana, sıkı sıkı. Hiç sevgisizlik çektiğimi bilmem onun yanında ve ordayken o kadar sakin bir insandım ki, çok özlüyorum o sakinliğimi. Tamamen sevgiye bağlıyorum bu sakinlik işini. Filmde de öyleydi zaten, müthiş bi sevgiyle bağlıydı aile bireyleri birbirine, kavga gürültü yoktu evde, tartışma vardı ama sessiz sakin, taraflar birbirini sonuna kadar dinliyor ve söylenene kesinlikle inanıyorlar. (Bu konuda ben de çok iyiyim, karşı taraf bana ne söylüyorsa benim için doğru olan o’dur. Tabi bu mükemmel huyuma alışık bir toplum olmayan Türk halkı da sürekli benimle alay eder.) Sakinlik… Ne kadar muhteşem.
Sebahattin Ali vardır, herkesin bilmesini şiddetle tavsiye ettiğim. Bi de onun “Kürk Mantolu Madonna”sı. Raif Efendi’nin sakinliği mahvediyor beni, bütün yaşama nedenlerimi ortadan kaldırıyor.
"Bütün teessürlerimiz, inkisarlarımız (düş kırıklıklarımız), hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarıdır. Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?" (s.23)
"İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar." (s.32
"Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!... Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz?" (s.38)
"Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu... Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız?Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir acizlik bulunacak?" (s.97)
Kahretsin ki kitabımı birine vermiştim, son verdiğim kitap oldu ama; sonuçta geri alamadım, onca notum vardı orda; altı çizilmiş tonla cümle. Evde biyerlere yazmış olmam lazım, akşam arıcam yazarım.
İşin özü şu ki, çok sıkıntılıyım bu aralar, çok stresli ve de çok sinirli. Ben de bir “La Stanza Del Figlio” ya da Raif Efendi olmak istiyorum.
Rengin'e kucak dolusu sevgiyle.
Umarım bana Münster'den birşeyler getirirsin.
Seni seviyorum.
Nadi
O koştura koştura giden hayatıma baktım; neyim eksik? Maddi olarak değil da sanki maneviyetta bi boşluk buldum. Mesela 23 yaşındayım ama hala sevgiyle başımın okşanmasını, bana küçük bir kız çocuğu gibi davranılmasını arzuluyorum. Sevgi istiyorum. Sağ olsun günde yüz kere beni sevdiğini söyleyen bir sevgilim var ama lafla peynir gemisi yürümüyor. Okşanmak istiyorum şefkatli bir el tarafından.
Üniversitede çok sevdiğim bir arkadaşım vardı, (onunla yıllar sonra yeniden buluşmamız ayrı bi yazı konusu zaten de neyse) birlikte uyurduk. Nasıl yürekten sarılırdı bana, sıkı sıkı. Hiç sevgisizlik çektiğimi bilmem onun yanında ve ordayken o kadar sakin bir insandım ki, çok özlüyorum o sakinliğimi. Tamamen sevgiye bağlıyorum bu sakinlik işini. Filmde de öyleydi zaten, müthiş bi sevgiyle bağlıydı aile bireyleri birbirine, kavga gürültü yoktu evde, tartışma vardı ama sessiz sakin, taraflar birbirini sonuna kadar dinliyor ve söylenene kesinlikle inanıyorlar. (Bu konuda ben de çok iyiyim, karşı taraf bana ne söylüyorsa benim için doğru olan o’dur. Tabi bu mükemmel huyuma alışık bir toplum olmayan Türk halkı da sürekli benimle alay eder.) Sakinlik… Ne kadar muhteşem.
Sebahattin Ali vardır, herkesin bilmesini şiddetle tavsiye ettiğim. Bi de onun “Kürk Mantolu Madonna”sı. Raif Efendi’nin sakinliği mahvediyor beni, bütün yaşama nedenlerimi ortadan kaldırıyor.
"Bütün teessürlerimiz, inkisarlarımız (düş kırıklıklarımız), hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarıdır. Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?" (s.23)
"İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar." (s.32
"Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!... Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz?" (s.38)
"Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu... Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız?Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir acizlik bulunacak?" (s.97)
Kahretsin ki kitabımı birine vermiştim, son verdiğim kitap oldu ama; sonuçta geri alamadım, onca notum vardı orda; altı çizilmiş tonla cümle. Evde biyerlere yazmış olmam lazım, akşam arıcam yazarım.
İşin özü şu ki, çok sıkıntılıyım bu aralar, çok stresli ve de çok sinirli. Ben de bir “La Stanza Del Figlio” ya da Raif Efendi olmak istiyorum.
Rengin'e kucak dolusu sevgiyle.
Umarım bana Münster'den birşeyler getirirsin.
Seni seviyorum.
Nadi
9 Ağustos 2011 Salı
Şahin'ler
Ö.Ş. Evleniyor Y.A. ile, ben de nikah şahidiyim. O kadar heyecanlıyım ki anlatamam, öğrendiğimden beri elim ayağım titriyor. Çok komikti. Aradı beni Kıprıs'tan böyle böyle sen de nikah şahidim olcaksın dedi. Gık gık, konuşamadım :D toparlayamadım iki kelimeyi; sadece tamam diyebildiğimi hatırlıyorum. :D Harika bi duygu.
Şahin'lerin en çekirdek olacak ailesine öpücükler. :D
Nikah şahidiniz.
N.Ö.
Şahin'lerin en çekirdek olacak ailesine öpücükler. :D
Nikah şahidiniz.
N.Ö.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)